• BIST 97.713
  • Altın 143,932
  • Dolar 3,5669
  • Euro 4,0007
  • Samsun 14 °C
  • Ankara 14 °C
  • İstanbul 17 °C
  • 16 FUTBOLCUNUN SÖZLEŞMESİ SONA ERİYOR
  • SAMSUNSPOR'A CEZA KAPIDA
  • BELGESEL ÇEKİMLERİ SÜRÜYOR
  • 16 FUTBOLCUNUN SÖZLEŞMESİ SONA ERİYOR
  • SAMSUNSPOR'A CEZA KAPIDA
  • BELGESEL ÇEKİMLERİ SÜRÜYOR

“OKUMA-YAZMA YOK, CÂHİL” DEDİLER/3

Ali Kayıkçı

*     “Allahü teâlâya ve Kıyâmet Gününe îmân edenler, Allahü teâlânın ve Resulünün düşmanlarını sevmezler. O kâfirler ve münâfıklar, müminlerin anaları, babaları, oğulları, kardeşleri ve başka yakınları olsa da bunları sevmezler. Böyle olan müminleri, Cennet’e koyacağım.” (Kur’ân-ı Kerîm; Mücâdele Sûresi, âyet 22)
*    “Sakın hâinlerin savunucusu olma!..” (Kur’ân-ı Kerîm; Nisâ Sûresi, âyet 105’den) 
*    “Îmânın temeli ve en kuvvetli alâmeti, Müslümanları sevmek ve Müslümanlara düşmanlık edenleri sevmemektir.” (Hz. Muhammed “sallallahü aleyhi ve sellem”)      
*  “Harf devriminin tek amacı ve hatta en önemli amacı, okuma-yazmanın yaygınlaşmasını sağlama değildir. Devrimin temel gayelerinden biri, yeni nesillere geçmişin kapılarını kapamak, Arap-İslâm dünyası ile bağlarını koparmak ve dinin toplum üzerindeki etkisini zayıflatmaktı. Yeni nesiller, eski yazıyı öğrenemeyecekler, yeni yazı ile çıkan eserleri de biz denetleyecektik.  Din eserleri eski yazıyla yazılmış olduğundan okunmayacak, dinin toplum üzerindeki etkisi azalacaktı.”           (İsmet İnönü-Hatıralar, C. 2, s. 223)
*     “Artık 1935’teyiz. On iki senelik bir müddet zarfında, yeni Türk, kendine yeni bir ruh, yeni bir ahlâk, yeni bir tarih, hattâ, Allah’ı artık Tanrı diye andığı için, diyebilirim ki yeni bir Allah yaratmıştır.”    (Kemalizm-Tekin Alp; Prof. Dr. M. Fuad Köprülü’nün önsözü ile Cumhuriyet Gazete ve Matbaası-İstanbul 1936, s. 171.)    
 *  “Kamalizm, bütün dinlerin üstünde bir yaşamak dinidir.” CHP Edirne Milletvekili Şeref Aykut    
*    “Doktora yapmak için İtalya’ya gitmiştim. Papaz öğrencilerin de bulunduğu bir konferansa katılmıştık. Bir yemek saatinde, biraz yüksek sesle, (Bismillâhirrahmânirrahîm) demiştim. Yanımda oturan Papaz, bana nereli olduğumu sordu. Türkiyeliyim dedim. ‘Ülkenizde, başka böyle söyleyen gençler var mı?’ dedi. Çok insan olduğunu söyledim. Bunun üzerine, ‘Eyvah! Bizim bütün plânlarımız bozuldu. Biz 50 yıl sonra, Türkiye’de (Allah) diyecek kimse kalmasın diye program yapmıştık. Demek ki, her şey altüst oldu’ dedi.” (Dr. Enver Ören’den Hasan Yavaş; Türkiye Gazetesi, 18.11.2015, s. 17)
*    “İngilizceden, Fransızcadan, Latinceden her Allahın günü dilimize bulaşan şunca kelime karşısında sus-pus olup oturanlar, bizim bin yıldan beri konuşup durduğumuz, Türkçeleştirdiğimiz kelimelere karşı, acaba neden böyle saldırıyorlar? İstanbul’daki beş yüz yıllık, bin yıllık çınarları kesip yerlerine cılız akasya dikenleri katil diye, hain diye lânetleyen diller, acaba neden bin yıllık kelimelerimizi katledenlere alkış tutuyorlar?” (Y. Bülent Bâkiler-Somuncu Baba Dergisi; Temmuz-Ağustos 2004, s. 31)
 *    “İsrail, 1948’de kurulurken 5 bin yıl evvel kullanılan İbraniceyi resmi alfabe olarak kabul etti.  Kaybolup giden bir dil, yeniden hayat buldu. (…) Tek parti zihniyetinin Osmanlı muhalefeti, İslâm düşmanlığından ileri gelmektedir. İslâm’a düşman olanlar; imâna da, ezâna da, namâza da, camiye de, elifbaya da düşmandır.”   (Rahim Er-Türkiye Gazetesi; 11.12.2014, s. 3)
*  “(Sözcük) kelimesi, kelimenin karşılığı ise, bu “Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi-8” kitabında, (İlâ-yi kelimetullah)ı, (Kelime-i tevhîd)i ve (Kelime-i şahâdet)i nasıl diyeceksiniz?”, “…dil mes’elesi, hem dînî hem de millî bir mes’eledir; üzerimize yüklenen bir vazifedir. Bu sebeple; her kelimeyi/sözü yerli yerinde, usûlüne göre kullanmamız gerekir.” (M. Hâlistin Kukul; Denge Gazetesi-22.05.2015, s. 9; 22.11.2015, s. 12)                                    *   “Ruhsal, parasal, soyut, boyut, yaşam, eğilim/Ya bunlar Türkçe değil yahut ben Türk değilim! Oysa halis Türk benim, bunlar işgâlcilerim/Allah Türk’e acısın, yalnız bunu dilerim…”,   “Bu yurda her belâ içinden gelir/“Hep”leri, hep, hiçin hiçinden gelir.”    (N. Fâzıl Kısakürek-Çile)
*    “Türkiye’nin en mühim dâvâsı, hiç şüphesiz, dil dâvâsıdır.”    (Prof. Dr. Mehmet Kaplan-Nesillerin Rûhu, s. 150) 

Saygıdeğer Okuyucularımız!..
 “Erciyes Dergisi”nin Kasım 2015 tarihli 455. sayısının 1-9. sayfalarında “M.Ş.” isimli bir profesör (ki siz buna rahmetli Ergun Göze’nin “Profesörler Geçiyor” kitabındaki “Prifisir”lerden biri de diyebilirsiniz; çünkü “Yazımızı Değiştirdiler Bir Gecede Câhil(!) Kaldık” başlıklı makâlesini okuyunca içimizden, ‘Üstâdın verdiği bu unvan, bir kere daha yerini ve lâyığını buldu’ dedik), sâdece annesine dayandırdığı noksan bilgisine güvenerek yakın tarihimizin karanlık sayfalarına aklamaya çalışırken bir taraftan da siyasî iktidar taraftarlarına veryansın etmektedir.                                                                                               Önce yazılı bir belgeden, o günlerle ilgili bâzı bilgileri aktardıktan sonra, kendi çevremizden, hadiseleri bizzat yaşayanlardan duyduklarımızı şâhid göstererek Bay Prifisire birkaç şey daha söyleyelim istiyoruz:
17 Şubat 1970 tarihli “Bab-ı âlide Sabah” gazetesinde, “Mahmut Genç” imzasıyla yayımlanan bir makâle:
“1970 senesi, asil Türk milletinin mukaddes dini olan İslâmiyetin, bu mübarek vatanda yasak edilmesi için, 1924 tarihli Lozan Barış Anlaşmasının ‘gizli’ celselerinde kararlaştırılmış olan meş’um bir yıldır. Bundan az bir zaman sonra, mekteplerden din ve ahlâk dersleri kaldırılmıştı. Türk’ün hamaset dolu şanlı tarihi, tersine çevrilmişti. Gazetelerde, mecmualarda İslâmiyet’ten bir kelime bile olsa söz etmek yasak edilmişti. Ana babalarının, çocuklarını Kur’ân Kursuna göndermeleri büyük suç olmuştu. Çocuklara Kur’ân-ı Kerîm okutan hocaların Nusaybin’de idam edildiklerini, kızlara Kur’ân okutan ninelerin zindanlara atıldıklarını, Mushâf-ı şerîflerin, ilmihâl kitaplarının toplatılarak polis karakollarında yakıldıklarını iyi hatırlıyorum…
 İstanbul’da toplanan Kurân-ı Kerîm ve din kitaplarını, eski Sahaflar Çarşısı’ndan Bit Pazarı’ndaki kamyonlara yükletilip, kese kâğıdı yapmak için, İzmit Kâğıt Fabrikasına gönderilirken, okka ile elli kuruşa satın aldığım üç büyük Kamus lügatini hâlâ kullanmaktayım. 
Bir Ramazan sabahı idi. Yolda giderken, her cami kapısında polisler bekliyorlardı. Soruşturdum (Allahü Ekber) demek yasak edilmiş. Allah diyen imamları yakalayıp Çorum’a mahkemeye götürüyorlarmış. Götürülenleri su içinde koğuşa tıkmışlar. Çoğu dayanamayıp ölmüş. Kalabilenlerin çoğu hasta. Birkaçı da hayatta. Bayramları ziyaret eder, o kara günleri konuşuruz. (…)”      
“Mert Irmağı İnsanları (Pontus’a Darbe)” adlı eserimizde kendisinden târihi bilgiler derlediğimiz Giresunlu Hoca Dayı (Hayatı için bkz: a.g.e. sy: 68) İsmail Can; 1902- Giresun Alınca Köyü/30.10.1993-Samsun Derebahçe) ile babam Mustafa Kayıkçı (Trabzon Akçaabat 1909-Samsun Derebahçe 1989) ve dayım rahmetli Mustafa İshak (Harakalı Muskacı Mustafa Hoca)nın bizlere anlattıkları ile yukarıdaki gazete makâlesinin  dile getirdikleri defaatle teyit edilmiş bulunmaktadır. Diğer taraftan “Samsun İl Vâizi, Fıkıh Âlimi H. Hâfız Ali Düzenli Hocaefendi” (Hayatı için bkz: “Samsun’un Mânevî Mîmarları-Ali Kayıkçı”; Samsun 2008, sy: 32)nin, memleketi olan Of ilçesi Çaykara nahiyesinde (şimdi ilçe oldu) okuduğu mahalle mektebi (Sıbyân Mektebi), ile Samsun’un rahmetli” Kadirî Şeyhi H. Hafız Bilâl Bektaş Hocaefendi”(Hayatı için bkz: a.g.e. sy: 35)nin yetiştiği Vakfıkebir İlyaslı Köyü de benzer olayların yaşandığı bir yer olarak tanınmışlardır. 
Peki, bu insanlar da AKP’ye oy kazandırmak için(!) mi bunları yazıp söylemişlerdir Bay Prifisir?
Diyoruz ve bu zihniyette olanları aşağıdaki mısralarımız ile de bir kere daha tel’in eyliyoruz Saygıdeğer Okuyucularımız…
Kalbî sevgi ve saygılarımızla…
    = = = * = = =
İster öfkeden köpür, istersen var küpe bin;
İster “küp süvarisi”, ister “sirke şarabı”;
Ne istersen ondan ol, “ahkâm dağları”ndan in!..
İster “makâle” döşen, ister “ters giy çorabı”;
“İnönü Lâmbası”ndan, istersen çıkar bir “cin!..”

İster çık “Erciyes”e, “karlar soğutsun” seni;
“CeHaPe”ye üye ol, “lâik avutsun” seni;
“6 Ok gölgesi”nde, “rüzgâr kurutsun” seni…
İster “makâle” döşen, ister “ters giy çorabı”;
“Halk Evleri” açılsın, “başa oturtsun” seni…

İster “Mohiz Kohen”le, “Tekin Alp rolü ” oyna;
İstersen “Agop-Ataç”, “Arı dili”yle kayna;
Gez-sor bu Bölgemizi, yaşlılar düne ayna…
İster “makâle” döşen, ister “ters giy çorabı”;
İstersen bir “ders çıkar”, “hakikat”ten payına!..

Yeter DEREBAHÇELİ, “Prifisir” taşlama;
Adam zaten bin pişman, tencerede haşlama;
“Lâfları” dökülüyor, kurtarmaz “tıraşlama”…
Kin-hasetten şaşırmış, sarışını-Arap’ı;
Sırtı yapışmış yere, sen de vurup tuşlama!..

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim