• BIST 82.363
  • Altın 147,033
  • Dolar 3,7764
  • Euro 4,0385
  • Samsun 4 °C
  • Ankara 0 °C
  • İstanbul 8 °C
  • CHİBUİKE TRANSFERİNDE SORUN ÇIKTI
  • BAŞKAN BİR KERE YANIMA GELMEDİ
  • İYİ OYNAYARAK KAYBETTİK
  • CHİBUİKE TRANSFERİNDE SORUN ÇIKTI
  • BAŞKAN BİR KERE YANIMA GELMEDİ
  • İYİ OYNAYARAK KAYBETTİK

“OSMANLI” ve “OSMANLICA DÜŞMANLIĞI” ile AGOPÇU”NUN GÂYESİ/1

Ali Kayıkçı

DEREBAHÇELİ/ALİ KAYIKÇI
 “OSMANLI” ve “OSMANLICA DÜŞMANLIĞI” ile AGOPÇU”NUN GÂYESİ/1
  “Oku! Seni yaratan Rabbinin adıyla.  Oku!.. O, keremine nihayet olmayan Rabbindir; kalem ile yazı   yazmayı öğreten de O'dur. O, insana bilmediği şeyleri öğretti. Sakın okumazlık etme; çünkü insan,   kendini nasîhate ihtiyacı yokmuş görmekle muhakkak azgınlık eder!..”          (Kur'ân-ı Kerîm, Alak Sûresi, âyet 1-7'den)
  “Bazı şiirler, elbette apaçık bir hikmettir…”, “Hikmetli söz müminin yitiğidir. Onu nerede bulursa,   hemen alır.”,  “Büyüleyici sözler gibi, hikmetli şiirler de vardır...”, “Şâir Hassan'ın sözleri, düşmana ok   yarasından daha tesirlidir…”,  “Şiir, bir söz ki, güzeli daha güzel, çirkini daha çirkindir...”       (Hz. Muhammed “sallallahü aleyhi vesellem”)
  “Bizce şiir, mutlak hakikati arama işidir… Mutlak hakikat Allah'tır…”,  “Şiir, Allah'ı sır ve güzellik   yolundan arama işidir… Şiir, türlü tecelli yoluyla Allah'tan gelir; ve bütün bu perdeleri devirerek   Allah'a yol açmaya doğru gider…”,  “Şâir odur ki; renk, çizgi, ses, ahenk, hacim, pırıltı, ışık, buud,   hareket, eda, mânâ, her tecelliyi şiir, şiiri de Allah için bilir…”, “Renk renk hâtıralarım,  oda oda   silindi/Anne kokan bir Türkçem vardı, o da silindi.”                                            (Necip Fâzıl Kısakürek-Çile)
  “Şiir, nesirden bambaşka bir hüviyettedir. Şiir duygusunu lisan hâline getirinceye kadar yoğurmak, onu   çok toplu bir madde hâline sokmak, o kadar ki, mısra güyâ hissin ta kendisi imiş gibi okuyucuya   samîmî bir vehim vermek”tir.
                  (Yahya Kemâl Beyatlı)
  “Bugünden sonra; divanda-dergâhta, bargâhta, mecliste-meydanda Türkçeden başka dil    konuşulmaya!..”
               (Karamanoğlu Mehmet Bey–12 Mayıs 1277)      “Türkiye'nin en mühim dâvâsı, hiç şüphesiz, dil dâvâsıdır.”
    (Prof. Dr. Mehmet Kaplan-Nesillerin Rûhu, s. 150)
  “İsrail, 1948'de kurulurken 5 bin yıl evvel kullanılan İbraniceyi resmi alfabe olarak kabul etti. Kaybolup   giden bir dil, yeniden hayat buldu. (…) Tek parti zihniyetinin Osmanlı muhalefeti, İslâm    düşmanlığından ileri gelmektedir. İslâm'a düşman olanlar; imâna da, ezâna da, namâza da, camiye de,   elifbaya da düşmandır.”
            (Rahim Er-Türkiye Gazetesi; 11.12.2014, s. 3) 

 S
aygıdeğer Okuyucularımız!..
Bilindiği üzere “1 Kasım 1928” tarihindeki “Latin Alfabesi”nin kabulünden sonra “uydurukça/arı dil” denilen ucûbenin dilimize sokulması ve milletimizin sözümona “aydın kesim”in ağzında ve kaleminde “ayrılık tohumları” ekilmesi, Agop Martayan Dilaçar (1895–1979) ile N. Ataç (1878–1957) isimli, biri; öğretmen-idareci ve Ankara Üniversitesi,  DTCF Öğretim Görevlisi “gayrimüslim” bir vatandaşımız, diğeri ise, iftiharla “ateist” olduğunu söyleyen Ulus Gazetesi yazarı, iki “dil devrimcisi”nin öncülük ve gayretli ile bugünkü noktaya gelmiş; başta TC kimlikli insanlarımız ile Türk cumhuriyetlerindeki soydaşlarımız arasındaki gönül bağlarının ve kültür zincirlerinin kopmasına zemin hazırlamıştır.
  Süleyman Nazif merhûmun ifâdesiyle, “Türkçe milletimizin iskeleti” olmasına rağmen, bu akım sebebiyle vücut, âdeta kemik kanserine tutulmuş ve kaslarla sanki bağlarını koparmış bir durumuna düşmüştür…
 Alfabe değişikliklerinin ardından gelen bu “dil devrimi” ile de “uydurukça kelime” virüsüne maruz kalan güzel Türkçemiz; ülkelerimiz arasındaki ekonomik bağları güçlendirecek yerde, âdeta ambargo koymakta ve düşmanların keyfine keyif katmaktadır…
 Üstâd Şâir ve Yazar Yavuz Bülent Bâkiler'in tespit ve yazdığına göre, “Hiçbir Türk cumhuriyetinde: “Özgürlük, koşul, gereksinim, önlem, örneğin, gökçe yazın, yır, dize, doğa, okul, öğretmen, saptamak, neden… gibi kelimeler yoktur. Türk cumhuriyetlerinin Türkçelerinde sel-sal ekleri de kat'iyyen kullanılmamaktadır.”
 “Sosyal Bilgiler Lisesi” ile “İmam-Hatip Liseleri”nin dışındaki ortaöğretim kurumlarında mevcut dersler arasına “Osmanlıca”nın “isteğe bağlı” olarak okutulması konusunda Hükûmete tavsiye niteliğindeki  son “Milli Eğitim Şura Kararı”na mahût CeHa Pe'nin ve onun Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun vaveylâ koparmasının arkasında yatan esas gizli niyet, “Agop-Ataç zehir”ine bu yeni uygulamanın bir “panzehir” olacağı korkusudur.      “Türkçeden Osmanlıcaya Cep Kılavuzu”  adı  verilen ve İstanbul Devlet Basımevi'nde 1935 yılında bastırılmış, X+340 sayfalık bir kitapçık var elimize.  Önsöz'ünde bunu neşretme gâyesi şu şekilde açıklanmış:
 “Bu böyle çıkarmakla düşünülen şey, Osmanlıcadan Türkçeye Cep Kılavuzu'na göre yazılmış bir yazıyı okuyanlar, o yazıda gördükleri bir Türkçe sözün ne demeye geldiğinde duraklarlarsa, bunu bulabilmelerini kolaylaştırmaktır. (…) Bu çalışmanın amacı da, yazı dilimizde kullanılan, fakat halkın konuşma dilinde yeri olmadığı için yabancı sayılan sözlere öz Türkçe karşılıklar bulmaktır.”
 Sözün özü bu “Kılavuz”; “halkın dili” ile yazılmadıkları için anlaşılamayan metinlerin, ne demek istediğinin öğretilmesi bakımından kaleme alınmış yazıların arasına serpiştirilmiş kelimeleri açıklamak için hazırlanmıştır ve “Arı dilci/Uydurukcacı zihniyet”in geride bıraktığı “örnek bir belge”dir.
 İşte bu “örnek belge/eser”den bâzı despotik kelime/sözcük”ler (Şimdilik sâdece 'A' harfinden birkaç tanesini, onların yaptığının aksine olarak da halkın dilindeki karşılıklarını siyah olarak yazmak suretiyle sunuyoruz):
 Abay:Dikkat; Abaylı-Dikkatli; Açın-Keşf; Açınmak-Keşfetmek; Adanç-Vâad; Adançlamak-Vâadetmek; Akağ-Nehir yatağı,mecra; Aktı-Ücret; Alanç-Müsadere, Algı-Ganimet; Alımcı-Tahsildar; Almaç-Ahize; Almanak-Takvim; Alpay-Fatih, cihangir; An-Zekâ, idrak; Anak-Hâfıza; Anı, Andaç-Hâtıra; Angı-Şöhret; Angın-Şöhretli, meşhûr; Anıklık-Ehliyet; Anlatık-Fıkra; Antil-Başlangıç, önsöz; Arasıl-Mütevazı; Arda-Aile; Ardanıl-Ailevî; Arsıma-Müdahale; Arsımak-Müdahale etmek; Atınç-Mermi; Avunç-Teselli; Ayram-Tafsilât, detay; Ayramlar-Teferruat; Ayrış-Muhalefet; Ayrışmak-Muhalefet etmek; Ayrıt-İmtiyaz; Ayta-Hutbe, hitâbe; Aytaç-Hatib, Aytanç-Muhatab; Aytar-Muhabir…    - * - * - * - * -*
 İngiliz'in gâyesi, Osmanlı'yı bitirmek;
 Filistin toprağına, Yahûdî'yi getirmek;
 Anadolu Rûm'unmuş, İzmir'den Kars'a girmek…
  Agopçu'nun gâyesi, Türk-İslâm'ı arıtmak;
  Misyoneri güldürmek, Yûnus'ları darıltmak…

 Halkın konuşmasında, ne varsa dînden yana;
 Mânevîyat zinciri, ne taşımışsa bana;
 İslâm nûr-u ziyâsı, ne vermişse babana…
  Agopçu'nun gâyesi, Türk-İslâm'ı arıtmak;
  Misyoneri güldürmek, Yûnus'ları darıltmak…

 Arapça-Farsça diye, dîn-i ilme saldırı;
 “Arı dil” masalıyla, âyet-hadîs kaldırı;
 Frenkçe”yi baş tacı, daha yüksek kaldırı…
  Agopçu'nun gâyesi, Türk-İslâm'ı arıtmak;
  Misyoneri güldürmek, Yûnus'ları darıltmak…

 Âlimlere düşmanlık, zâlimlere yaranmak;
 Hak söze sağır olup, Ebû Cehil'e kanmak;
 Makam-mevki ve para, bu üçüne aldanmak…
  Agopçu'nun gâyesi, Türk-İslâm'ı arıtmak;
  Misyoneri güldürmek, Yûnus'ları darıltmak…

 “İki sarhoş kafa”nın, plânına sadakat;
 Yeni bir “Lâle Devri”, “TC devr-i Sadâbât”;
 Adı “Türk Dil Kurumu”, işi menfi-kabahat…
  Agopçu'nun gâyesi, Türk-İslâm'ı arıtmak;
  Misyoneri güldürmek, Yûnus'ları darıltmak…

 “Uydur-uydur, söyle-yaz”, iki tek, bir de piyaz;
 “Türet sözcükler türet, gelir hep besili kaz”;
 KAYIKÇ'Ali bunlara, durma reddiyeler yaz!..
  Agopçu'nun gâyesi, Türk-İslâm'ı arıtmak;
  Misyoneri güldürmek, Yûnus'ları darıltmak…
   * - * - * - * - *  -  
 Ataç gitti, Agop gitti; Agopçular devrede;
 Uyan şâir, uyan yazar; kullan aklın nerdedir?
 “Arı”cılar, vızıldıyor; onca TV çevrede;
  Sanma seni seviyorlar, gizli maksat perdedir;
  Beşinci kol, malûm düşman; Siyonist'çe evrede…

 Ataç gitti, Agop gitti; zehirleri yaşıyor;
 Onca kitap, gazetede, sinsice dolaşıyor;
 Argosunda, sohbetinde; köyden-köye aşıyor;
  Sanma seni seviyorlar, gizli maksat perdedir;
  Bölücünün ilk desteği, komşu Sovyetlerdedir…

 Ataç gitti, Agop gitti; orta yerde dilleri;
 Kalem tuttu, kırılaydı; yazmayaydı elleri;
 KAYIKÇ'Ali, n'olur dersin, bu gençliğin hâlleri?..
  Sanma seni seviyorlar, gizli maksat perdedir;
  Karamanlı Mehmet Bey'im, acep hangi yerdedir?..

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim