• BIST 105.026
  • Altın 162,799
  • Dolar 3,9202
  • Euro 4,6444
  • Samsun 7 °C
  • Ankara 4 °C
  • İstanbul 13 °C
  • 'SORUN KALMADI KENDİMİ İYİ HİSSEDİYORUM'
  • 4 FUTBOLCU TAKIMDAN AYRI ÇALIŞTI
  • Hedef 3 Puan
  • 'SORUN KALMADI KENDİMİ İYİ HİSSEDİYORUM'
  • 4 FUTBOLCU TAKIMDAN AYRI ÇALIŞTI
  • Hedef 3 Puan

SEYFİ GÜNAÇTI ve “GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE” -4-

Ali Kayıkçı

(Bir Edebiyat Sohbeti)
== 4 ==
Saygıdeğer Okuyucularımız!..
“Eğitimci Yazar Seyfi Günaçtı”yı bilip tanıyanlar, mutlaka onun “Terme Bilgi Gazetesi”nde yazdığı dikkat çekici köşe yazılarından bir veya birkaçını mutlaka hâtırlıyacaklardır.
Çünkü O, rahmetli  “Eyüp Şentürk”ün dâveti üzerine Mayıs 2006’dan beri bu haftalık gazetede yazı yazmayı sürdürdüğü gibi köşe yazılarından ilk 75 tanesini “Bakış Açısı” adı altında Mayıs 2011’de kitaplaştırmış, ardından da bir yıl sonra 79 köşe yazısını ise yukarıdaki başlıkta adı geçen eseri ile okurları ve öğrencilerinin karşısına bir defa daha çıkarak takdirlerini kazanmasını bilmiştir…
Diyerek kendisinden kısaca bahsettiğimiz Günaçtı’nın, Eğitimci Şâir ve Yazar Ahmet Sezgin’in tavsiyesine uyarak bize imzalayıp göndermek lütfünde bulunduğu “Geçmişten Günümüze”sini yayına hazırlayan “Samsun Erol Ofset Matbaacılık Yayıncılık Ambalaj San ve Tic. Ltd Şti”,  arka kapakta yazarını şu şekilde tanıtmaktadır, diyerek de önceki yazılarımızda hayat hikâyesini verdiğimiz, sonrasında ise eserinden alıntılar yapmak suretiyle kıymetli hemşehrimizle ilgili tanıtmamıza bugün de devam eyliyoruz:
Eserin 115. sayfasında  “Berat Gecesi” başlıklı yazıda ise, “Belki benim de günahım vardır. Belki ben de hatalı davranmışımdır” şeklindeki düşünceyi Peygamberler bile söylememişken, nasıl olup da bunu sıradan insanlara söyletebiliriz ki? Kaldı ki Yazar, paragraf başında “Şu dünyada günah işlemeyen, günahı olmayan kim vardır, peygamberlerden başka?” diyerek zaten doğrusunu söylemişken burada bir tenakuza düşmüş oluyorlar ki bu yanlış ifâdeler yeni bir baskıda mutlaka çıkartılmalıdır…
Bir hatip veya yazarın “Ben oruç tutmaya… ben namâz kılmaya… ben Hacca gitmeye…” diye söze başlaması, Allah korusun kişiyi “riyâ” felâketine sürüklemesi korkusu karşısında çokça düşündürmeli ve Cenâb-ı Allah için yapılmış olan bir ibâdetini kullar için reklâm vasıtası olarak kullanmamalı demekle yetiniyoruz…
Eserin 126. sayfasında karşımıza pek çok gazeteci ve yazarın sık sık düştüğü bir hatâya düştüğünü göstermektedir ki bu da “Muharref Tevrât” ve “Muharref Încîller”de geçen herhangi bir cümle, eğer Kur’ân-ı Kerîm’in ifâdesince teyit edilmemişse (meselâ; hırsızlık yapmayınız, haksız yere bir cana kıymayınız, zinâya yaklaşmayınız… gibi), o cümleye “âyet” demek, ona “âyet-i kerîme” demek suretiyle onu âdeta Cenâb-ı Allah’ın kelâmı imiş gibi zikretmek, çok büyük bir yanlıştır…
136. sayfada  “…İslâm’ın şartlarından en az yerine getirilenin zekat olduğunu sanıyoruz.” Burada hem “en az yerine getirilen” denilerek “kesin bir hükme” varılıyor, arkasından da “sanıyoruz” deniliyor. Fesübhân’Allah!..  Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde “zekât”la ilgili resmî kayıtlar vardı. Onlara bakarak, o gün için belki bir kanaate varılabilir idi; fakat bugün için dîni meselelerde böyle uluorta konuşmak, hele hele “sanıyorum” diyerek ahkâm kesmek, oldukça vebâlli bir sözdür…
Eserin 151. sayfasında Yazar; “5” ve “7” yaşındaki çocukların Hacca götürülmesi olayını âdeta alkışlayıp teşvik etmekte, ancak “Haccın farzlarından birinin âkil bâliğ olmak” olduğu gerçeğini unutmuş gözükmektedir…
Eğitimci Yazar Seyit Günaçtı;  adı geçen eserinin 187. sayfasında “Çanakkale Destanı” başlıklı yazısının devamında, Âkif’in meşhûr “Çanakkale Şehitlerine” başlığı altında kaleme aldığı bölümdeki,  “Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhid’i/Bedr’in arslanları ancak bu kadar şanlı idi…” mısralarına karşı duyduğu hayranlığı dile getirirken, maalesef pek çok eğitimci ve yazar gibi O da büyük bir hatâya düşmekte ve Çanakkale Savaşı’na iştirak eden mücâhidleri,  ”Peygamberimiz (s.a.v.)’in emrinde, 313 Sahabî’nin katılarak 14 şehîd verdiği Bedir Harbi”ne katılanlardan üstün görme/gösterme bahtsızlığına düşmektedir.  “Hayatta iken Cennetle müjdelenen/Aşere-i Mübeşşere”nin ve “4 Halife Dönemi’nin mümtaz şahsiyetleri”nin de bulunduğu bu şanlı topluluğu, Âkif’den başka hiçbir kimse bu şekilde tasvire cüret etmemiş/edememiştir.  M. Âkif, üzüntü ile ifâde etmek isteriz ki, Mason üyesi kayınpederi Ö. Rızâ Doğrul’un tesirinde kalarak Cennetmekân Sultan Abdülhâmid Hân’a dil uzatmak küstahlığının yanında bir de “Dinde Reformcu/Vehhâbî Müftüsü M. Abduh’u da kendisine üstâd kabûl ederek tesiri altında kalmış”tır…
Eserin 196. sayfasında ise karşımıza bir başka fecâat çıkmakta ve “Geçmişe Yolculuk” başlığı altında; gayri millî, gayri ahlâkî ve dindışı bir inanış olan “Amazonlar-Terme” efsânesi üzerinde durulmakta ve bâzı basın-yayın kuruluşlarından yapılan alıntılarla okuyucuların zihinlerinin karışmasına sebebiyet verilmektedir.  Başta 19 Mayıs Üniversitesi’ndeki araştırmacı-yazar ve öğretim üyesi bâzı tarihçilerimiz tarafından defaatle dile getirilmesine ve “Bu eski bir Grek/Yunan efsânesidir; asla târih ve hakîkat değildir” denilmesine rağmen hâlen daha dış güçlerin, kültür hakîmiyeti altına girerek âdeta onların savunuculuğunun yapılmasını anlamakta güçlük çektiğimizi belirtmek isteriz… (Yaklaşık 20 yıldan beridir bu konuda kaleme aldığımız köşe yazılarımız ile eserlerimizde geniş bilgiler verilmiştir. Fazla bilgi için bunlara bakılabilir.)
Eserin 201. sayfasında ise pek çok kimsenin düştüğü bir hatâ karşımıza çıkmakta ve “Ramazân ve Kurban Bayramlarından bir gün öncesine ait olan gün” için kullanılan “Arefe”  kelimesinin yanlışlıkla hep “Arife” diye yazılıp söylendiğine şâhit olmaktayız. “Arife” sadece o günde doğan kız çocuklarına  isim olarak verilirse doğru ve yerinde kullanılmış olur.
Eserin 204. sayfasında  “magazin basının âşk konusunu sulandırması”ndan bahsedilmekte ve “aşk’ı yozlaştıran, değersizleştiren basına ne demeli?” denildikten sonra Gazeteci-Yazar Ali Sami Alkış’ın bir yazısından alıntı yapılmakta ve O’nun, “Gazete tiraj, kadın piyasa yapıyor ama, toplumun temeline dinamit konulmuş, kimin umurunda?” sözünün akabinde “Bu tespitin üzerine bize söz düşmez”  cümlesiyle yazı bitirilmektedir.
Evet; büyüklerin yanında bizlere belki söz düşmez ama en azından “Aynen katılıyorum” denilerek fikir beyan edilerek onların görüşü kuvvetlendirilebilirdi…
Eserin 206. sayfasında “Adı Bayram” başlığı altında “1 Mayıs” günü irdelendikten sonra söz “27 Mayıs 1960”a getirilmekte ve sonrasında ise “1 Mayıs 2009 günü”nün “Cuma günü”ne denk gelmesi sebebiyle rahat bir “Cuma namâzı kılındığı” ifâde edilmektedir ki devamında kendilerinden en azından hafta tatilinin Cuma gününden Pazar gününe alınmasının tenkîdine yönelik birkaç cümle bekledik.  Hemşehrimiz ve ağabeyimiz Kadir Mısıroğlu’nun bu konuda yazdıklarından hiç olmazsa bir-iki paragraf ümit ettik…  Çünkü kendilerinin,  “cihâdın 2. kısmının ilmî cihâd olduğu”nu Sayın Günaçtı’nın bizden çok daha iyi bildiğine inanıyoruz…
Yazar, eserinin 210. sayfası son satırında “Namazın (ve tabii ki her ibadetin) faydaları, bizim bildiğimizden daha fazladır” diyebilir miyiz? sözü “…çok daha fazladır.” şeklinde sonlanmalı, araya zihinleri bulandırıcı ifâdeler katılmamalıdır… 
Eserin 213. sayfasında Sayın Günaçtı,  “Ben sadece görüşümü belirtmek istedim. Diğer yazdıklarım da kimseyi eleştirmek için değildir.” demekte ve bu sözüyle de âdeta “Emr-i ma’rûf ve nehy-i münker” sözünü unutmuş görünmektedir. Bir yazar için bu konuda susmak ve ilm-i tenkîd dışında kalmak için kendisini frenlemek kadar üzücü bir durum olmasa gerektir… Bir köşe yazarı; gördüğü iyi şeyleri övmekle olduğu kadar yanlışları da tenkîd etmekle mükelleftir, diyoruz. Yoksa, niye köşe işgâl ediyor ki?..
Eğitimci Yazar Seyit Günaçtı, eserinin 220 ve 221. sayfalarında, son asrın hastalıklarından biri olan ve bilhassa bâzı ilâhiyatçılarımız için âdeta marazî bir hâl almış olan “Meâlcilik” hastalığına tutulmuş görünmekte ve O da malûm Âkif’in rüzgârıyla, âyet ve meâl demekte, hadîs-i şerîfler ile icmâ ve kıyâs’ı, dolayısıyla da âdeta ilmihâl/fıkıh bilgilerini unutturmaya çalışanların ekmeğine yağ sürüyor kanaatine sebebiyet vermektedir…
Diyoruz ve başta Sayın Eğitimci Yazar Seyit Günaçtı Bey kardeşimizi ve sonraki baskıyı gerçekleştirecek olan matbaa/yayınevini mutlaka bu düzetmeleri yaptıktan sonra esere yeni şeklini vermelerini diliyoruz…
Kalbî sevgi ve saygılarımızla…

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim