• BIST 109.156
  • Altın 153,298
  • Dolar 3,8173
  • Euro 4,5053
  • Samsun 3 °C
  • Ankara 0 °C
  • İstanbul 14 °C
  • 3 PUAN ÇARŞAMBASPORUN
  • "Her iki takımın da işine yaramayan 1'er puanı oldu"
  • SAMSUNSPOR 1 PUAN İLE YUVAYA DÖNDÜ
  • 3 PUAN ÇARŞAMBASPORUN
  • "Her iki takımın da işine yaramayan 1'er puanı oldu"
  • SAMSUNSPOR 1 PUAN İLE YUVAYA DÖNDÜ

“ONLAR” YAZSA DA “SEN” YAZAMAZSIN!..

Ali Kayıkçı

“ONLAR” YAZSA DA “SEN” YAZAMAZSIN!..
               * “Oku! Seni yaratan Rabbinin adıyla.  Oku!.. O, keremine nihayet olmayan Rabbindir; kalem ile yazı         yazmayı öğreten de O’dur. O, insana bilmediği şeyleri öğretti. Sakın okumazlık etme; çünkü insan,         kendini nasîhate ihtiyacı yokmuş görmekle muhakkak azgınlık eder!..” 
                                                                           ( Kur’ân-ı Kerîm- Alak Sûresi; âyet 1-7’den)            *  “Bugünden sonra; divanda-dergâhta, bargâhta, mecliste-meydanda Türkçeden başka dil             konuşulmaya!..”             (Karamanoğlu Mehmet Bey–12 Mayıs 1277)                    *  “Millî dil, sâdece yaşayan nesillerin dili değildir. O, geçmiş ve geleceği ile bir             milleti kucaklar. Onun için, milletler ve devletler, ‘millî dil politikalarını’ sâdece             yaşayan nesillere göre değil, geçmiş ve geleceklerini de düşünerek plânlamak             zorundadırlar. Halk, ‘yaşayan dille’ konuşur ve yazar, fakat aydınlar, hiç olmazsa             kendi sahalarında ‘en geniş mânâsı ile millî dilini’ anlamak mecburiyetindedirler.”                            (S. Ahmet Arvasî-Size Sesleniyorum)                     *  “Ruhsal, parasal, soyut, boyut, yaşam, eğilim;
        Ya bunlar Türkçe değil, ya ben Türk değilim!
        Oysa halis Türk benim, bunlar işgâlcilerim…” (N. Fâzıl Kısakürek-Çile)

                
S
aygıdeğer Okuyucularımız!..
Bilindiği üzere “uydurukça/arı dil” denilen ucûbenin dilimize sokulması ve milletimizin sözümona “aydın kesim”in ağzında ve kaleminde “ayrılık tohumları” ekmesi, Agop Martayan Dilaçar (1895–1979) ile N. Ataç (1878–1957) isimli, biri; öğretmen-idareci ve Ankara Üniversitesi,  DTCF Öğretim Görevlisi “gayrimüslim” bir vatandaşımız, diğeri ise, iftiharla “ateist” olduğunu söyleyen Ulus Gazetesi yazarı, iki “dil devrimcisi”nin öncülük ve gayretli ile bugünkü noktaya gelmiş; başta TC kimlikli insanlarımız ile Türk cumhuriyetlerindeki soydaşlarımız arasındaki gönül bağlarının ve kültür zincirlerinin kopmasına zemin hazırlamıştır… 
     Süleyman Nazif merhûmun ifâdesiyle, “Türkçe milletimizin iskeleti” olmasına rağmen, bu akım sebebiyle vücut, âdeta kemik kanserine tutulmuş ve kaslarla sanki bağlarını koparmış bir durumuna düşmüştür…
    Alfabe değişikliklerinin ardından gelen bu “dil devrimi” ile de “uydurukça kelime” virüsüne maruz kalan güzel Türkçemiz; ülkelerimiz arasındaki ekonomik bağları güçlendirecek yerde, âdeta ambargo koymakta ve düşmanların keyfine keyif katmaktadır…
    Üstâd Şâir ve Yazar Yavuz Bülent Bâkiler’in tespit ve yazdığına göre, “Hiçbir Türk cumhuriyetinde: “Özgürlük, koşul, gereksinim, önlem, örneğin, gökçe yazın, yır, dize, doğa, okul, öğretmen, saptamak, neden… gibi kelimeler yoktur. Türk cumhuriyetlerinin Türkçelerinde sel-sal ekleri de kat’iyyen kullanılmamaktadır.” 
    “Türkiye Gazetesi Üstâd Yazarları”ndan Sn. M. Ali Demirbaş ile M. Hâlistin Kukul’un defaatle belirttiklerine göre de, bundan asıl ve gizli maksat; “Dîne ve târihe saldırmak, kıymetli eserleri raflara kaldırmak”tır, hatta oradan da atmaktır, attırmaktır...
    Samsun İmam Hatip Gençliği’nin örnek yayınlarından olan “Simge Dergisi”nin Ocak 2014 tarihli 3. ve Şubat 2015 tarihli 5. sayısı ile “ortaokul” bölümü  için hazırlanan Haziran 2014 tarihli 1. sayısını inceleyince,  yukarıdaki sözleri/yazılanları hâtırladık…
    Çünkü bu dergilerlimize gönül vermiş ve göz nuru dökmüş “İmam-Hatipli Genç Kardeşlerimiz”in de maalesef bâzı haşarat kalemlerin, konuşmacıların ve şartlanmış öğretmenlerin tesirinde kalarak yanlış “kelâmlar” kullandıklarını ve doğru fikirlerinin ufkunu âdeta kararttıklarını üzülerek gördük…
    Bu dergilerimizde “uydurukça/arı dil” denilen ucûbe “sözcükleri”n, mikrobik yayılmacı etkileri ile karşılaştık…
    “Eylem, evre, amaç, doğal, birey, zorunluluk, yararlı, tüm, bilinç, somut, olgu, oluşturmak, neden (sebep yerine),  ötürü, çaba, ayrıcalık, sorumluluk, pozitif ilimler, yaşam, ilişki, özgür, özgürlük, sorun, güncel, yapay, bireysel, toplumsal, evrensel, tarihsel, bütüncül, etkinlik, algı, özgü, bilim, etmen, ortam, çeviri, ödül, özveri, aşama, olumsuz,  onere, yargı, anı, öneri, yapıt, betimlemek, olanak, onur,  olasılık, ilişkin, öngörü, parasal, ün, kanıt, yöntem, koşul, sav, ayrıntı, ötürü, özgürlükçü, karşıt, ölçüt, seçenek, yanıt, evre, örneğin, zorunlu, yerel, karşın… gibi, onların “sözcük” dediği, Türkçe kelimeler  yerine kullanılan “Ecerufcalar”ı okuyunca  ister istemez “Onlar yazsa da sen yazamazsın, çünkü sen ‘İmam-Hatip’ neslisin!..” diye söylendik…
    Diyoruz ve bu his ve düşünceler ile kaleme aldığımız aşağıdaki mısralarımız ile Siz Saygıdeğer Okuyucularımızı başbaşa bırakıyoruz…
           Kalbî sevgi ve saygılarımızla…
        === * ===
    “Onlar” yazsa da, “sen” yazamazsın; 
    “Sen” bilirsin “o”nun, asıl maksadın; 
    “O” söylense de, “sen” diyemezsin!..
        “O”nun kaleminde, “fitne-fücur” var; 
        “Senin” ezânla, konulmuş adın…

    “O”nun maksadı, “dîn ve târih”tir; 
    Kâhı gizli kâhı, gâyet sarihtir;
    Sözde “vatandaş”, kör bir talihtir…
        “O”nun kaleminde, “fitne-fücur” var; 
        “Senin” sıfatın, bil ki “sâlih”tir…

    “O”nun maksadı, emperyal maksat; 
    Adı “yazar” olmuş, bir uyduruk ad, 
    İster “Doçent” de, ister “Prof” kat!..
        “O”nun kaleminde, “fitne-fücur” var; 
        Yüz okusun da, bulaman bir tad!..

    “O”nun maksadı, “Siyon”a hizmet; 
    “Sen” firâsetlisin, îmân âzîmet; 
    “Hakk rızâsı”na, daim var niyet…
        “O”nun kaleminde, “fitne-fücur” var; 
        “Senin” kalemin, tebliğ ve dâvet!..

    “O”nun maksadı, her daim “dünyâ”;
    “Yüzüne gülse” de, bilesin “riyâ”;
    “Nil-Fırat” diyor, asırlık “rüyâ”…
        “O”nun kaleminde, “fitne-fücur” var; 
        Sözde nasîhat, âkildir “güyâ”..
    KAYIKÇ’Ali der: “Bu kadar yeter; 
    Bir Ataç’ımız var, Agop’tan beter; 
    ‘Ateistim’ der, sanırsın hüner…
        O’nun kaleminde, ‘fitne-fücur’ var; 
        Ateşi nâr-ı Cahîmda tüter!..”
                            (Devam edecek)

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim