GÖNÜL DÜNYAMIZDAN/3

M.Halistin Kukul

 (Dünden devam)
       5. Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî ( 1207-1273)'nin bütün eserlerinde "gönül" geniş yer tutar. Biz, mevzûmuza ışık tutacak miktarda örnekler sunacağız.  İlk misâlleri, Kültür Bakanlığı tarafından  2000 yılında yayınlanan ve Abdulbâki Gölpınarlı tarafından hazırlanan Mesnevî ve Şerhi adlı kitaptan  sunuyoruz:
        "A gönül, önce kinden, pislikten arın da sonra Hamd sûresini çevikçe oku. Dilinde övüş var, içinde sövüş; dile gelen sözde ya şeytanlık, ya da afsun İşte bundan dolayıdır ki Allah, ben görünüşe değil, öze bakarım demiş" ( Bknz. 4. Cilt, Sf. 243)
         "Demek ki, mahremlik dili apayrı bir dil; gönüldeşlikse dildeşlikten de daha iyi. Sözsüz, işâretsiz, yazısız; gönüldeki yüzbinlerce tercüman kopar, belirir." ( Bknz. Cilt: 3, Sf.263)
      "A kara tencere, kat-kat isler içindesin; bu is, iç yüzünü de karartmış senin. Gönlünde pas üstüne paslar var; bu paslar öylesine yığılmış ki, gönül gözün, sırlara karşı kör olup gitmiş." (Bknz.  Cilt: 2, Sf. 453)
      "Gerçek söz verişleri gönül kabullenir; geçici söz verişlerse insanı tasalandırır. Büyüklerin söz verişleri, yürüyüp duran definedir; ehil olmayanların söz verişleri ise, akıp giden bir zahmettir, bir eziyettir. " (Bknz.Cilt 3, Sf.62)
      "Candan, gönülden kopmadan dile gelen güzel sözler, külhânda biten yeşilliğe benzer dostlar. Onları uzaktan seyret, geç git yoluna; oğul, onlar ne yenmeğe değer, ne koklanmaya." (Bknz. Cilt: 3, Sf. 410)
       Mevzûmuzla ilgili olarak başka örnekleri, Abdülbâki Gölpınarlı tarafından hazırlanan ve 1955 yılında Remzi Kitabevi tarafından yayınlanan Hazret-i Mevlâna'nın Dîvân-ı Kebîr Gül-Deste   adlı kitabından naklediyoruz:
       "Gül bahçesine benzeyen yüzün, ebedî olarak taze, yemyeşil kalsın. Çünkü o, gönül otlağıdır, bizim ovamızın yeşilliğidir o." (Sf 46)
        (Hz. Mevlâna, bu gazelini Şeyh Salâhaddin  Zerküb-ı Konevî'nin ölüm hastalığında ona yazıp göndermiştir)
     "Ey ayrılığın acısıyla gökleri ağlatan sevgili, gönül, kanlar içine oturmuş, akılla can ağlamada." (Sf. 47) (Mevlâna, bu gazeli, Salâhaddin Zerkûb-ı Konevî'nin vefâtı üzerine söylemiştir.)
         "Gönülden gönüle gizli ve dümdüz bir yol var ya, o yoldan gönüllere girdim de gönül hazinelerinden altınlar, gümüşler seçip aldım. 
         Külhana benzeyen gönüle ölü köpeği fırlatıp attım. Gül bahçesine benzeyen gönülden güllerle yaseminler derdim, devşirdim." (Sf. 70)
       ""Gönül perdesinin ardında gizli nakışlar, gizli sûretler vardı; bahçeler, onların gönüllerindeki gizli  şeylere ayna kesildi.
      Sen ne arıyorsan gönlünde ara, aynada arama. Ayna nakışları gösterir amma onlara an veremez ki." "(Sf. 101)
     "Ey gönül, bahar mevsimine bak, bu mutlaka bir kıyamet; her yıl, iyi kötü ne ekiyorsan o bitiyor.
       Bahar diyor ki: "Ey can, zamanını tohum bil, o tohumu ek ki ağaç elde edesin.
       Bahar mademki bütün sırları açtı, ortaya döktü; bu gizlenişe ne lüzum var? Sen de meydandasın zaten, çık büsbütün meydana." (Sf. 105)
       "Âşık olmuşsun ey gönül, kutlu olsun sevdan. Yerden yurttan kurkulmuşsun; kutlu olsun vardığın yer.
       (...) Gönül tekkesinde yokluk yolcularının kavgası var; ey kin gütmiyen gönül, kutlu olsun kavgan.
       Şu gönül gözü onu gördü de deniz kesildi, deniz de ona diyor ki, kutlu olsun denizin.
      Ey yapayalnız âşık, o sevgili eşin olsun senin; ey yücelik istiyen kutlu olsun yüceliğin.
      A beğenilmiş can, çalıştın çabaladın, kanatlandın artık, kutlu olsun kanatların.
         Sus, gizle, iyi bir alışverişte bulundun, şaşılacak kumaş bir elde ettin, kutlu olsun kumaşın." (Sf. 120)
        "Hangi dudak var ki ondan can kokusu gelmesin? Hangi gönüldür o gönül ki onda, sevgiliden bir eser, bir nişâne bulunmasın?" (Sf. 121)
       "Gönül ateşi kolay iş değil, hiç kınama. Yarabbi, feryadıma sen yetiş, medet medet?
        Düşünce ordusu gönlüme bölük-bölük gelmede, gamımdan neşelenip durmada.
        Ey aydın gönül, ey bütün gönüllere padişah olan gönül, sabrettin de bütün dileklerine ulaştın işte.
        (...) Halkın feryadı sizden, sizinki kimden? Bütün bunlar aşktan doğdu, acaba aşk kimden doğdu ki?
         Ey Hak ve din Şems'i, varlık ülkesinin sahibi sensin. Aşk senin gibi bir padişah görmemişti." (Sf. 145)
       "Nice beden var ki toprak esiri, fakat gönlü gökyüzünde buyruk yürütür. Nice tohum var ki yer altında, fakat ondan çıkan ağaç yücelmiş, boy atmış.
        Gönlü hazine ve mücevherken nasıl olur da toprakta yurt tutar? Sevgilisi göğsündeyken nice olur da gönlü daralır.?
     Ey ölü yıkayan, çenemi sıkı bağla. Çünkü gönlüm, canım, ağızsız olarak şekerler tatmada.
     Sus, çeneni oynatma, seni yıkayan yok. Senin durağın ne beş duygudur, ne altı cihet*."(Sf. 155)
      (* Kurân'da altı cihet: 1. Üstünde: î'câz, 2. Altında: mantık ve delil, 3. Sağında: aklı istintak, 4. Solunda: vicdânı istişhâd, 5. Önünde/hedefinde: hayır ve saadet, 6. Nokta-i istinadı: vahy-i mahzdır.)
(Devam edecek)