• BIST 89.695
  • Altın 145,769
  • Dolar 3,6139
  • Euro 3,9332
  • Samsun 8 °C
  • Ankara 8 °C
  • İstanbul 9 °C
  • TÜRFAD dan Hamdi Tezol'a Moral Ziyareti
  • OSMAN ÖZKÖYLÜ’DEN KRİTİK TOPLANT
  • ÇARŞAMBASPOR 3'TE 3 YAPTI !
  • TÜRFAD dan Hamdi Tezol'a Moral Ziyareti
  • OSMAN ÖZKÖYLÜ’DEN KRİTİK TOPLANT
  • ÇARŞAMBASPOR 3'TE 3 YAPTI !

“OMUZ KAMERALARI”, “BATTAL” MI OLDU?

Ali Kayıkçı

*“İnsan, başıboş bırakılacağını mı sanır?” (Kur’ân-ı Kerîm; Kıyâmet Sûresi, âyet 36)
*“İnsanın yanında, onun her dediklerini zapt eden gözcü bir melek vardır.” (Kâf Sûresi, âyet 17)
*“Allah, her şeyi bilendir.” (Nûr Sûresi, âyet 64’den)
*(Küllü nefsin… (Her nefis ölümü tadacaktır… hepiniz sonunda bize döndürüleceksiniz!.” (Kur’ân-ı Kerîm; Âl-i İmrân Sûresi, âyet 185; Enbiyâ Sûresi, âyet 35; Ankebût Sûresi, âyet 57)
*“Ölüleri diriltecek olan da O’dur. O’nun her şeye gücü yeter!” (Kur’ân-ı Kerîm; Şûrâ Sûresi, âyet 9’dan)
*“Bütün insanları mahşer meydanına toplayacağız da hiç kimseyi geride bırakmayacağız. Defter de ortaya konulmuştur; artık o mücrimlerin (suçluların) korkudan titreştiklerini görürsün ve şöyle diyorlardır: ‘Eyvâh biz! Bu defter de nedir? Ne küçük bırakmış, ne büyük, hepsini kaydetmiş.’ Ve bütün yaptıklarını hazır bulmuşlardır.” (Kur’ân-ı Kerîm; Kehf Sûresi, âyet 47, 49’dan)
*“Oku kitabını, hesap görücü olarak bugün sana nefsin yeter!” (Kur’ân-ı Kerîm; İsrâ Sûresi, âyet 14)
*“O gün ‘Yalan’ diyenlerin vay hâline!.. (Kur’ân-ı Kerîm; Mürselât Sûresi, âyet 15, 19, 24, 28, 34, 37, 40, 45, 47, 49)
*“Ölü kabre konduğu vakit… bundan sonra gayet korkunç iki melek gelir. İnsan şeklinde görünürler. Yüzleri ziyâde siyah, dişleriyle yeri yararlar. Başlarının tüyleri yer üzerine sarkmış sürünüz. Sözleri gök gürler gibi, gözleri şimşek çakar gibidir. Solukları dahî şiddet ile esen rüzgâr gibidir. Her birinin demir kamçıları vardır ki, ins ile cin bir yere gelseler yerden kaldırmağa güç yetiremezler. Dağlardan daha ziyâde büyük ve ağırdır. Bir kere, bir kimseye vurursa, maazallah parça parça eder. Rûh bunları bir kere görürse, hemen kaçar. Ölünün burnundan göğsüne girerler. Göğsünden yukarısı dirilir. Öleceği zamandaki hâli gibi olur. Harekete kadir olamaz. Lâkin ne söylenirse, onu işitir ve görür. Bunlar, ona şiddet ile sual ederler. Cefa ile onu zorlar, üzerler. Toprak ona su gibi olmuştur. Ne vakit kımıldarsa, yer açılıp bir boşluk olur. 
Bu iki melek ‘Rabbin kimdir? Dînin nedir? Peygamberin kimdir? Kıblen neresidir?’ diye sual ederler. 
Birçok kimsenin, ölürken dili tutulur. Eğer akidesi bozuk olursa, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uygun olarak inanmadı, bid’ât ehline uydu ise, (Rabbim Allah) diyemez. Başka söz söylemeğe başlar. Melekler bir kere vururlar; kabri ateşle dolar. Sonra söner. Birkaç gün sönük olarak durur. Sonra yine kabirde onun üzerlinde ateş hâsıl olur. Dünyâ nihayet buluncaya (Kıyâmet kopuncaya) kadar, bu hâl devam eder. 
Birçok kimse dahi, (Dînim İslâm’dır) diyemez. Bunlar ya şek (şüphe) üzere vefât etmiştir; yahut vefât ederken kendisine fitnelerden bir fitne arız olmuştur. Ehl-i sünnet olmayan kimselerin sözlerine, yazılarına inanmıştır. Buna bir kere vururlar. Kabri, yukarıda denildiği gibi yanar.
Bazı kimseler dahi, (Peygamberim Muhammed) “aleyhisselâmdır” diyemez. Zira bu kimse, dünyâda sünnet-i nebeviyyeyi (İslâmiyetin emir ve yasaklarını) unutmuş idi. Zamana, modaya uymuş idi. Çocuklarına Kur’ân-ı Kerîm okutmamış, Allahü teâlânın emirlerini, yasaklarını öğretmemiş idi. 
Bazı kimseler ise (Kıblem Kâbe’yi şerîf) diyemez. (…)
Fâcire (kâfir olana) Münker ve Nekir melekleri ‘Men rabbüke (Rabbin kimdir?)’ dedikleri vakit, ‘Lâ-edrî’ (Bilmem) der. Onlar da, bilmedin ve hâtırlamadın derler. Sonra onu demirden kamçı ile döverler. Tâ ki, yedinci kat yerin altına girer. Sonra yer silkelenir. Yine kabrine çıkar. Böyle yedi defa döverler. Bundan sonra, bunların hâlleri başka başka olur. Bazısının ameli kelp (köpek) suretine çevrilir ve Kıyâmete kadar ısırır. Bunlar, Kıyâmet ve ahvâl-i dîniyyede şüphe edenlerdir. Kabirde bulunanlara arız olan bu ahvâl, çeşit çeşittir. Bir insan dünyâda en ziyâde neden korkarsa, kabirde onunla azâb olunur.” (İmâm-ı Gazâli-İhyâ-ül’ulum ve Kıyâmet ve Âhiret) 
*“Ölmek, felâket değildir. Öldükten sonra başına gelecekleri bilmemek felâkettir.” (İmâm-ı Rabbânî)
*“Dîn hayatın hayatı, hem nûru hem esası/İhyâ-yı dinle olur, şu milletin ihyâsı!..”.  (Bediüzzâman S. Nursî; Bitlis, 1873/Urfa, 1960)
*“Âhiret: İnsanın ölümü ile başlayan ebedî (sonsuz) hayat. Âhiret, îman edilmesi lâzım olan altı şeyden beşincisidir.”-Sözlük
*“Âmentü: Îmân etmek için inanılması lâzım olan esaslar. Îmân esaslarını kendinde toplayan kelime veya söz. Îmânlı olmanın altı şartı. Âmentü’de bildirilen altı şeyin mânâlarını bilip, beğenip, kabul eden kimseye Müslüman denir. Âmentü’nün mânâsı: Allahü teâlâya, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, kaderin, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna îmân ettim. Öldükten sonra dirilmek haktır. Allah’tan başka ilâh olmadığına, Muhammed aleyhisselâmın Allah’ın kulu ve resûlü olduğuna şehâdet ederim, demektir.” (Sözlük)
*”Ne ibrettir kızarmak bilmeyen çehren/Bırak kardeşim tahsili; git önce edep, hayâ öğren!..”, 
*“Oyuncak sanmayın! Ahlâk-ı millî, rûh-i millîdir/Onun iflâsı en korkunç ölümdür: Mevt-i küllîdir.” (M. Âkif Ersoy)
“Âhirete inananların oranı yüzde 81.  Halkın yüzde 65’i, son yıllarda toplumda bir ahlâkî çöküntü yaşandığını düşünüyor.” (Mak Danışmanlık; 13.07.2015)
*“Önce ahlâk ve mâneviyat!” (Prof. Dr. Necmettin Erbakan)   
    
Saygıdeğer Okuyucularımız!..
Bilindiği üzere; terörle ve çeşitli diğer suçlarla ve suçlularla mücadele kapsamında, son yıllarda şehirlerimizde giderek bir “kameralaşma” kampanyaları yürütülmekte ve mevcut sistem çerçevesinde de pek çok gizli hadise bu teknolojik imkânlar sayesinde gün yüzüne çıkarılmaktadır…
Ancak; gel gör ki “suç ve suçlu sayısında” âdeta “geometrik dizi” gibi bir patlama yaşanmakta, bu sonuç da bize, insanlarımızın giderek “Omuz Kameraları”nın varlığından bîhaber yaşadığı, diğer bir ifâde ile “Hafaza Melekleri” denilen, her insanın hayır ve şer işlerini yazan meleklerin gözetimi altında bulunduğunu bilmeyen veyahut da önemsemeyen bir hayat sürdürdüğü kanaatine yol açmaktadır…
Diyoruz ve bu his ve düşüncelerle kaleme aldığımız aşağıdaki mısralarımız ile Siz Saygıdeğer Okuyucularımızı başbaşa bırakıyoruz…
Kalbî sevgi ve saygılarımızla!..

    = = = * = = =
“Omuz Kameraları”, “battal” mı oldu?
“Allah korkusu” idi, “markası” onun!..
Şimdi onun yerine, “özgürlük” doldu;
“Özgürlük” de “özgürlük”, n’olacak sonun?
“Kabak Çiçekleri”nin, tamamı soldu!..

“Omuz Kameraları”, “Tele Kulaklı”;
“Ânında kayıttadır”, yok “gizli-saklı”;
Hangi sözler “Rahmânî”, kim “kimden haklı?..”
“Özgürlük” de “özgürlük”, n’olacak sonun?
Kim seni “tetikleyen”, kim “veren aklı?!..”

Sanma sakın bu kadar, “şâhidin” senin; 
“El-ayağın” konuşur, “dillenir” tenin; 
Getirilir “dosyalar”, ayın-senenin!..
“Özgürlük” de “özgürlük”, n’olacak sonun?
“Oku!..” ile çözülür, “bağı” çenenin!..

“O gün yalan” diyenin, “vay hâline” vay!..
Asla sanma “ölümden, sonrası” kolay!..
Nasıl ki vardır ölüm, bugün olmuş say!..
“Özgürlük” de “özgürlük”, n’olacak sonun?
Geçer elbet bu günler, haftalar ve ay!..

KAYIKÇ’Ali der “Bunlar, olacak bir-bir;
O gün dehşetli bir gün, bu noksan tasvir;
Daim ‘Allah!.. Allah!..’ de, söyle hep zikir!..”
“Özgürlük” de “özgürlük”, bu “mutlak” sonun?
“Aklın varsa fırsatı, lehine çevir!..”

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim