PARALELLİ TERELELLİ

Hasan Özduman

Her şey 17 ve 25aralık 2013 tarihlerinde, yasalara göre görevlerini yapan emniyet ve yargı mensuplarının dinleme, takip ve tespitleri sonucu rüşvete, yolsuzluğa bulaşmış iktidar mensubu bakan, çocukları ve yandaş işadamlarının tutuklanmalarıyla başlar. Bu kurumların asli görevleri suçluları yakalayıp yargılamak iken bu uygulamaya darbe dendi. Takip ve yargılamaları kapatmak için emniyet ve yargıda büyük bir kıyım ve yasa değişikliğine gidildi. Hemen arkasından,iktidara darbe hazırlığı ve kapatma planları yapan ve yargılamaları altı yıl devam eden, hükümetin en büyük siyasi operasyonu kabul edilen ve askeri vesayeti ortadan kaldırmayı amaçlayan Ergenekon ve Balyoz davalarından  hüküm giyen yüzlerce asker ve sivil affedildi. Başta Doğu Perinçek olmak üzere Aydınlıkçı ve Ulusalcılarla anlaşarak “bakın bana da, size ve orduya da kumpası bu paralelciler(?) yaptı” havası verildi. İki arada bir derede kalan iktidar, hala devam eden yargılanma tehlikesini savuşturmak için bunlarla iş birliği yapma gereğini ve karşı tarafla mücadele cephesini güçlendirmeyi düşündü. Ulusalcıların aradığı da zaten buydu; iktidarın içinde yer almak, davayı daha sağlam zeminde yürütmek, bir taşla iki kuşu vurmaktı. Hizmet hareketi ile birlikte iktidarı da bitirme planı yapan Ulusalcı Ergenekoncular hemen harekete geçiyor, Emniyet teşkilatını AKP’ye bırakarak yargıyı ele alıyor, kendi paralelindeki kadroları oluşturuyordu. Yeni yargıyı oluşturmada büyük destek veren iktidar da böylece yolsuzluklardan kaçarken Ulusalcıların sarmalına düşüyordu. Paralelle(!) mücadelede amaçlı oluşturulan 2014 HSYK seçimleri sonrası Perinçek şöyle diyordu :” Seçilen savcıların ve yargıçların hükümetin emrinde olmayacağı garantisini ben veriyorum.” TEKE TEK programında da “ AKP yavaş yavaş bize geldi. “diyordu.  Şamil Tayyar bu tehlikeyi fark ederek 17 nisan 2015 te , Cemaatle mücadelede kantarın topuzunu kaçırdıklarını, Ergenekon’la ittifakın sürdürülmesi halinde en büyük kavganın üç yıl içinde eski derin devlet kalıntıları ile olacağını söylüyordu.Sonuç olarak bu işbirliği, 28 şubata rahmet okutacak boyutu da aşarak ülkede akla hayale gelmeyen zulüm, haksızlık ve mağduriyetlere sebep oldu; hala da devam ediyor. Kılavuz karga meselesi…Ulusalcıların,”Gülen’i ve AKP’yi bitirme planı” iktidarın kendi eliyle adım adım uygulanıyor. Kanser içerden sessizce ilerliyor. Bu gidişle ve bu kafa ile devam edilirse Cemaat biter mi bilmem ama AKP’ den şüpheliyim.

AKP’nin yanlış ve çıkarcı politikaları hem kendi  hem de  ülkenin başına hep dertler açmıştır. Aynı benzer nedenlerle ve aynı dönemlerde yüzlerce KCK tutuklularını da serbest bırakmışlardı.Onlara da aynı şey söylenmişti. “Sizi paraleller tutuklamıştı.” İçişleri bakanı İdris Naim Şahin döneminde bitirilme noktasına getirilen PKK terör örgütünün takibine son verildi. Kendisi de görevden aldırılmıştı.Malüm çözüm sürecine geçildi. Üç yıl boyunca mülki amirlere ve güvenlik güçlerine karışma, bulaşma, görme talimatı verildi. Affedilen KCK lılarınrehberlik ve eğitimleriyle üç yıl önce sokak aralarında taş, sapan, molotof atan çocuklar, bu rahat ortamdan faydalanarakbu sefer mermi, roket atmaya, kalaşinkof, doçka, uçaksavar kullanmaya başladılar; dağlardan inerek mahallelerde tünellere, mevzilere yerleştiler. Ve sonuç ortada. Yüzlerce şehit, yıkılan, yakılan evler, iş yerleri, okullar, hastaneler, göç eden yüzbinler, eğitimsiz kalan on binler; ağlayan bütün bir millet. Peki bu yanlışlar, hatalar neden, neye karşılık yapıldı? Cevabını siz verin.Başbakan yard. Şimşek şöyle diyor :” Dünyanın hiçbir demokrasisi, eli silahlı teröristlerin şehirlerde kümelenmesine müsaade etmez.” Kime söylüyor; onlara mı, bize mi, kendilerine mi anlamak mümkün değil.