• BIST 84.208
  • Altın 147,192
  • Dolar 3,7769
  • Euro 4,0596
  • Samsun 6 °C
  • Ankara -2 °C
  • İstanbul 7 °C
  • TARAFTARLAR YALNIZ BIRAKMAYACAK
  • ŞİMDİ GALİBİYET ZAMANI
  • ÇARŞAMBA'DA KÖTÜ GİDİŞ DEVAM EDİYOR 1-0
  • TARAFTARLAR YALNIZ BIRAKMAYACAK
  • ŞİMDİ GALİBİYET ZAMANI
  • ÇARŞAMBA'DA KÖTÜ GİDİŞ DEVAM EDİYOR 1-0

“OKUMA-YAZMA YOK, CÂHİL” DEDİLER/1

Ali Kayıkçı

*     “Allahü teâlâya ve Kıyâmet Gününe îmân edenler, Allahü teâlânın ve Resulünün düşmanlarını sevmezler. O kâfirler ve münâfıklar, müminlerin anaları, babaları, oğulları, kardeşleri ve başka yakınları olsa da bunları sevmezler. Böyle olan müminleri, Cennet’e koyacağım.” (Kur’ân-ı Kerîm; Mücâdele Sûresi, âyet 22)

*    “Sakın hâinlerin savunucusu olma!..” (Kur’ân-ı Kerîm; Nisâ Sûresi, âyet 105’den) 
*    “Îmânın temeli ve en kuvvetli alâmeti, Müslümanları sevmek ve Müslümanlara düşmanlık edenleri sevmemektir.” (Hz. Muhammed “sallallahü aleyhi ve sellem”)      
*  “Harf devriminin tek amacı ve hatta en önemli amacı, okuma-yazmanın yaygınlaşmasını sağlama değildir. Devrimin temel gayelerinden biri, yeni nesillere geçmişin kapılarını kapamak, Arap-İslâm dünyası ile bağlarını koparmak ve dinin toplum üzerindeki etkisini zayıflatmaktı. Yeni nesiller, eski yazıyı öğrenemeyecekler, yeni yazı ile çıkan eserleri de biz denetleyecektik.  Din eserleri eski yazıyla yazılmış olduğundan okunmayacak, dinin toplum üzerindeki etkisi azalacaktı.”           (İsmet İnönü-Hatıralar, C. 2, s. 223)
*     “Artık 1935’teyiz. On iki senelik bir müddet zarfında, yeni Türk, kendine yeni bir ruh, yeni bir ahlâk, yeni bir tarih, hattâ, Allah’ı artık Tanrı diye andığı için, diyebilirim ki yeni bir Allah yaratmıştır.” (Kemalizm-Tekin Alp; Prof. Dr. M. Fuad Köprülü’nün önsözü ile Cumhuriyet Gazete ve  Matbaası-İstanbul 1936, s. 171.)    
 *  “Kamalizm, bütün dinlerin üstünde bir yaşamak dinidir.”-CHP Edirne Milletvekili Şeref Aykut    
*    “Doktora yapmak için İtalya’ya gitmiştim. Papaz öğrencilerin de bulunduğu bir konferansa katılmıştık. Bir yemek saatinde, biraz yüksek sesle, (Bismillâhirrahmânirrahîm) demiştim. Yanımda oturan Papaz, bana nereli olduğumu sordu. Türkiyeliyim dedim. ‘Ülkenizde, başka böyle söyleyen gençler var mı?’ dedi. Çok insan olduğunu söyledim. Bunun üzerine, ‘Eyvah! Bizim bütün plânlarımız bozuldu. Biz 50 yıl sonra, Türkiye’de (Allah) diyecek kimse kalmasın diye program yapmıştık. Demek ki, her şey altüst oldu’ dedi.” (Dr. Enver Ören’den Hasan Yavaş; Türkiye Gazetesi, 18.11.2015, s. 17)
*    “İngilizceden, Fransızcadan, Latinceden her Allahın günü dilimize bulaşan şunca kelime karşısında sus-pus olup oturanlar, bizim bin yıldan beri konuşup durduğumuz, Türkçeleştirdiğimiz kelimelere karşı, acaba neden böyle saldırıyorlar? İstanbul’daki beş yüz yıllık, bin yıllık çınarları kesip yerlerine cılız akasya dikenleri katil diye, hain diye lânetleyen diller, acaba neden bin yıllık kelimelerimizi katledenlere alkış tutuyorlar?” (Y. Bülent Bâkiler-Somuncu Baba Dergisi; Temmuz-Ağustos 2004, s. 31)
 *    “İsrail, 1948’de kurulurken 5 bin yıl evvel kullanılan İbraniceyi resmi alfabe olarak kabul etti.  Kaybolup giden bir dil, yeniden hayat buldu. (…) Tek parti zihniyetinin Osmanlı muhalefeti, İslâm düşmanlığından ileri gelmektedir. İslâm’a düşman olanlar; imâna da, ezâna da, namâza da, camiye de, elifbaya da düşmandır.”   (Rahim Er-Türkiye Gazetesi; 11.12.2014, s. 3)
*  “(Sözcük) kelimesi, kelimenin karşılığı ise, bu “Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi-8” kitabında, (İlâ-yi kelimetullah)ı, (Kelime-i tevhîd)i ve (Kelime-i şahâdet)i nasıl diyeceksiniz?”, “…dil mes’elesi, hem dînî hem de millî bir mes’eledir; üzerimize yüklenen bir vazifedir. Bu sebeple; her kelimeyi/sözü yerli yerinde, usûlüne göre kullanmamız gerekir.”) (M. Hâlistin Kukul; Denge Gazetesi-22.05.2015, s. 9; 22.11.2015, s. 12)                                                                                                   *   “Ruhsal, parasal, soyut, boyut, yaşam, eğilim/Ya bunlar Türkçe değil yahut ben Türk değilim! Oysa halis Türk benim, bunlar işgâlcilerim/Allah Türk’e acısın, yalnız bunu dilerim…”,   “Bu yurda her belâ içinden gelir/“Hep”leri, hep, hiçin hiçinden gelir.”    (N. Fâzıl Kısakürek-Çile)
*    “Türkiye’nin en mühim dâvâsı, hiç şüphesiz, dil dâvâsıdır.” (Prof. Dr. Mehmet Kaplan-Nesillerin Rûhu, s. 150) 

Saygıdeğer Okuyucularımız!..
 Yukarıda “serlevha” olarak sunduğumuz tespitlerden sonra ilâve etmek isteriz ki,
 bilindiği üzere ülkemizdeki ; “dilde tasfiyecilik” olarak adlandırılan hareketin öncesinde bir “Yeni Türk Harflerinin Kabulü Hakkında 1 Kasım 1928 Tarihli Kanun” çıkarılmış ve bununla “Arap Harfleri” ile eğitim-öğretim yasaklanırken ve “Mustafa Kemal”in ifadesiyle “…bir milletin, bir içtimaî heyetin yüzde sekseni okuma-yazma bilmezse bu ayıptır” (Bkz: Türkiye Cumhuriyeti Tarihi-Enver Ziya Karal; İstanbul 1968, s. 161) hükmünün ortadan kaldırılmasına çalışılmış, akabinde de yeni ilk, orta ve liselerin açılmasına, bunlarda ders verecek öğretmenlerin yetiştirilmesine hız verilmiştir… 
Bunlar;  tahsil hayatımız boyunca bizlere hep bu şekilde anlatılmış, ancak İttihat ve Terakki, ardından da “tek parti” zihniyetinin ve bâzı devrimlerin gerçek mânâda asıl niyetleri, perde arkası gâyeleri ancak çok sonra anlaşılabilmiştir. “İsmet İnönü”nün “Hatıralar” kitabında açıklanan husus, bunlardan sâdece biridir…
Bu husus, (2+2= 4) kadar bir gerçek iken, sırf “AK Parti muhalefeti” olsun diye “Erciyes Dergisi” gibi “kültür-sanatımızın yüz akı bir dergi”de (M.Ş.) isimli bir Bay Prof; (Bkz: Kasım 2015, Sayı 455, sayfa 1-9), “Yazımızı Değiştirdiler Bir Gecede Câhil(!) Kaldık” başlığı altında, “82 yaşındaki bir Hacı Efendi”ye sözümona ders verircesine; Osmanlı dönemindeki okur-yazar azlığını tenkîd konusu yapmakta ve yazı devriminin nimetlerini saya-saya bitirememekte, arkasından da “Yazımızı değiştirdiler, bir gecede câhil kaldık” sözünü kullananlarla alay etmekte, “ar damarı çatlamışlar, ekran şarlatanı hocalar, sarıklılar, fesliler, profesörler, helâl haram tanımayan iş adamları” diyerek cümlesine veryansın eylemektedir…  
Ardında da, “Kendi marazî kimlik sorunlarınızı, İslâmiyet ile perdeleyerek, bu milletin içine nifak sokup mahvetmek suretiyle tatmin hastalığından kurtulun!”, “Bu politikaların, bir taraftan on binlerce El Kâide, Taliban, IŞİD ve daha bilmem ne sempatizanı ve militanı yarattığının, diğer yandan milyonlarca insanı dinden, milletten ve memleketten soğuttuğunun farkında değil misiniz? Bu vebali nasıl taşıyacaksınız?” diye sormaktadır… (sy: 5)    
Gâzi M. Kemal, “Yazı Devrimi”nin gerekçesinde, “…bir milletin, bir içtimaî heyetin yüzde sekseni okuma-yazma bilmezse” deyip “okuma-yazma bilenlerin sayısını yüzde 20” olarak verirken, bu Bay Prof, “1927 yılında Türkiye genelinde 1.111.419 kişi okuma yazma biliyordu ve bunların toplam nüfus içindeki oranı sadece % 8 idi.” demekle de bu işin öncüsünü “yalanladığının” farkında değil görünmektedir…  
Diğer taraftan;  1910 doğumlu annesinin, Kayseri’nin Akçakaya köyündeki cami imamından okuma öğrendiğini, yazı değiştiği zaman annesinin bir gün veya bir yıl önce ne biliyor idiyse, bir gün veya bir yıl sonra da aynısını bildiğini, yazı değişmeden önce hangi kitapları okuyor idiyse aynı kitapları okumaya devam etini yani “bir gecede cahil” falan kalmadığını, kitaplarını da kimsenin elinden almadığını, Osmanlı döneminde basılmış bu kitapların (Kur’ân, Ahmediye, Muhammediye, Taberî Tarihi ve Delail-i Hayrat) hâlen evde durduğunu… sözlerine eklemekte, sonrasında ise şöyle demektedir: “Televizyonlara çıkarak, ‘kitapları toplayıp meydanlarda yaktılar’ diyen, kimi fesli, kimi cübbeli, kimi sarıklı, kimi sakalsız-bıyıksız-kravatlı, kimi profesör unvanlı soytarıların, bunlar halkın beynini iğfal ettikçe, ‘bana oy geliyor’ diyerek keyiflenen politikacıların sorumluluk duygusu yok mu, hayâ duygusu yok mu, bunları dinleyip inananların, aynı cümleleri ezberleyenlerin, aklı, fikri, irfanı, iz’anı, muhakeme yeteneği ve feraseti yok mu?” diye de sormaktadır…    
Bu Bay Prof’un,  kendisi görmemiş ve yaşamamış olması mümkündür; ancak onca yakın tarih şâhidi kimsenin söylediklerini yalanlaması, yazılanları inkâr etmesi bir tarafa; “Yazı Devrimi” ile birlikte “Tevhid-i Tedrisat Kanunu” ile “sıbyan mektepleri,   tekke, zaviye ve medreselerin kapatıldığı”ndan ve buralarda yapılan tahsilin “âdeta yok sayıldığı”ndan da bîhaber olması mümkün değildir…  
Bay Prof, kendi annesinden bahisle sözlerine dayanak aradığı makâlesinde; eski yazıyı (Arapça okumayı veya Osmanlıca yazmayı) bilenlerin, Lâtin harfleri ile eğitim veren herhangi bir okuldan belge almadığı veya askerde iken “Ali Okulu”nda okumadığı sürece de resmen “Türkçe okur” veya “Türkçe okur-yazar” kabul edilmediğini de bilmediği anlaşılmaktadır… 
Diyoruz ve bu his ve düşüncelerle kaleme aldığımız aşağıdaki mısralarımız ile Siz Saygıdeğer Okuyucularımızı başbaşa bırakıyoruz…
Kalbî sevgi ve saygılarımızla…

    = = = * = = = 

“Okuma-yazma yok, câhil” dediler;
“Ali Okulu”na gidene kadar;
“Batının her şeyin, has” bellediler…
 “Jön Türk” kesildiler, dedene kadar;
“Büyük Cihân Harbi” bitene kadar… 

“Okuma-yazma yok, câhil” dediler;
“Arşivleri satıp” meze yediler;
“Paris”e koştular, kızgın kediler…
“Jön Türk” kesildiler, dedene kadar;
“Borç-borçla kapandı”, hem krediler…

“Okuma-yazma yok, câhil-cühelâ;
Osmanlı torunu, başlara belâ; 
WC çıktı WC, seninki helâ…”
“Jön Türk” kesildiler, dedene kadar;
“27 Mayıs”, son bir vaveylâ…

“Okuma-yazma yok, câhil kal câhil;
Politika bizim, olma müdahil;
Kışın Beyoğlu’nda, yazlarda sahil…”
“Jön Türk” kesildiler, dedene kadar;
“6 Ok” her işte, her “darbe” dâhil…

Ey DEREBAHÇELİ, yarayı deşme;
Ne göz yaşlar aktı, sanırsın çeşme;
Bay Prof kazıdı, sen bari eşme!..
“Jön Türk” kesildiler, dedene kadar:
“Türk isen hep böyle kal, “din”le birleşme!..”
(Devamı yarın)

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim