• BIST 107.928
  • Altın 151,684
  • Dolar 3,7048
  • Euro 4,3476
  • Samsun 20 °C
  • Ankara 22 °C
  • İstanbul 24 °C
  • 'SORUN KALMADI KENDİMİ İYİ HİSSEDİYORUM'
  • 4 FUTBOLCU TAKIMDAN AYRI ÇALIŞTI
  • Hedef 3 Puan
  • 'SORUN KALMADI KENDİMİ İYİ HİSSEDİYORUM'
  • 4 FUTBOLCU TAKIMDAN AYRI ÇALIŞTI
  • Hedef 3 Puan

SEN “DESTAN”I YAZDIN, BEN DE…

Ali Kayıkçı

*   “Allah yolunda şehîd olanlara ölü demeyiniz. Bilâkis onlar diridirler, lâkin siz anlayamazsınız.” (Kur’ân-ı Kerîm; Âl-i îmrân Sûresi, âyet 169-170)                                                                                *    “Mallarını, canlarını fedâ ederek din düşmanları ile Allah rızâsı için cihâd eden Müslümanlar, oturup ibâdet edenlerden daha üstündür. Hepsine de, Cennet’i söz veriyorum.” (Kur’ân-ı Kerîm; Nisâ Sûresi, âyet 94)               *    “…Allah’ın insanları birbiriyle önlemesi olmasaydı, yeryüzü mutlaka bozulup gitmişti.” (Kur’ân-ı Kerîm; Bakara Sûresi, âyet 251’den)                                                                                 *    Mehmetçik veya Ahmetçiğin günlük duâsı: “Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır dök, kalblerimize kuvvet ve sebat (dayanma gücü) ver ve bizi kâfirler (hainler, bölücüler, mürtetler, ateistler, komünistler)e karşı bize yardım et, bizi muzaffer kıl/zafere kavuştur!”, “…Ey Rabbimiz! Bizleri bağışla ve bize acı! Sensin mevlâmız! Bizi, seni tanımayanlara karşı, zafere ulaştır! Kahrolsun kâfirler!”  (Kur’ân-ı Kerîm-Bakara Sûresi, âyet 250 ve 286’dan)           *    “Hubb’ül vatan minel îmân”/Vatan sevgisi îmândandır.”, Allah yolunda cihâd eden kimselerin hâli, gündüzleri oruçlu olup, gecelerini ibâdetle geçiren, Allahü teâlânın âyetlerine itâat eden, namâz ve oruçtan dolayı hiçbir gevşeklik hissetmeyen kimsenin hâli gibidir ki, yine Allah yolunda cihâd eden üstündür.”, “Bütün ibâdetlere verilen sevâb, Allah yolunda gazâya verilen sevâba göre, deniz yanında bir damla su gibidir.”, “Denizde cihâd edenin karadakine üstünlüğü, on gazâ yapmak kadardır.”, “Bir gâziye veya mücâhide yardım edeni, Cenâb-ı Hakk mahşerde (gölge olmayan günde) gölgelendirir.” (Hz. Muhammed “sallallahü aleyhi ve sellem”)                                      *    “Cihâd: Allah yolunda O’nun ismini yüceltmek, İslâm dînini yaymak için; can, mal, söz, neşriyat ve diğer vâsıtalarla çalışmak, gayret göstermek, muhârebe etmek. Cihâd üç türlü yapılır: Birincisi beden ile yani her türlü harp vâsıtası ile yapmaktır. İkincisi, her türlü neşir, basın ve yayın vâsıtası ile İslâmiyet’i insanlara yaymak ve duyurmaktır. Bu cihâdı İslâm âlimleri yapar. Üçüncüsü ise, duâ ile yapılan cihâddır. Bütün Müslümanların bu cihâdı yapmaları farz-ı ayndır.” (Türkiye Gazetesi Dînî Terimler Sözlüğü, c. 1, s. 71)                                                                    *    “Gazâ: Harp maksâdıyla düşmana yönelmek, sefere çıkmak, gayr-i Müslimlerle çarpışmak. İnsanların İslâmiyet’i işitmeleri, Müslümanlıkla şereflenmeleri yahut Müslümanların; dînine, vatanına ve nâmusuna saldıran düşmanı def etmek için en gelişmiş silâhlardan istifâde ile can, mal ve her türlü propaganda ve neşir vâsıtasını kullanarak savaşmak. Gazâ Ordusu: Allahü teâlânın rızâsı için O’nun dînini yaymak, din, nâmus ve vatanlarını korumak için düşmanla savaşan Müslüman askerler”  (a.g.e. c. 1, s. 141)                                                                                                  *   “Vur pençe-i Ali’deki şemşir aşkına/Gülbangı, âsmânı tutan pir aşkına!..” (Y. Kemâl Beyatlı)                                         *     “…Toprak diye sevdim yurdu/Peygamber öyle buyurdu/Şehîdlerim ordu ordu/Verdim toprağa, toprağa!  Sevenlerin yurdu toprak/Canım istiyordu toprak/Canevimden vurdu toprak/Girdim toprağa, toprağa!” (Abdullah Satoğlu)                                                                                                                                                                                           *      “Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü/Kız kardeşimin gelinliği, şehîdimin son örtüsü.” (Ârif Nihat Asya)                *       “Savaş dediğin söz değil/Bayrak dediğin bez değil/Vatan için bir kez değil/Bin ölmüşlüğümüz vardır.” (Niyazi Y. Gençosmanoğlu)                                                                                                                                                                        *     “Silâh Rus… Keskin nişancı Sırp… Vekil Ermeni… Ama mücadele Kürt mücadelesi öyle mi?.. Uyan Müslüman Kürt kardeşim uyan!.. Haçlıdan yana olma!..”, “G. Doğu’da Her Milletten Terörist ve Silâh Var: Yedi Düvele Karşı. Ermeni, İngiliz ve Sırplar PKK’da buluştu. Silâhlar ABD, Almanya ve Rusya’dan. Bölge yabancı ajan kaynıyor. Türkiye sadece PKK, DAEŞ ya da DHKP-C ile mücadele etmiyor. Asker ve polisin karşısında her milletten hain var. Kandil’in kiraladığı Sırp keskin nişancılardan biri öldürüldü, biri de yaralı ele geçirildi. Örgüt içinde çok sayıda Ermeni terörist de yer alıyor. Alman, İngiliz ve İsrailli ajanlar, hem istihbarat desteği sağlıyor hem de bölgeyi karıştırmak için eylem plânlıyor.” (Türkiye Gazetesi-01.02.2016, s. 14; 03.02.2016, s. 1, 12)                                               *     “Rusya ve bu işte menfaati olan AB devletleri, bir kısım Kürtleri önce Komünist, sonra Kürtçü yaptılar. Şimdi omuz omuzalar. Tarih, DAEŞ’in arkasında İngiliz kurnazlığının olduğunu herhâlde yazacaktır. O noktada dile gelmeyen bir İngiliz-Amerikan mücadelesi sezilmekte. Hepsinin arkasındaysa Yahudi sinsiliği mevcut. İsrail’in rüyası hakikat olsun diye Irak üçe, Suriye dörde parçalanma maksadı güdülüyor. Sıraya güneydoğu katılmak istenmekte. ‘Nil ile Fırat arası Büyük İsrail’ hayata geçsin isteği hep var. (…) Her gün aslanlar gibi ana kuzusu şehidler veriyoruz. Sur’da şehid düşen uzman çavuş Selçuk Paker’in annesi Sevgi Paker adlı yiğit kadın, ‘Niye ağlayacakmışım? Ben, bu topraklara şehid verdim. Allah, her anaya nasip etsin!..’ diyerek tek damla göz yaşı dökmeden oğlunu uğurladı.” (Rahim Er-Türkiye Gazetesi, 02.02.2016, s. 3)                                                                                                          
Saygıdeğer Okuyucularımız!..
“Türkiye Gazetesi Yazarı Sn. Rahim Er”, 21 Ocak 2016 günlü “Bu Millet, Size Minnettardır!” başlıklı köşe yazısında; âdeta “gönül tellerimizi titreten” şu ifadeleri kullanınca bu yazıyı yazmaya karar verdik.
“Üstâd” şöyle diyorlardı:                                                                                                               
“…Kahramanlar, yalnızca tarihte kalmadı. Malazgirt’te kalmadı. Niğbolu’da, İstanbul’un Fethi’nde, Teselya’da, Kut’ul Amara’da, Sarıkamış’ta, Çanakkale’de, İstiklâl Harbi’de, Pusan’da, Girne’de kalmadı! Bu milletin kahramanları tükenmedi…
 Kalpleri tarihteki büyük kahramanların imanıyla dolu o yiğitler; Mehmetçik dediğimiz askerimiz ve Ahmetçik dediğimiz polisimiz Güneydoğu’da, iç hainlerin dış düşmanlar adına gasp etmek istedikleri aziz vatan toprağını aslanlar gibi müdafaa etmekte, gözlerini kırpmadan ölüme koşmakta, yıldırımlar gibi üstlerine düşmekte, rehine alınmış ihtiyarları sırtında, yavrularımızı kucaklarında taşımaktalar…  O yiğitlerin hakkını teslim etmek için, destanlarını yazmak için, tarih olmalarını beklemek şart mı? Bugün ne diye duruyor, kalemlerimiz neyi bekliyor, biz neyi gözlüyoruz? Onların taşıdığı can değil mi? Onların arkada bıraktıkları nur damlası misali yavrularının, vakar abidesi gencecik eşlerinin, asırlık çınarlar benzeri ana ve babalarının ciğerleri ciğer değil mi? Onların ahları ah, gözyaşları kanlı değil mi? Bir tek Ahmetçiğin, bir tek Mehmetçiğin Sur’da, Silopi’de, Cizre’de veya bir başka yerde kahpe tuzaklar önünde, bölücü katiller karşısında geri durduklarını, sırtlarını döndüklerini, cepheyi terk ettiklerini, rehine alınmış aileleri kendi hallerine bıraktıklarını gördünüz mü, duydunuz mu, işittiniz mi?                                                                        Hayır! Mehmetçik, Ahmetçik; Özel Harekâtçımız, Bordo Berelimiz, Jandarmamız, o yerine göre bir aileden yarım düzine şehit vermiş Korucumuz, korku nedir bilmediler, geri adım atmadılar. Sevdiklerini emanet edileceğe emanet ettiler ve ‘Allahü ekber!’ diyerek Allah, din, kitap, vatan tanımaz teröristlerin üstüne gittiler. Kahramanlarımıza müteşekkiriz. Alnı öpülesi yiğitlerimize duacıyız. (…) Ne yapılsa hakları ödenemez. Hem bu toprakları fetheden mübarek ecdada ve hem de bu toprakları müdafaa eden civan gençlere minnet borçluyuz, dua borçluyuz. Şiirler onlar içindir. Destanların en soylusu onlar için!..” Bu yazının üzerinden bir hafta-on gün geçti geçmedi ki Güneydoğu’dan “Destansı Haberler” bir biri peşine gelmeye başladı. Bunlardan birinde; “Asker ve polislerimiz, arkadaşlarını kurtarmak için kurşunlara meydan okuyup vücutlarını birbirlerine siper ediyor. Kahramanlık ve dram kol kola…” derken bir diğerinde “Çanakkale ruhu bir asır sonra Sur’da, Cizre’de, Silopi’de can buldu… Ailelerini, sevdiklerini geride bırakıp G. Doğu’ya koşan asker ve polislerimiz, ihanetin binbir çeşidiyle mücadele ediyor. Yürekleri vatan sevgisiyle çarpan aslan parçaları, hainlerin köstebek yuvasına çevirdiği şehirlerde dünyada bir örneği daha olmayan destan yazıyor” diye dost-düşmana tâ gönülden sesleniyor, öbüründe ise bu destanî hayattan bir kesitte şu bilgiler veriliyordu:                                                                                                                             “Polis Bora Tayfur, yaralı amirini ateş hattından çıkarmak için kucakladı. Hainler Tayfur’u da vurdu. Jandarma Uzman Çavuş İsmail Ertem, Silopi’de üzerine kurşunlar yağarken Özel Harekât Polisi Süleyman Yalçın’ın üzerine tank üzerinde siper oldu/kapaklandı. Bu hareketiyle Türkiye’nin gündemine oturdu. Neden böyle yapmıştı? Birkaç gün sonra bu soruyu kendisine yönelttiler. Cevabıyla hainlere ders veren İsmail şöyle dedi: ‘O an Süleyman ağabeyin çocukları aklıma geldi. Kendimi hiç düşünmeden siper ettim. Biz Türk askeri olarak yaralımızı, şehidimizi hiçbir şekilde cephede bırakmayız.’                                          Uzman Çavuş Osman Ateş, vurulan komutanlarının üzerine kapaklandı, birlikte şehit oldular… Arkadaşı yaşasın diye ölümü göze alan bir diğer kahraman da Polis Hızır Aktaş, kendisini Kamil’e siper etti. İki polis de yaralandı. Yatağında arkadaşına selâm gönderen Kamil Şeremet, ‘Ben yaralandım, Hızır ise kendisini benim için tehlikeye attı, yanıma geldi, beni kurtardı. Sonrasında o da yaralandı. Allah’a şükürler olsun kendisi hayatta. Bu vatan için canımı seve seve veririm’ dedi.”  (Bkz: Türkiye Gazetesi; 30.01.2016, s. 1, 15)  Saygıdeğer Okuyucularımız!..
Evet! “Üstâd”ın dediği gibi, “Şiirler onlar içindir. Destanların en soylusu onlar için!..”  diyoruz ve bu his ve düşüncelerle kaleme aldığımız aşağıdaki mısralarımız ile de Siz Saygıdeğer Okuyucularımızı başbaşa bırakıyoruz…                                             Kalbî sevgi ve saygılarımızla…                                                                                                  = = = * = = =                                                                                                           

Sen “Destan”ı yazdın, ben “hece”ledim;
“Târih”e bir daha, “imza”nı attın!..
Sen “nöbet” tutarken, ben “gece”ledim;
“Dost”un “güven”ine, “güven”ler kattın;
Nice “müttefik”(!)i, bir-bir “eledim…”

Sen “Destan”ı yazdın, “hecesi kan”dır;
Her bir “kandamlası”, ayrı bir “can”dır;
“Mehmetçik-Ahmetçik”, bütün “vatan”dır…
“Dost”un “güven”ine, “güven”ler kattın;
“Gâzilik-şehîdlik”, iki “cihân”dır...

Sen “Destan”ı yazdın, ben de okudum;
Her harfine “inci-mercan” dokudum;
“Hainler” kahroldu, hüzünler yudum…
“Dost”un “güven”ine, “güven”ler kattın;
“Ben ölsem de” dedin,  “yaşasın yurdum!..”

Sen “Destan”ı yazdın, yeni “asır”da;
Bu “destan kalemi”, “ced”deki “sır”da; 
“Cizre-Silopi”de, “Nusaybin-Sur”da…
“Dost”un “güven”ine, “güven”ler kattın;
“5 bin yıl” öncesi, deden “Asur”da…

Sen “Destan”ı yazdın, “7 düvel”e;
“Bağdat adam” ola, “Şam” da “düzele”;
“KCK” diyorlar, dünkü “göbel”e…
“Dost”un “güven”ine, “güven”ler kattın;
“Tek aday” seçmeli, “millî Nobel”e!..

Sen “Destan”ı yazdın, okusun “torun”;
“Moskova” ve “Tahran”, “aynasız sorun”;
“Kızıl”ın öncüsü, “Şiâ”nın “mor”un…
“Dost”un “güven”ine, “güven”ler kattın;
“ABD”yi varın, “Talmût”tan sorun!..

KAYIKÇ’Ali der ki, “Destan”dır-“hece”;
“3-4 ay” diyorlar, “120 gece”;
“Her Türk Müslüman”dır, değil “bilmece”…
“Dost”un “güven”ine, “güven”ler kattın;
“PKK” korkuluk, “bâtıl düzmece…”

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim