• BIST 94.079
  • Altın 191,150
  • Dolar 4,6935
  • Euro 5,4834
  • Samsun 22 °C
  • Ankara 28 °C
  • İstanbul 24 °C
  • Samsun Haberler TV
  • Samet Asatekin ile 2 yıllık imza atıldı
  • Canberk Dilaver Samsunspor'da
  • Samsun Haberler TV
  • Samet Asatekin ile 2 yıllık imza atıldı
  • Canberk Dilaver Samsunspor'da

PİRİFÂNİNİN NEFSİ TAVAN YAPMIŞ

Adnan Bahadır

      Kur’an-ı Kerim’de “Ve lâ temşi fîl ardı merahan, inneke len tahrikal arda ve len teblugal cibâle tûlâ(tûlen).”  Yani; yeryüzünde kibir ve azametle yürüme ağırlıkça yerleri delemezsin, boyca da dağları aşamazsın buyurmaktadır. İmamlığa başladığım zaman ilk vaazımda bu Ayet-i Kerime’nin tefsirini yapmıştım. Aradan 35 yıl geçmiş olmasına rağmen bugünkü gibi hatırlarım. O sıralar bu Ayeti Celile’yi okuduktan sonra ağalardan birisi gelip demişti ki; Hoca Efendi burası Of, burada ağalık var bazı konulara girme, ben de ona demiştim ki; ben buraya Allah’ın Kur’anını anlatmak, yaşamak ve yaşatmak ile görevlendirildim, ağalar paşalar beni ilgilendirmez. Demesine demiştim de daha sonraki süreçte epeyce olaylar yaşamıştım ama konumuz bu olmadığından oraları geçip asıl konumuza girmek istiyorum.

 

Kibir, Allah’ın ve Resulü’nün yasakladığı, insanoğlunun da sevmediği kötü bir haslettir. Ancak bazı makam, mevki ve para sahiplerinin kibirleri o dereceye gelmiş ki, dersiniz yüksek dağları o adamlar yarattı. Oysa yukarıdaki Ayeti Celile’de de belirttiğim gibi Rabbimiz, ağırlıkça yerleri delemezsiniz, boyca da dağları aşamazsınız buyurmakta. Yani insanoğluna açık ve net bir biçimde haddini bildirmektedir.

 

    Diyeceksiniz ki, bu konuya neden girdin? Dün bir işadamının yaptıracağı okul ile ilgili haberleri görünce şöyle resme bir baktım ve canım sıkıldı, neden canın sıkıldı derseniz; adam okul yaptıracak, bu çok güzel bir olay, ama adam okul yaptıracağım diye devletin Valisini, Belediye Başkanını, Kaymakamını, Milli Eğitim Müdürünü ayağına getirtip,kendi işyerinde protokol yapması inanın içler acısı bir durum. Vali Bey, mütevazı bir insan gurur, kibir yapmadan gider imzalar, eyvallah ama onu ayağına çağıran insana ne demeli? Zaten resme bakınca adamın ayağına gidenlerin bir kısmının mutsuzlukları yüzlerinden okunmakta. Adamın eli kalem tutmaktan aciz, protokolü imzalarken zorlanıyor. Sağına almış Valiyi soluna almış hoca efendi kardeşini diğer kamu görevlileri de onların yanlarında basına pozunu da verip On altı derslik okul yapma projesinin imza atma törenini tamamlamış. Bazı yalama basın da bir sayfaya yakın adamın reklamını yapmışlar. Bana göre, bu iş-güç gösterişinden başka bir şey değil, Allah rızası için okul yapacaksan şayet kendin gidebiliyorsan kendin git yok kendin gidemiyorsan oğlunu veya kardeşini yolla Valinin yanına, orada yap merasimini geç karşıya. Ama olmaz on altı derslikli bir okul yapmak için devletin Valisi, Kaymakamı, Belediye Başkanı ve Milli Eğitim Müdürü ayağına çağırıp paranın ve gücün huzurunda tören yapıp birde basına verecek ki yaptığı işten zevk alsın.

 

    Bunu yapan insan, ilkokul mezunu ve hayatında bir kitap dahi okumamış, seksenin üzerinde yaşa sahip, pirifâni çağına gelmiş bir iş adamı. Hani diyelim ki yaşına hürmeten ayağına gidilir, ama ziyarete gidilir, devlet protokolünü ayağına çağırıp basının huzurunda o insanları ezmenin ne anlamı var anlamış değilim. Bu pirifâni hiç düşünmez mi, bu insanları ayağıma kadar çağırıyorum ama bu insanlar içlerinden benimle ilgili ne düşünürler? Allah rızası için okul yapmadığı belli ama bari insanları ayağına kadar çağırıp güç gösterisi yapmasa olmaz mı? Benim de böyle bir kötü bir huyum var, haksızlık karşında asla susamıyorum, o yüzden de bir sürü ekonomik kaybım oluyor ama Allah o ekonomik kazancı da nasip etmesin öyle insanların eline de düşürmesin. Bu pirifâni zengin iş adamının birde Hoca Efendi kardeşi var, ben onu ta 36 yıl önce Of’ta imamlık yaparken tanımıştım. İnsan olarak çok iyi bir insan hoca olarak da iyi bir hoca ama zavallı adamı bu pirifâni ağabeyi öyle bir eziyor ki aklınız şaşar. Ben buna birkaç kez bizzat şahit olmuştum. Ziyaretine gidenleri alır odasındaki masanın etrafına toplar, kardeşi olan Hoca Efendiyi de masaya oturttuktan sonra başlar fetvalar vermeye Allah şöyle buyurdu, Peygamber böyle buyurdu. Zaten İslam dininde bu böyledir dedikten sonra, döner hoca olan kardeşine hoca öyle değil mi? Diye sorar. Zavallı hoca öyle değil dese yandı, ama pirifâni zenginin dediklerinin İslam ile uzaktan yakından ilgisi yok. Zavallı hoca hiç itiraz etmeden kafayı eğip doğru diyorsun ağabey der, bizim pirifâni zengin de öyle bir rahatlar ki sormayın gitsin.

 

    Pirifâni zengin adamdan yardım almak için ona öyle bir yağcılık yapmak lazım ki anlatamam. Yanına gideceksin, sensin diyeceksin, sadece sensin demek de yetmez her şeyin en iyisini sen bilirsin diyeceksin, ondan sonra da kameranın önünde elini öpersen parayı kaptın, yoksa havanı alırsın. Bu yazdıklarımı bu şehirde benden başka hiçbir Allah’ın kulu yazmaz. Ama ben yıllarca bu aileyi tanıyan biri olarak yazmak zorunda olduğumu düşündüm. Birileri doğruları yazıp, kralın çıplak olduğunu göstermek zorundaydı onu da ben yaptım. Öyle İlahiyat hocalarıyla İmam Hatip hocalarına Tefsir, Fıkıh ve Mesnevi dersleri vermekle bu işler olmaz. Önce okuduklarımızı nefsimizde yaşayarak örnek olacağız, sonra da başkalarına anlatacağız. Öyle değil mi Hoca Efendi? Kalın sağlıcakla.

  • Yorumlar 4
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim