• BIST 81.865
  • Altın 148,841
  • Dolar 3,8026
  • Euro 4,0554
  • Samsun 16 °C
  • Ankara 3 °C
  • İstanbul 8 °C
  • CHİBUİKE TRANSFERİNDE SORUN ÇIKTI
  • BAŞKAN BİR KERE YANIMA GELMEDİ
  • İYİ OYNAYARAK KAYBETTİK
  • CHİBUİKE TRANSFERİNDE SORUN ÇIKTI
  • BAŞKAN BİR KERE YANIMA GELMEDİ
  • İYİ OYNAYARAK KAYBETTİK

“ŞÂİR” İSEN, NE DEDİĞİN DUYMAN MI?../2

Ali Kayıkçı

“ŞÂİR” İSEN,  NE DEDİĞİN DUYMAN MI?../2     “Şâirler(e gelince)… onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri   söylediklerini görmedin mi? Ancak îmân edip iyi ameller işleyenler, Allah’ı çok ananlar ve haksızlığa   uğratıldıklarında kendilerini savununlar müstesna; haksızlık edenler, hangi akıbete döndürüleceklerini   yakında bileceklerdir.” (Kur’ân-ı Kerîm-Şuarâ Sûresi; âyet 224-227)          “Bazı şiirler, elbette apaçık bir hikmettir…”, “Hikmetli söz müminin yitiğidir. Onu nerede bulursa,   hemen alır.”,  “Büyüleyici sözler gibi, hikmetli şiirler de vardır...”, “Şâir Hassan’ın sözleri, düşmana ok   yarasından daha tesirlidir…”,  “Şiir, bir söz ki, güzeli daha güzel, çirkini daha çirkindir...”                                                          (Hz. Muhammed “sallallahü aleyhi vesellem”) 
  
 S
aygıdeğer Okuyucularımız!..
Başta “Elazığ Valiliği ve Belediyesi ile Fırat Üniversitesi” olmak üzere diğer kamu kuruluş ve kişilerinin öncülüğünde yıllardan beridir yapılagelmekte olan “Hazar Şiir Akşamları”nın 19.sunun  gerçekleştirilmesinden sonra bu programı tanıtan bir “Güldeste” kitabını ve orada seslendirilen şiirleri okuyunca; bazıları için “şâir” var da “şiir” yok ve “Ne dediğin kulakların duymaz mı?” diye haklı olarak söylenmeden edemedik…
 Dünkü yazımızda bu sözlerimize bir de  misâl vermek suretiyle düşündüklerimizi Siz Saygıdeğer Okuyucularımızla paylaştık. 
Bu sözü söylerken şahsî kanaatimizin yanında aynı zamanda bu “Güldeste”nin 182-184. sayfalarında yazan “Günerkan Aydoğmuş”un “19. Hazar Şiir Akşamları’ndan Geriye Kalanlar” başlığı altında kaleme aldığı makâlesinde de benzer fikirleri gördüğümüz için bunu rahatlıkla söyledik.
Aydoğmuş bu yazısında aynen şöyle diyor:
“…Sözü fazla uzatmadan gördüğüm yanlışları buradan kısaca yazayım; birincisi şair seçiminin bilgili ve bilinçli yapılmadığıdır. Az çok şiirden anlayan ve şiir yazan biri olarak bu tespitimi şimdiden belirteyim. (…) Türk Dünyasından gelen şairleri dışarıda tutarsak, yurt içinden çağırılan şairlerin içlerinde en fazla 3 veya 4 tane şiir yazan şair diyebileceğimiz kişi vardı. Diğerlerini yani sözde şairleri kastederek söylüyor, böylesi kişilerin şair diye tanıtılması Türk şiirine vurulan en büyük darbedir. Serbest şiir yazıyorum diye düz metinleri şiir gibi okumak ve şiirdeki ahengi hesaba katmamak Türk şiir geleneğine uymayan ve kolaycı bir akımdır.”
 Bu noktada Ahmet Kabaklı Hocayı rahmetle anıyor ve O’nun “Türk Edebiyatı” adlı eserinin 1. cildi 599. sayfasında konu hakkında yazdıklarına göz gezdiriyoruz:
“Şair, bir dilin kelimelerine, özel ışık katabilen, fikir, duygu ve hayallerini yepyeni bir söyleyiş halinde sunabilen kimsedir. Şeyh Galip, ‘Bir başka lisan tekellüm ettim’ diyerek bu gerçeği anlatmıştır. Çünkü şiir, yalnız hayallerin yüceliği, yalnız fikirlerin sağlamlığı ve yalnız duyguların derinliğiyle yetinmez. Bütün bu saydığımız öğeleri, ancak seçkin bir söyleyiş içinde değerli buluruz. Düşünceler, mecazlar ve duygular başka eserlere taşınabilir ama söyleyiş şiirden ayrılamaz.
Tristan Dereme’e göre; ‘Şiir hem at hem dizgindir (ilham ve ustalık); atsız dizgin, dizginsiz at değildir.’
Baudelaire’e göre; ‘Şiirin ilkesi, insanın üstün bir güzelliği özlemesidir. Bu ilke, bir coşkunlukta, bir ruh taşkınlığında kendini gösterir.’
Geordane Bruno’ya göre; ‘Kurallar şiirden çıkar; kaç çeşit gerçek varsa o kadar da gerçek kural vardır.’
Jean Cocteau’ya göre; “Şiir, öyle ayrı bir dildir ki, başka hiçbir dile tercüme olunamaz. Hattâ yazılmış göründüğü dile bile..’.
Rainer Maria Rilke’ye göre; ‘Bazılarının sandığı gibi mısralar duyguların değil, yaşanmış deneylerin sonucudur. Tek bir mısra yazmak için birçok şehirleri, insanları, nesneleri görmüş olmak, hayvanları tanımak, kuşların nasıl uçtuğunu duymak ve sabahları çiçeklerin açılırken nasıl titrediğini öğrenmek gerekir.’
Ahmet Haşim’e göre; ‘Şâirin lisânı, nesir gibi anlaşılmak için değil fakat duyulmak üzere vücut bulmuş, mûsiki ile söz arasında, sözden ziyade mûsikiye yakın, ortalama bir lisandır.’
Yahya Kemal’e göre; ‘Şiir, nesirden bambaşka bir hüviyettedir. Musikiden başka türlü bir musikidir. Şiirde nefes ve ses iki esaslı unsurdur. Mısraın ayakları yerden kopmazsa ve uçmazsa, yahut da ister en hafif perdeden olsun, ister İsrâfil’in sûru kadar gür olsun kulağı bir ses gibi doldurmazsa halis şiir değildir.
Şiir duygusunu lisan haline getirinceye kadar yoğurmak, onu çok toplu bir madde haline sokmak, o kadar ki, mısra güya hissin tâ kendisi imiş gibi okuyucuya samimî bir vehim vermek… İşte bunu özlüyorum.’
Der ve şâir ile şiiri tarif eylerken N. Yıldırım Gençosmanoğlu da “Şiir, milletinden aldığı ve kendine mahsus gelenekler ve kurallar içinde gelişir, güzelleşir, büyür. Şiirde dil, ana unsurdur. Kelimeler seçilir, ölçülür, biçilir… Şiir dili, mensubu olduğu dilin kaymak tabakasıdır.” şeklinde nitelemekte, Eğitimci-Şâir ve Yazar M. Hâlistin Kukul Hocamız da bakınız bu konuda neler söylemektedir:
“Şiir; gönlün, aşk denilen muazzam, muazzez, müzeyyen, mükemmel, mümtaz, feyizli, faziletli ve edebli vasıflarıyla göz kamaştıran ve akl-ı selîmle müşterek, esrarlı albeniliğinin şahlanışıdır.” (“Samsunlu Şâirler ve Yazarlar Ansiklopedisi-375 İsim/Binyüz 55 Resim/Üçbinyüz 55 Eser”; Ali Kayıkçı, Samsun-2013, s. 1)
 * - * - * - * - * - 
Düşünce yok, mecazlar yok, duygu yok;
Fazilet yok, ne feyiz var, ne edeb;
Dilaçar’dan, Ataç’çadan, ‘sözcük’ çok;
 İlim noksan, görse de birkaç mektep;
 Kelimeler, kâlbden gelmez, sanki ok…

Aşk arama, nefisten var, gönül yok;
Diken gibi, her bir mısra, bülbül yok;
Dil yetersiz, elde sözlük, zembil yok;
 İlim noksan, görse de birkaç mektep;
 Işık noksan, elektrik, ampul yok…

Gelenekten, kurallardan, bîhaber;
Ölçme-biçme, ne makas var, ne Faber;
İster üzül, ister kahrol, yat geber;
 İlim noksan, görse de birkaç mektep;
 Kitap neymiş, kitapçıya yok sefer…     

Bu cihânda, söylenmedik söz mü var?
Bu cihânda, açılmadık yüz mü var?
Elif mertek, koltuk altı cüz mü var?
 İlim noksan, görse de birkaç mektep;
 Öğrenmeye, azîm mi var, köz mü var?..

Bu cihânda, söze yenilik katmak;
Türkçe tatlı, arı dili fırlatmak;
Yükler ağır, safrayı suya atmak;
 İlim noksan, görse de birkaç mektep;
 Para için, dîni-îmânı satmak…

Muazzezden, müzeyyene yollar var;
Muazzamdan, mükemmele dallar var;
KAYIKÇ’Ali’m, yelken dolu güller var;
 İlim kolay, okullar var, hem mektep;
 İnternette, yakın ülke, iller var…


 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim