Mutluluk

 İnsanlar, dünyada mutlu olmak isterler. Kimisi mutluluğu başkalarını mutlu etmekte arar. Kimisi de başkalarının mutsuzlukları üzerine mutluluk bina eder. Biz insanlar, mutluluğu yakalamak için neler yapmayız ki! Doğarız. Doğururuz. Doğarkenki ağlamamız ayrıldığımız yer için üzüntümüzden midir yoksa geldiğimiz yer için midir? Geldiğimiz yerde genel anlamda mutluluğu yakalayamayacağımızın ilk göstergesi midir bu ilk ağlama? Yorum sizin…
   Büyürüz, okullara gider okuruz. Çalışırız. Para kazanarak geçimimizi sağlarız. Mutluluğu ararız. Mutluluğu parada, pulda, zenginlikte sanırız. Bir soğan, bir ekmeğe talim edenlerin zenginlerden daha mutlu olduğunu görünce mutluluğun sırrının zenginlikle doğru orantılı olmadığını görürüz.
   Evleniriz. Hayatımızın bir numaralı değeri olur sevgilimiz. Onun gözlerinde kayboluruz. Arayıp da bulamadığımız "işte burada" deriz. Mutluluk sevdamızda, evlilikte diye düşünürüz. Cicim aylarında sol beyin yani akıl devre dışıdır. Bunu, bize söylenen sözlerden, edilen nasihatlerden anlamayız. Zamanla ortaya çıkan musibetler bize gerçeği gösterir. Yanılmışızdır. Çevremize bakmamışızdır. Örnek almamışızdır. Görememişizdir. Fark edememişizdir. Algılayamamışızdır. Mutluluğu yine yakalayamamışızdır. Ümidimiz başka baharlara kalmıştır. Kırk kere de yanılsak mutluluğu aramaktan hiçbir şey vazgeçiremez bizi. Mutluluk içimizde olmalıdır. Gittiğimiz yerlere de bizimle gelmelidir. 
   Birken iki olduktan sonra üç, dört, beş, altı oluruz. Yuvamızı çocuklarımız şenlendirir. İlk çocuğumuzu kucağımıza aldığımız anın en mutlu an olduğunu düşünürüz. Çocuklarımız tarafından şartsız sevilmek elbette bizleri çok mutlu eder. Bu mutluluk da çok fazla sürmeyebilir. Bir kısmımızda sürse bu mutluluk, bir kısmımızda sürmez. Emzirilip, beslenip büyütülen çocuklarından şikâyetçi olan çok insan var dünyamızda. Onlar, imtihanlarını belki de evlatlarıyla vermektedirler.
   Çocuklarımızın yuvadan çıkma zamanı gelir. Kanatlanıp uçarlar. Artık onları başkalarına veririz. Çocuğumun mürüvvetini de gördüm diyerek bu durumu mutluluğa dönüştürmek elimizdedir. Ancak çocuğumuzun eşinin çocuğumuza layık biri olmadığı düşüncesi, kemirir durur içimizi. Ah vah eder dururuz.
   Derken torunlar gelir. Dede, nine oluruz. Yaşlılık mutluluğu ararız. Herkes elimizi öper. Saygı duyar. Ancak eski biz değilizdir. Bizim yerimizde artık çocuklarımız vardır. Bizim pabucumuz dama atılmıştır. Köşe adamı olmuşuzdur. Köşede otur, hiçbir şeye karışma. Bazılarına bir köşe bile çok görülür. Bir köşesi olanlar, diğerlerine bakarak son günlerini biraz daha mutlu geçirirler.
   Peki, mutluluk nasıl elde edilecek? İçinde bulunduğumuz şartlara alışırsak, bu şartları benimsersek rahatlıkla mutlu olabiliriz. Unutmamız gereken çok iyilik yapmışsak al sana mutlu olmak için bir sebep. Zenginlikte kendinden aşağıdakilere bakabilirsek yine mutlu olabiliriz. Dinî hayatta kendimizi daha iyi durumdakilerle kıyaslamalıyız. Mutluluk için yapmamız gerekenleri görmüş oluruz böylece.         
   “Mutluluklar paylaşıldıkça çoğalır, üzüntüler paylaşıldıkça azalır.” Paylaşımcı olabildiğimiz ölçüde mutluluğu yakınlarımızda hissetmemiz mümkündür. Mutluluk yolculuğundaki seferimiz hiç bitmeyecektir. Doksan dokuz kez kaybetsek yüzüncü denememizi yapacak, mutluluğu arayacağız. 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İsa Abanoz Arşivi
SON YAZILAR