• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Samsun 3 °C
  • Ankara -9 °C
  • İstanbul 2 °C
  • Samsun'un ve Samsunspor'un 28 yıllık acısı
  • 20 OCAK ATKILARI SATIŞA SUNULDU
  • Samsunspor'da gözler, Demirspor maçına çevrildi
  • Samsun'un ve Samsunspor'un 28 yıllık acısı
  • 20 OCAK ATKILARI SATIŞA SUNULDU
  • Samsunspor'da gözler, Demirspor maçına çevrildi

“OKUMA-YAZMA YOK, CÂHİL” DEDİLER/2

Ali Kayıkçı

*     “Allahü teâlâya ve Kıyâmet Gününe îmân edenler, Allahü teâlânın ve Resulünün düşmanlarını sevmezler. O kâfirler ve münâfıklar, müminlerin anaları, babaları, oğulları, kardeşleri ve başka yakınları olsa da bunları sevmezler. Böyle olan müminleri, Cennet’e koyacağım.” (Kur’ân-ı Kerîm; Mücâdele Sûresi, âyet 22)
*    “Sakın hâinlerin savunucusu olma!..” (Kur’ân-ı Kerîm; Nisâ Sûresi, âyet 105’den) 
*    “Îmânın temeli ve en kuvvetli alâmeti, Müslümanları sevmek ve Müslümanlara düşmanlık edenleri sevmemektir.” (Hz. Muhammed “sallallahü aleyhi ve sellem”)      
*  “Harf devriminin tek amacı ve hatta en önemli amacı, okuma-yazmanın yaygınlaşmasını sağlama değildir. Devrimin temel gayelerinden biri, yeni nesillere geçmişin kapılarını kapamak, Arap-İslâm dünyası ile bağlarını koparmak ve dinin toplum üzerindeki etkisini zayıflatmaktı. Yeni nesiller, eski yazıyı öğrenemeyecekler, yeni yazı ile çıkan eserleri de biz denetleyecektik.  Din eserleri eski yazıyla yazılmış olduğundan okunmayacak, dinin toplum üzerindeki etkisi azalacaktı.”           (İsmet İnönü-Hatıralar, C. 2, s. 223)
*     “Artık 1935’teyiz. On iki senelik bir müddet zarfında, yeni Türk, kendine yeni bir ruh, yeni bir ahlâk, yeni bir tarih, hattâ, Allah’ı artık Tanrı diye andığı için, diyebilirim ki yeni bir Allah yaratmıştır.”    (Kemalizm-Tekin Alp; Prof. Dr. M. Fuad Köprülü’nün önsözü ile Cumhuriyet Gazete ve  Matbaası-İstanbul 1936, s. 171.)    
 *  “Kamalizm, bütün dinlerin üstünde bir yaşamak dinidir.”-CHP Edirne Milletvekili Şeref Aykut    
*    “Doktora yapmak için İtalya’ya gitmiştim. Papaz öğrencilerin de bulunduğu bir konferansa katılmıştık. Bir yemek saatinde, biraz yüksek sesle, (Bismillâhirrahmânirrahîm) demiştim. Yanımda oturan Papaz, bana nereli olduğumu sordu. Türkiyeliyim dedim. ‘Ülkenizde, başka böyle söyleyen gençler var mı?’ dedi. Çok insan olduğunu söyledim. Bunun üzerine, ‘Eyvah! Bizim bütün plânlarımız bozuldu. Biz 50 yıl sonra, Türkiye’de (Allah) diyecek kimse kalmasın diye program yapmıştık. Demek ki, her şey altüst oldu’ dedi.” (Dr. Enver Ören’den Hasan Yavaş; Türkiye Gazetesi, 18.11.2015, s. 17)
*    “İngilizceden, Fransızcadan, Latinceden her Allahın günü dilimize bulaşan şunca kelime karşısında sus-pus olup oturanlar, bizim bin yıldan beri konuşup durduğumuz, Türkçeleştirdiğimiz kelimelere karşı, acaba neden böyle saldırıyorlar? İstanbul’daki beş yüz yıllık, bin yıllık çınarları kesip yerlerine cılız akasya dikenleri katil diye, hain diye lânetleyen diller, acaba neden bin yıllık kelimelerimizi katledenlere alkış tutuyorlar?” (Y. Bülent Bâkiler-Somuncu Baba Dergisi; Temmuz-Ağustos 2004, s. 31)
 *    “İsrail, 1948’de kurulurken 5 bin yıl evvel kullanılan İbraniceyi resmi alfabe olarak kabul etti.  Kaybolup giden bir dil, yeniden hayat buldu. (…) Tek parti zihniyetinin Osmanlı muhalefeti, İslâm düşmanlığından ileri gelmektedir. İslâm’a düşman olanlar; imâna da, ezâna da, namâza da, camiye de, elifbaya da düşmandır.”   (Rahim Er-Türkiye Gazetesi; 11.12.2014, s. 3)
*  “(Sözcük) kelimesi, kelimenin karşılığı ise, bu “Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi-8” kitabında, (İlâ-yi kelimetullah)ı, (Kelime-i tevhîd)i ve (Kelime-i şahâdet)i nasıl diyeceksiniz?”, “…dil mes’elesi, hem dînî hem de millî bir mes’eledir; üzerimize yüklenen bir vazifedir. Bu sebeple; her kelimeyi/sözü yerli yerinde, usûlüne göre kullanmamız gerekir.”) (M. Hâlistin Kukul; Denge Gazetesi-22.05.2015, s. 9; 22.11.2015, s. 12)                                                                                                                                                        *   “Ruhsal, parasal, soyut, boyut, yaşam, eğilim/Ya bunlar Türkçe değil yahut ben Türk değilim! Oysa halis Türk benim, bunlar işgâlcilerim/Allah Türk’e acısın, yalnız bunu dilerim…”,   “Bu yurda her belâ içinden gelir/“Hep”leri, hep, hiçin hiçinden gelir.”    (N. Fâzıl Kısakürek-Çile)
*    “Türkiye’nin en mühim dâvâsı, hiç şüphesiz, dil dâvâsıdır.”    (Prof. Dr. Mehmet Kaplan-Nesillerin Rûhu, s. 150) 

Saygıdeğer Okuyucularımız!..
 “Erciyes Dergisi”nin Kasım 2015 tarihli 455. sayısının 1-9. sayfalarında “M.Ş.” isimli bir profesör (siz buna rahmetli Ergun Göze’nin “Profesörler Geçiyor” kitabındaki “Prifisir”lerden biri de diyebilirsiniz), “Yazımızı Değiştirdiler Bir Gecede Câhil(!) Kaldık” başlıklı makâlesinde; (“Yazımızı değiştirdiler, bir gecede câhil kaldık” lâfı külliyen yanlıştır. Çünkü bu lâfın tersinden şu mana çıkar: “Biz Osmanlı döneminde o kadar iyi eğitimli, bilgili ve kültürlü bir toplumduk ki yazımız değişmese ve bir gecede cahil bırakılmasaydık, uçakları, bilgisayarları, akıllı telefonları, kanser ilaçlarını, MR ve tomografi cihazlarını biz yapardık. Ay’a ve Merih’e biz giderdik.” Bu zihniyet, zaaflarımıza doğru teşhis koymaya mani büyük bir avuntudur, garabet ve hamakattır.) demekte, devamında ise “Cumhuriyetten önce millet zaten cahil olduğu içindir ki yazı bu kadar kolay değişmiştir. Eğer Osmanlı döneminde bu millet iyi eğitimli, bilgili ve kültürlü olsaydı; hiç kimse yazıyı değiştirmeye gerek duymazdı, aklına bile getirmezdi ve yazıyı değiştirmeye cesaret bile edemezdi. Asırlar boyunca bu millet fakir, eğitimsiz ve kültürsüz bırakıldığı içindir ki, yazı bu kadar kolay ve suhuletle değişmiştir. Şapka olayı gibi, Müslümanlıkla hiç alakası olmayan, basit bir sembolden dolayı başını veren kesimden bir kişi dahi, yazı değiştiği zaman tırnağını bile feda etmemiştir. Hâlbuki yazının değişmesi şapka olayından bin kat daha önemlidir.” diyerek de kendince bir değerlendirmede bulunmakta, “Hâlâ gerçekleri görüp uyanma zamanı gelmedi mi?” diye sormakta ve sonrasında da, “Kalbi ıstırapla dolu samimi din adamlarını, laboratuarlarda uyuyan bilim adamlarını, toplumun kaderini değiştirmek ve dünya ile rekabet etmek için çırpınan işadamlarını… tenzih ediyorum” sözüyle de ara başlığı noktalamaktadır.   
Tespitleri kadar “kader” ve “yaratmak” kelimelerini kullanırken de “ehl-i sünnet inancından uzak olduğu gibi “millî dil anlayışı”na zıt “sözcük”ler sergileyen Bay Prof, “Ruslar, Çar Petro’dan itibaren, bireyin ve toplumun kalitesini yükseltmek için yoğun bir çaba içine girmiş ve birinci sınıf bir toplum yaratmıştır. Bu nedenledir ki rejim ne olursa olsun, birinci ligde oynamayı başarıyorlar ve ona buna esip gürleyen biz, NATO üyeliğimize rağmen, Rusya söz konusu olunca sus pus vaziyetinde kalıyoruz.” ifadeleriyle de milletimizi aşağılamakta (sy: 7), bir sonraki sayfada ise Fransız Filozof (Varoluşçu) “Jan Paul Sartre”den sitayişle bahsetmekte, Fransa ve Rusya yanında Almanya ile Japonya’ya karşı da hayranlığını dile getirmektedir… 
Sözlerini “Zamanımı, bir bedâhatı (açık gerçeği) anlatmak için harcamak zorunda bırakanlara, bu benzeri beyhude konularla, milletimize, onlarca yıldır vakit kaybettirenlere ve bunlar karşısında, kimi ‘ekmeğimden olurum’, kimi ‘tekfir edilirim’, kimi ‘huzurum kaçar’ korkusuyla susanlara yazıklar olsun…” şeklinde bitirmektedir.
Bu “makâle”yi (varsa yayından önce okuyup) aynen Dergiye koyanlara, okuduktan ve yanlışları gördükten sonra “Bana ne?” diyenlere bir cevap olmak üzere biz de yukarıda yazdıklarımızı ilâveten şunları da diyoruz:
    = = = * = = = 
“Japon”da, “Çin”de yazı, “kaç asır var aynı”dır;
Değişim “kafa”dadır; “azim”de, “gayret”tedir;
“Vatandaş”la “yönetim”, “uyumu-dizaynı”dır…
“Osmanlı”yı suçlamak, “akıllar hayrette”dir;
“Jön Türk”ten “İttihat”a, “hainlerin oy’nu”dur…

“Uçağı-telefonu”, “yazı” değil “el” yaptı;
“El” fikir”le çalıştı, “ustalar güzel” yaptı;
“At-eşek”le gezerken, “fabrika-dizel” yaptı…
“Vatandaş”la “yönetim”, “uyumu-dizaynı”dır;
“Çalışana veririm!”, vaat “Lem-yezel” yaptı…

“Şapkada baş verenler”, “yazıda sustu” demek;
“Tırnak fedâ etmedi”, “yalan-yanlış” söylemek;
“İftirânın şâhı”dır, “düne bühtân” eylemek… 
“Ceberut yönetim”in, “jandarma dizaynı”dır;
“6 Ok” şahlandırıp, “ateistler” peylemek…

Jandarma “bomba” değil, “Elif-Bâ”lar arardı;
“Mevlîd-Hâtim” okumak, “rejim için zarar”dı;
“Dönmeler sahne aldı”, “İnönü’ye yarar”dı…
 “Ceberut yönetim”in, “jandarma dizaynı”dır;
“Siyonizm”den dal-budak, “ülke açık Pazar”dı…

“Eski yazı bilenler, şimdiden yüzde yirmi”;
Demekle “maksadın ne?”, “engel olmak” meyil mi?
“Suç-suçlu” sayıyorsun, “başkaları” değil mi?..
“Lâik bir eğitim”in, “uyumu-dizaynı”dır;
“Batı… Batı” diyerek, “lâdînî” temayül mü?

“Ruslar toplum yarattı”, demek  neyin nesidir?
“Tekvîn” sıfatı kimin, bu neyin cümlesidir?
“Erciyes”i kirletmek, “abes”in abesidir…
“Prifisir” etiket, “uyumu-dizaynı”dır;
“Jan Paul Sartre” hayranlığı, şeytânın “Kâbe’si”dir…

DEREBAHÇELİ’m söyle, “Âlim Gerçel” de duysun;
Sözde “Hakem Heyeti”, gereği neyse uysun;
“İlim-irfân” bu değil, kazar derin kuyusun…
“Prifisir” etiket, “uyumu-dizaynı”dır;
“Araştırma” hiç değil, “arşiv” öyle uyusun!..
  
 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim