• BIST 83.067
  • Altın 146,538
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Samsun 3 °C
  • Ankara 1 °C
  • İstanbul 5 °C
  • YENİ TRANSFERLER SAMİMİ AÇIKLAMALAR
  • PFDK'DAN ADANADEMİRSPOR’A BÜYÜK ŞOK !
  • BAKAN ÇAĞATAY KILIÇ’TAN SAMSUNSPOR’A TAZİYE MESAJI
  • YENİ TRANSFERLER SAMİMİ AÇIKLAMALAR
  • PFDK'DAN ADANADEMİRSPOR’A BÜYÜK ŞOK !
  • BAKAN ÇAĞATAY KILIÇ’TAN SAMSUNSPOR’A TAZİYE MESAJI

SEYFİ GÜNAÇTI ve “GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE” -3-

Ali Kayıkçı

(Bir Edebiyat Sohbeti)
== 3 ==
Saygıdeğer Okuyucularımız!..
“Eğitimci Yazar Seyfi Günaçtı”yı bilip tanıyanlar, mutlaka onun “Terme Bilgi Gazetesi”nde yazdığı dikkat çekici köşe yazılarından bir veya birkaçını mutlaka hâtırlıyacaklardır.
Çünkü O, rahmetli  “Eyüp Şentürk”ün dâveti üzerine Mayıs 2006’dan beri bu haftalık gazetede yazı yazmayı sürdürdüğü gibi köşe yazılarından ilk 75 tanesini “Bakış Açısı” adı altında Mayıs 2011’de kitaplaştırmış, ardından da bir yıl sonra 79 köşe yazısını ise yukarıdaki başlıkta adı geçen eseri ile okurları ve öğrencilerinin karşısına bir defa daha çıkarak takdirlerini kazanmasını bilmiştir…
Diyerek kendisinden kısaca bahsettiğimiz  Günaçtı’nın, Eğitimci Şâir ve Yazar Ahmet Sezgin’in tavsiyesine uyarak bize imzalayıp göndermek lütfunda bulunduğu “Geçmişten Günümüze”sini yayına hazırlayan “Samsun Erol Ofset Matbaacılık Yayıncılık Ambalaj San ve Tic. Ltd Şti”,  arka kapakta yazarını şu şekilde tanıtmaktadır, diyerek de bir önceki yazımızda hayat hikâyesini verdiğimiz, dünkü yazımızda ise eserinden alıntılar yaptığımız kıymetli hemşehrimizle ilgili tanıtmaya bugün de devam eyliyoruz:
Arı dil/Öztürkçe (A. Dilaçar ve N. Ataç) Hastalığı:
“İmam Hatip ve Yüksek İslâm Enstitüsü” kökenli olmasına ve ailece de Trabzon gibi mânevî  ve millî duyguları yüksek bir yöreden gelmesine rağmen Sayın Günaçtı,  yamuk ve  millî’siz milli eğitimin ve uyduruk Türkçe ile kaleme alınmış kitapların tesirinde kalarak yetiştiği ve tehlikeyi haber veren üstâdların eserlerine de muhtemelen ulaşamadığı içindir ki bu kıymetli Hoca’mız,   maalesef yazılarında “arı dil” denilen, sözümona “Öztürkçe” denilen; esasında, dînimize ve şanlı târihimize doğrudan saldırmayan/saldıramayanların sinsi oyunları ile ortaya çıkan ve gayrimüslimler ile ateistlerin öncülük yaptığı bir akıma kapılmış ve yer yer o güzel fikirlerini bu “sözcükler”  ile “dumura” uğratmış, âdeta felç etmiştir: 
Doğal (s.: 9, 107 ve 136), izlenim (s.: 9, 106 ve 211), anı (s.: 13 ve 67), doğa (s.: 8), amaç (s.: 20, 67, 103, 153, 156, 158, 162, 174, 177, 194 ve 199), sorun (s.: 21 ve 129), değinmek (s.: 20, 545, 141 ve 178), toplumsal (s.: 25 ve 137), yapıt (s. 41 ve 42), gizem (s.: 41), onur (s.: 55 ve 223), birliktelik (s.: 66), ortam (s.: 66, 67, 84, 113, 131, 134, 156 ve 207), yöntem (s.: 69, 175 ve 209), öneri (s.: 75 ve 166), duygusal (s.: 86), içerik (s.: 93), izlemek (95 ve 212), bilinç (s.: 95), bilinçaltı (s.: 134), kent (s.: 107), birey (s.: 109), oluşturmak (s.: 109, 148 ve 149), kişisel (s.: 129), yaşam tarzı (s.: 333), tanıklık (s.: 137), olası (s.: 141, özveri (s.: 151), aşama (s.: 153), uyarı (s.: 161), ikilem (s.: 172, yetenek (s.: 179), özenti (s.: 181), yönelik (s.: 198), etkinlik (s.: 199 ve 201), ilgi (s.:212), eleştiri (s.: 213), düzey (s.: 214), kez (s.: 214) ve sınav (s.: 224).
(Not: “A. Dilaçar”ın esas adının “Agop Martayan” ve “N. Ataç”ın da babasının verdiği “Nurullah” adınını İslâmî olduğu ve Osmanlı bulduğu gerekçesi ile reddettiğini ve Ulus Gazetesi’ne verdiği bir röportajda da kendisinin “dinsiz değil, ateist olduğu”nu bizzat söylediğini belirtmek isteriz.)
Bâzı Tertip/İfâde Hatâlı Cümleler:
Eserin 12. sayfasında Sayın Günaçtı, “Öğretmenler Günü”nü yazı konusu yaparken önce “Atatürk”ün bir vecîzesine, ardından da “Peygamberimiz Efendimiz” (sallallahü aleyhi vesellem)’in bir hâdis-i şerîflerine yer vermişler ki, bu asla bilerek yapılabilecek bir hatâ değildir.
39. sayfada Yazar, yukarıda bahsettiğimiz İzmir Güzelyalı Camiî’nde yaşadığı bir “hutbe” hadisesini ele almakta ve “Bazı hatiplerimiz hutbede sadece Fatiha suresini okur veya bir ayet okuyarak hutbeyi bitirir. Bu şekilde hutbenin farziyyeti yerine gelmiş olur mu?” diye sorduktan sonra da cevâbını yine kendisi doğru bir şekilde vermekte ve “Olur” demektedir. Bundan sonrasında ise şöyle devam etmektedir:
“Peki, bu hutbeden Müslümanların alması gereken ders gerçekleşmiş olur mu?
Buna kolaylıklı ‘evet’ demek mümkün değil. Çünkü cemaatin çoğu okunan ayetin anlamını veya Fatiha’nın Türkçesini tam olarak bilmez. Peki, görevli arkadaşımız Fatiha’nın Türkçesini de okusa ne kadar zaman alır?”
İşte bu ve benzeri şahsî düşünceler “Cuma hutbeleri”ne karıştırıldığı içindir ki Diyanet İşleri Başkanlığı da zaman zaman yaptığı yersiz müdahaleler ile hutbeyi âdeta hutbe olmaktan çıkarmış ve bir konferans hâline getirmiş bulunmaktadır.
Konu hakkında “Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye”de bakınız neler buyrulmaktadır:
“Âlimlerimiz, Cum’a hutbesini okumak, namâza dururken (Allahü ekber) demek gibidir, dedi. Yani, ikisini de yalnız Arapça okumak lâzımdır. Fârisî okumak da olur veya her dil ile okumak caiz, fakat tahrîmen mekrûh olur diyen de oldu. Hatîbin, hutbede emr-i marûfdan başka şeyleri, Arapça bile söylemesi mekrûhdur. Hatîb efendi, içinden E’ûzü okuyup, sonra yüksek sesle, hamd ve senâ ve kelime-i şehâdet, salât-ü selâm okur. Sonra va’z yani sevâba va azâba sebep olan şeyleri hatırlatır ve âyet-i kerîme okur. Oturup kalkar. İkinci hutbeyi okuyup,. Va’z yerine, mü’minlere düâ eder. Dört halîfenin adını söylemesi müstehabdır. (…) Hutbeye dünyâ sözü karıştırmak harâmdır. Hutbeyi, nutuk, konferans şekline sokmamalıdır. Zâlim kimseleri, âdil diye medh eden, din düşmanlarının ölüsüne, dirisine düâ eden, kâfir olur. Hutbede va’z söylemesi demek, emr-i ma’rûf ve nehy-i anilmünker bildirmesi demektir. Hikâye, siyâset, ticaret ve başka dünyâ işlerini anlatmak demek değildir. (Nûr-ül-îzâh Tahtâvî şehri)nde (Hutbeyi kısa okumak sünnetdir, uzun okumak mekrûhdur) buyurmaktadır.
Türkiye’deki İslâm âlimleri, altıyüz seneden beri, hutbeleri Türkçe okutup, milletin anlamasını çok istediler ise de, hutbenin kabûl olmıyacağını düşünerek, buna izin vermediler. Ayrıca, Cum’a vâ’ızları koydular. Bu vâ’ızlar, namâzdan önce veya sonra, hutbenin manâsını anlatırdı. Cemâat, hutbeyi böylece öğrenirdi.
Seyyid Abdühhakîm-i Arvâsî “kuddise sirruh” buyurdu ki, (İbâdet, emirleri yapmak demektir. Kur’ân-ı kerîmi, hutbeyi okumak ibâdettir. Bunların manâsını anlamak emr olunmadı. Bunları anlamak, ibâdet değildir. Kur’ân-ı kerîmi anlamak için 72 yardımcı ilmi ve 8 temel ilmi öğrenmek lâzımdır. Ancak, bundan sonra, Kur’ân-ı kerîmi anlamağa istidât hâsıl olup, Cenâb-ı Hak, ihsân ederse, anlıyabilir. Herkes anlamalıdır demek, dîne müdâhene etmek olur. Kur’ân-ı kerîmi anlamak için, istidâdı çok olan on sene, orta olan elli sene çalışmak lâzımdır. Bizim gibi az olanlar ise, yüz sene de çalışsak bir şey anlayamayız.”
Eserin 43. sayfasında Sayın Günaçtı, “Araplar Mekke’deki Ecyad Kalesi’ni yıktığında içimiz sızlamadı mı?” derken sanki bütünüyle Arap dünyâsı bu fiili işlemiş gibi bir ifâde kullanmaktadır ki, bunun yerine “Suûdiler” veya “Vehhlâbîler” demesi, aynı sayfanın sonlarına doğru da “Afganistan’da 53 m. boyutundaki Büyük Buda  Heykeli’ni, inançlarına aykırı olduğunu düşünen Müslümanların yıktığı söylendi.  (...) Eğer Müslümanlık; taşları kırmak, tarihi eserleri yıkmak olsaydı Büyük Buda Heykeli 1000 yıldır orada duruyor olamazdı. Yakıp yıkmayı marifet sayanları İslam anlayışı ile bağdaştıramayız.”  derken de bu işi yapan küçük bir azınlık grubun (Şiâ veya Vehhâbîler yahut da El Kaide gibi) adını vermek yerine bütün Müslümanları yıkıcılıkla suçlamakta, diğer taraftan da Kâbe içerisine kadar girmiş olan putların bizzat Peygamberimiz Efendimiz tarafından, O’ndan öncesinde ise İbrahim aleyhisselâm tarafından nasıl birer birer kırılarak ortadan kaldırıldığını maalesef hâtırlamamaktadır.(*) (Devam edecek)

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim