• BIST 83.067
  • Altın 146,538
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Samsun 0 °C
  • Ankara -3 °C
  • İstanbul 5 °C
  • Samsun'un ve Samsunspor'un 28 yıllık acısı
  • 20 OCAK ATKILARI SATIŞA SUNULDU
  • Samsunspor'da gözler, Demirspor maçına çevrildi
  • Samsun'un ve Samsunspor'un 28 yıllık acısı
  • 20 OCAK ATKILARI SATIŞA SUNULDU
  • Samsunspor'da gözler, Demirspor maçına çevrildi

“SEN DE HAKLISIN HOCAM”; “PUS’LA BOZUK, İBRE YOK”/2

Ali Kayıkçı

*“Güzel bir söz; kökü yerde sabit, dalları semâda olan güzel bir ağaç gibidir. Yemişlerini Rabbinin izniyle her zaman verir. Habîs (kötü) bir söz de yerinden sökülmüş, kökü olmayan kötü bir ağaca benzer.”  (Kur’ân-ı Kerîm; Tibyân Tefsîri-İbrahim Sûresi, âyet: 24-26’dan)
*“Habîs söz söylemek, habîs adamlara lâyıktır. Habîs adamlara, habîs kelâm yakışır.”  (Kur’ân-ı Kerîm; Mevâkib Tefsîri; Nûr Sûresi, âyet: 26’dan)
*“İyi bir iş yapmaya niyet edip de yapamayana, tam bir iyilik yapmış gibi sevâb verilir. Niyet edip yaparsa, on mislinden 700 misline, hatta daha fazla sevâba kavuşur. Kötü bir işe niyet edip de yapmayana, yapılmış tam bir iyilik sevâbı verilir, niyet edip de yapana ise sâdece bir günâh yazılır.”  (Hazret-i Muhammed  “sallallahü aleyhi ve sellem”)
*“Allahü teâlâ bir kimseye nûr vermezse, o münevver olamaz.” (Îmâm-ı Rabbânî “r. aleyh”)
*“Biz bu topraklarda sırat-ı müstakim üzere varsak ve sünnet-i seniyye üzere bulunuyorsak, bunu Osmanlı’ya borçluyuz!..” (H. Hilmi Işık “r. aleyh”)
*Osmanlı’ya kalkan el onmadı! Osmanlı’nın hukuken devamı olan bu devlete kalkan el de onmaz. Er geç bir belâya giriftar olur. İşte biz Arnavutlar, baş kaldırmakla neler umduk, sonuçta ihânetle birlik olduklarımızın ihânetine uğradık… İlâhî ceza yönünden, ne ihmâl edildik, ne de imhâl… Herkese ders-i ibret olmalı bu hâl… Heyhat artık eski durum muhâl!...” (Arnavut, Yusuf Kurtiş; Erciyes Dergisi, Haziran 1996)
*“Mehmet Âkif, Sultan Hamid’e söver sayar. Baykuş demiş, Kızıl Kâfir demiş, zalim demiş, korkak demiş. Kime? Müslümanların halifesine…”  (Ahmet Sağırlı-Türkiye Gazetesi, 02.06.2015, s. 9)
*“İsrail, 1948’de kurulurken 5 bin yıl evvel kullanılan İbraniceyi resmi alfabe olarak kabul etti.  Kaybolup giden bir dil, yeniden hayat buldu. (…) Tek parti zihniyetinin Osmanlı muhalefeti, İslâm düşmanlığından ileri gelmektedir. İslâm’a düşman olanlar; imâna da, ezâna da, namâza da, camiye de, elifbaya da düşmandır.”   (Rahim Er-Türkiye Gazetesi; 11.12.2014, s. 3
*“Kamalizm, bütün dinlerin üstünde bir yaşamak dinidir.” (CHP Edirne Milletvekili Şeref Aykut)
*“Artık 1935’teyiz. On iki senelik bir müddet zarfında, yeni Türk, kendine yeni bir ruh, yeni bir ahlâk, yeni bir tarih, hattâ, Allah’ı artık Tanrı diye andığı için, diyebilirim ki yeni bir Allah yaratmıştır.”  (Kemalizm-Tekin Alp; Cumhuriyet Gazete ve Matbaası-İstanbul 1936, s. 171)
*“Harf devriminin tek amacı ve hatta en önemli amacı, okuma-yazmanın yaygınlaşmasını sağlama değildir. Devrimin temel gayelerinden biri, yeni nesillere geçmişin kapılarını kapamak, Arap-İslam dünyası ile bağları koparmak  ve dinin toplum üzerindeki etkisini zayıflatmaktı. Yeni nesiller, eski yazıyı öğrenemeyecekler, yeni yazı ile çıkan eserleri de biz denetleyecektik. Din eserleri eski yazıyla yazılmış olduğundan okunmayacak, dinin toplum üzerindeki etkisi azalacaktı.”  (İsmet İnönü- Hatıralar, c. 2. S. 223)
*“Söz ola kese savaşı,söz ola kestüre başı/Söz ola ağulu aşı, bal ile yağ ide bir söz. Kişi bile söz demini, dimeye sözün kemini/Bu cihân cehennemini, sekiz uçmağ ide bir söz.” (Yûnus Emre)
*“Bizce şiir, mutlak hakikati arama işidir…”, “ Mutlak hakikat Allah’tır.”, “…şiirin gâyesi, ilk dayanak ve çıkış noktası olarak din temeline muhtaçtır. Şâir, mudde değil de mânâ hâlinde câmi kapılarının önünü dolduran Allah dilencilerinin en güzelidir.” (N. Fâzıl Kısakürek-Çile; s. 372, 373, 387)
*“Şâir, milletin göğsünde kalbi gibidir; şâiri olmayan bir millet, bir yığın topraktır.” (M. İkbal)
*“Münekkid: Edebiyat veya sanat eserini değerlendiren, eleştiren kişi; eleştirmen, tenkitçi” (Sözlük)
*“Eleştirilmek, bilim insanı için olmazsa olmazdır… Çünkü bilim insanını yetiştiren ve geliştiren; görüşleriyle ilgili yapılan yapıcı eleştirilerdir. Çalışmalarımla ilgili yapıcı ve yol gösterici eleştirileri dört gözle okuyuculardan beklediğimi bir kez daha ifade etmek istiyorum.”   (Prof. Dr. Mahmut Aydın-OMÜ Rektör Yardımcısı-Denge Gzt. 19.08.2014, s. 3.)

Saygıdeğer Okuyucularımız!..
 Bundan iki yıl kadar önce; “Denge” gazetemizin 17-19 Ağustos 2014 günlü nüshalarında, “Aşk Medeniyetine Yolculuk Üstüne Bir Edebî İnceleme” başlığı altında 3 günlük bir “Edebiyat Sohbeti” yapmıştık.  Ve de bu sohbetimize, Terme yöresindeki eğitim çevresinin olduğu kadar ilimiz ve ülkemiz kültür-sanat çevrelerinin de yakından tanıdığı bir isim olan “Şâir ve Yazar Ahmet Sezgin” kardeşimizin son eseri nden,  “Deneme” türünde yazılmış bulunan “Aşk Medeniyetine Yolculuk”tan bahsetmiş, yazarının hayat hikâyesi/özgeçmişini dillendirmiş ve sonrasında ise  “Metin İncelemeleri”nde bulunmuş, “Noksan ve Yersiz Yazılmış ve/veya Hatâlı ve Noksan İfâdeler” üzerinde durmuş, kaynak olarak da (Fazla bilgi için bkz: Türkiye Gazetesi Yeni Rehber Ansiklopedisi, C. 9, s. 295) ve  (Hakkında fazla bilgi için bkz: Türkiye Gazetesi Yeni Rehber Ansiklopedisi; C. 7, s. 102-103) diyerek “hangi eserlerden faydalandığımıza” dikkat çekmiştik. Devamında ise,  “Günümüz felsefe profesörlerinden, hemşehrimiz, OMÜ Öğretim Üyesi Sayın Cafer Sadık Yaran”Bilgelik Peşinde: Dil Felsefesi Yazıları”,(Ensar Yy.  İstanbul-2011) adlı eserini zikretmiştik.
Eserin; 13 ve 44’üncü sayfalarında “Pir Sultan”,  14, 21, 31, 82 ve 93. sayfalarında ise “Nâzım Hikmet”; asla kendilerinde bulunmayan vasıflar ile övülmekte, her ikisi de millî ve mânevî değerlerimize düşman olmalarına ve biri Şâh İsmail’in Şiâ-Râfîzi hâkimiyetine, diğeri ise Rus komünizm vahşetine yem olmamız için çalıp-söylemeleri, yazıp-konuşmaları ile bu düşmanların ekmeğine yağ sürmelerine rağmen Ahmet Sezgin gibi seçkin bir kalem tarafından maalesef takdir görebilmektedirler, diyerek de üzüntülerimizi bildirmiştik...
Rahmetli Ahmet Kabaklı Hocanın “Türk Edebiyatı” adlı muhteşem araştırma eserlerinde, Üstâd Şâir ve Yazar Yavuz Bülent Bâkiler’in Türkiye Gazetesi’nde yer alan pek çok makâlesinde, âdeta yerden yere vurduğu ve bizim de bunlardan alarak “Yaş 65 Yolun Yarısı Eder/1-2” isimli eserlerimizde, gerçek çehreleriyle bir nebze tanıtmaya çalıştığımız “Cahit Sıtkı” ve “Orhan Veli” yi,  eserin 135 ve 159. sayfalarında birer “değer”miş gibi alıntılaması, oldukça vahim bir durumdur… Demek suretiyle de kanaatlerimizi söylemiştik.
Eserin 53’üncü sayfasında ise;  ehl-i sünnet düşmanı bâzı tarihçilerin ve Siyonist malûm kalemlerin ısrarla kötüledikleri ve “zalim, ahlâksız ve sömürgeci” gibi iftirâlarla karalamak istedikleri “Tîmûrhân” (r. aleyh), “Hurûfîliği kuran Fadlullah-ı Tebrîzî’yi öldürterek yanındakileri dağıtması ve çoğalmalarını önlemesi yanında, İslâmiyet’e büyük hizmetler etmiş  (Fazla bilgi için bkz: Türkiye Gazetesi Yeni Rehber Ansiklopedisi, C. 19, s. 85-89), cihângir bir padişahtır...  Bizim gibilerin O’na dil uzatmaya asla hakkı yoktur ve haddi de değildir… Diyerek bir hakîkati tespite çalıştık.
Hünkâr Hâcı Bektâş-ı Velî Hazretlerinin “Makâlât” isimli eserinde olduğu gibi “Çalab Tangrı”  yani (Mevlâ Tangrı” diyerek Cenâb-ı Allah’a niyâzda bulunmasına rağmen, Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî’nin de, Hıristiyanların ve putperestlerin hitâbı gibi bir söyleyiş ile “Allahü teâlâya  yalnızca ‘Tanrı’ demesi  düşünülemez. Bu hitap, ya 1930’lar Hükûmetlerinin İslâmî kelimelere karşı açtığı savaş sebebiyle metinlerdeki “Esmâ-î Hüsna”dan olan isimlerin değiştirilmesi veya noksan tercüme edilmesi/ettirilmesinden kaynaklanan bir şeydir, diye akla gelmektedir.   Çünkü, Tanrı demek, günâh  olur”  (Bkz: Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye: Allahü Teâlânın İsimleri) hükmünce, günâhlı bir ifâdeyi yazıp-kullandığını söylemek de O büyüklere iftira olur… Diyerek de büyüklerimizin bu husustaki yazdıklarını atıfta bulunduk.
Aynı şekilde eserin 4, 22, 23, 48, 49, 61, 66, 67, 77 ve 85. sayfalarındaki  “Allah” lâfzının, 129. sayfada yazıldığı gibi “Cenâb-ı  Allah” diye saygı ifâdesiyle zikredilmesi ve ardından da en azından bir defa “Sübhânallah”, “Tebârekallah”, “Celle-celâlüh, “Azze-ismüh”, “cellet küdretüh” veya ‘Teâlâ” şeklinde söylenmesi birincisinde vâcib, tekrarında ise müstehab olmasına rağmen (fıkhî hüküm), kitapta buna riayet edilmediği görülmüştür…
Eserin 54’üncü sayfasında; ehl-i sünnet inancında asla yeri olmayan “Tasavvuf müziği” gibi çok büyük bir itikâdî yanlışa düşülmüş, “şeytân-ı lâinin ve nefsin gıdası olan “müzik” için, “Müzik, ruhun gıdasıdır” yalanına yer verilmiştir…
Eserin 76. sayfasında geçen “inşallah” kelimesini Rabbim, cümlemize de bundan böyle (rahmetli Târihçi Yazar Ahmet Yılmaz Boyunağa Ağabeyin yazdığı gibi) “inşâ’Allah” şeklinde,  ve yine eserin 114’üncü sayfasında geçen “maşallah” kelimesini de “maşâ’Allah!..” şeklinde  Cenâb-ı Allah’ın adının bütünüyle ortaya çıkacağı şekilde yazmayı nâsip etsin, diye duâ ve niyâzda bulunuyoruz… Dedik.
Eserin 79’uncu sayfasında  yazıldığı gibi “Kur’ân-ı Kerim” demek varken, 77 ve 151. sayfada  olduğu gibi sâdece “Kur’an” demek ve burada gayr-i Müslimlerin, malûm Muharref kitâplarını “Kitâb-ı Mukaddes” diye adlandırdıklarını hâtıra getirmemek, çok büyük bir noksanlıktır… Diyerek bundan böyle benzer hatâlara düşen kardeşlerimizi uyaralım istedik.
Adını vermeden ve kim olduğunu, eserini söylemeden kitabın; 17, 123, 124, 137, 141 ve 146. sayfalarında oldukça sıkça tekrarlandığı üzere,  “Bir bilge/bilge insanlar/bilge hoca/bilgelik” ve  “Bir büyük düşünür”, “Ünlü bir düşünür” gibi ifâdelerin kullanılması karşısında, sayfa  21, 83, 125, 126 ve 127’de zikredildiği gibi, niçin adlarının verilmediğini okuyucu haklı olarak soracaktır. Yukarıda belirtildiği üzere; İbni Sina’da, Farabî’de,  Pir Sultan,  Nâzım Hikmet, Orhan Veli ve Cahit Sıtkı isimlerinde düşülen hatâ gibi, ya bu isimlerde de yanılma varsa?.. Sonra, Müslüman şahsiyetler için; “âlim”, “velî”  gibi sıfatların kullanılması yerine kâfirler için de kullanılan şu uydurukça “bilge” sıfatının, sayfa 21’de “Mevlânâ”ya,  sayfa 83’te “Yûnus Emre”ye verilmiş olduğunun görülmesi, bizi ziyâdesiyle üzmüştür… Diyerek bu büyükler adına hayırlı bir uyarıda bulunduğumuzu düşündük.
Eserin 100’üncü sayfasında, “Türk Dil Kurumu’na getirilen ‘Agop Dilaçar’ gibi ‘dil bozucular’ yüzünden Türkçemiz…” ifâdesini  yerinde gördüğümüzü, ancak noksan bulduğumuz belirttik ve de: Doğrusu; “Türk Dil Kurumu’na getirilen ‘Agop Martayan Dilaçar’ ve basın-yayına çöreklenen ‘N. Ataç’ gibi kalemler yüzünden Türkçemiz…” şeklinde olmalı idi, dedik. (Devam edecek)

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim