PAYLAŞMANIN TADI

Sami Kesmen

     Kişi, kendisi için istediğini başkaları için de istemedikçe Kâmil mü'min ol(a)maz. 
     Mü'minler, kardeştir. Kardeşlik, ıslahı, nasihati ve paylaşmayı gerektirir. 
     Mü'min, müminin aynasıdır, ışığıdır, rehberidir. Müslüman bir toplumda uçlar ol(a)maz.
     Zenginler, fakirlerin derdini çözmek için onları arar, bulur. Fakirler de, zenginlere buğuz etmez, onları kendileri için birer lütuf görür. 
     Paylaşmak için mutlaka maddi bir servete, mali bir güce sahip olmak gerekmez. 
     Fakirin de zenginle paylaşacağı mutluluk ve huzur gibi manevi serveti, dua gibi ruhu yücelten sermayesi vardır. 
     Dua, en büyük servettir. Başkalarıyla paylaşılması, paylaşanın derecesini yükseltir. 
      Sağlık, en güzel servettir. Sahibinin başkalarına hizmet edebilmesinin temel şartıdır. 
      Birine yardımcı olduğunda sevinen, paylaşmanın tadına varmış demektir. 
     Sahip olduğunu başkasıyla paylaştığında, eksiklik ve huzursuzluk hisseden; ruhunu terbiye edememiş, paylaşmanın erdemine  ulaşamamış demektir. 
     Sahip olduklarından en çok sevdiğini başkalarıyla paylaşmanın keyfi, dünyalık başka bir mutlulukla izah edilemeyecek kadar huzur vericidir. 
     Paylaşmanın değeri, tadınını bilmeyle anlaşılır. Tadını bilmek de, paylaşmakla olur ancak. 
      Kederi paylaşmak, sevince ortak olmak, elinden tutmak, yüzüne bakmak; karşı tarafın gönlüne girmektir. 
      Müslümanın kalibresi, ibadeti ile değil paylaşma yüzdesi ve pratiği ile anlaşılır. 
      Kaliteli müslüman; sahip olduklarını ilahlaştırma yerine, İlahının rızası için onları paylaşır. 
     Paylaşmak; kendine güvenin de ifadesidir. Mala, köle olma yerine, Allah'a kul olmanın yansımasıdır. 
     Toplumun güveninin kazanmak için, onları Yaratan İlaha kul olmak gerekir. 
     Dünyalıkların kölesi olan, kulların güvenini kazanamaz. Kendisi güvenilir olmayan, başkalarına güvenemez. 
     Sözü paylaşmak, özü paylaşmak, günü paylaşmak, zamanı paylaşmak; kul olmanın gereğidir. 
     Paylaşamamak; dünya köleliğinin farklı bir yansımasıdır. Sahip olduklarının etkisinde kalarak, kendini köleleştirmiş olmaktır. 
     Paylaşılmayanlar, kişinin toplumdan gasp ettikleridir. Zira, Kur'an mesajına göre mülk Allahındır ve insanlar üzerinden yine insanlar arasında paylaşılması için insanlara verilmiştir. 
     Mülkü kendine ait zanneden, sahip olduklarına  ihanet edendir. Emanet olan varlıklar, başkalarıyla  paylaşılmazsa, onlara ihanet edilmiş olur. 
    Paylaşmanın tadına varmak için, sahip olunanlardan vererek, onları duaya dönüştürmek gerekir. Duaya dönüşen her maddi ve manevi hizmet, hayatı huzurlu sahibini mutlu kılar. 
     Paylaşmanın karşılığı "Ecir"dir. Sahip olunan nimetleri ücrete dönüştürmek, ecrini ortadan kaldırır. Karşılığı dünyada ve maddi olan; "Ücret", karşılığı manevi olan ve ahirete tahvil edilen; "Ecir"dir.
      Karşılığı "Ecir" olan,  tad ve huzur verir, ahireti kazandırır. Karşılığı "Ücret" olan, kişiyi yalnızlaştırır, sahip olduklarını da ilahlaştırır.
    Paylaşmak; kişiyi kâmil mü'min yaparken, paylaşmaktan korkmak ve kaçmak da, kişiyi sahip olduklarına köle yapar.