• BIST 97.926
  • Altın 144,080
  • Dolar 3,5648
  • Euro 3,9975
  • Samsun 21 °C
  • Ankara 24 °C
  • İstanbul 22 °C
  • 16 FUTBOLCUNUN SÖZLEŞMESİ SONA ERİYOR
  • SAMSUNSPOR'A CEZA KAPIDA
  • BELGESEL ÇEKİMLERİ SÜRÜYOR
  • 16 FUTBOLCUNUN SÖZLEŞMESİ SONA ERİYOR
  • SAMSUNSPOR'A CEZA KAPIDA
  • BELGESEL ÇEKİMLERİ SÜRÜYOR

Mülteci Olmak

Prof Dr.Osman Köse

Mülteci Olmak

Tarihimiz savaşlar, göçler, açlıklar ve perişanlıkların hikâyeleri ile doludur. Günümüzde ülkeleri “işgal”, “iç savaş” ve “kargaşa” içine girdiği için yollara düşen, aç-susuz kalan, içleri buruk olarak dolaşan ve fakr u zaruret içine düşen insanların hallerini en iyi ancak bizler anlarız.

Osmanlı devletinin 18. asır itibariyle savaşlarda üst üste yenilgiler alması ve büyük toprak parçaları kaybetmesiyle katliamdan kurtulanlar, devletin etraf vilayet ve yerleşim yerlerinden iç kesimlere doğru “göç yollarına” düştüler.

19. asır da Osmanlı devletinde toprak kayıplarının çok olduğu, doğup büyüdüğü ve asırlardır yaşadıkları vatanlarını kaybeden insanların “Anadolu’ya” doğru yollara düştüğü bir yüzyıldır.

Yine 20 asrın ilk yarıları, aynı sebeplerle göçlerin, dramların ve perişanlıkların yaşandığı bir asırdır…

Bu ülke Rusların katliamlarından kurtulmak için Kırım’dan, Kabartay’dan, Dağıstan’dan, Gürcistan’dan velhasıl “Kafkasya’dan” yollara düşen insanların hikâyeleri ve acıları ile doludur… 

Yine Bulgaristan, Sırbistan, Romanya, Karadağ, Yunanistan, Bosna, Girit velhasıl “Balkanlar” ve ötesinin kaybı ile yollara revan olan insanların ağıtları, gözyaşları ve dramları hala halk içinde konuşulur, anlatılır…

Daha yakın tarihimizde, Birinci Dünya savaşını yaşayan bu ülkede, aç, susuz, salgın hastalıklar ve terör kıskacında bir yerden bir yere savrulan ve umutla umutsuzluk arasında bir yere gelen insanların hikâyeleri ve acıları, göz yaşları ile hala anlatılır…

Vatanlarını terk ederek Anadolu’ya gelen bu insanların bir daha geri dönüşleri olmamıştır. Hikâyeler ve hayaller hep geride, bir daha ulaşamayacakları ve göremeyecekleri yerlerde kalmıştır.

Göçlerle yollara düşen savaş mağdurlarına, kendisi de savaş ve yokluk kıskacında olan Anadolu insanı her şeye rağmen kapılarını ve yuvasını açmış ve acıları mümkün olduğunca hafifletmeye çalışmıştır.

Velhasıl, göçmen durumuna düşmek ve sahipsiz kalmak çok zordur. Bu acıların hepsini millet olarak yaşayarak bu günlere geldik.

 

****

 

Bu acıları yaşayan bir toplum olarak birkaç yıldır iç savaşın kıskacında olan “Suriye’den gelen mültecileri” ağırlıyoruz. Sayıları ilkönce on binler ve yüzbinlerle ifade edilirken şimdi milyonları geçen sayıda insanları bağrımıza bastık, onları misafir ediyoruz...

Ülkelerini terk ederek, canlarını kurtarmak için çocukları ve aileleri ile bize sığınan Suriyeliler ülkemizde elbette geçici kalacaklar. Savaş bitince ülkelerine geri dönecekler…

Biz onları ülkemizde ağırlamamıza ve gerekli ihtiyaçlarını temin etmemize rağmen, onların çektikleri sıkıntıları anlamamız elbette çok zordur…

Ne kadar devletimizden ihtimam ve misafirperverlik görürlerse görsünler kendilerini garip ve kenarda hissedecekleri muhakkaktır...

Tüm Suriyelilerin aynı karakterde olması da mümkün değildir. İçlerine değişik örgütler ve grupların sızdığı ve sıkıntılar çıkaranların problemlerini tüm Suriyeli mülteciler de yaşıyor ve hissediyor…

Bahçede, park da veya sokakta bu insanlardan bir kişinin karıştığı yaralama olayını bazen “Suriyeliler”in yaptığı bir olay olarak gazetelerde okuyabiliyoruz…

Suriye’den gelen bir göçmenin karıştığı vukuat yine “Suriyelerilerin” çıkardığı bir olay tarzında basın yayın organlarında görülebiliyor...

Geçenlerde Suriyelilerin yoğun olarak yaşadıkları bir şehrimizde bizzat gördüğüm bir olay hiç de iç açıcı bir durum değildi. Parkta Suriyeli bir gençle kavga ettiği anlaşılan birisi, az sonra caddeye çıkarak, önüne gelene “sen de Suriyeli misin” diye saldırmaya başladı…

Neyse ki vatandaşların sert müdahalesi ve tepkisi genci sakinleştirmeye yetti...

Elbette Suriye’den gelen göçmenler arasında hırçın karakterde ve değişik çevrelerce kullanılmaya müsait olanlar ve onların çıkardığı sorunlar olabilir. Fakat tüm Suriyelileri hedef alan, savaş ve göç nedeniyle hayatları darmadağın olan bu insanları rahatsız edici ve itham altıda bırakıcı davranışlar hiç de iyi değil…

İç savaş çıkmadan önce Suriye’de onların misafiri olduğumuzda, “Türkiye’den geldik” deyince herkesin “gözlerinin ışıldaması” ve bizlere “gösterilen misafirperverlik” hala gözlerimin önünde…

Suriyeliler daha düne kadar yani Birinci Dünya Savaşı’na kadar beraber yaşadığımız ve aynı ülkenin vatandaşı olduğumuz insanlardır. Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı devleti yenilince bu günün modern sömürgeci ülkeleri onları bizden ayırdı…

Suriyeliler, aynı kültür havzasında olduğumuz, asırlarca kader birliği yaptığımız kardeşlerimiz, canlarımız ve bir parçamız….

Ülkelerini bu hale getiren “azgın modern canavarlardan” ve herkesten önce onların yanında olması gereken Türkiye’dir…

Türkiye bu gün Suriyelilere karşı yapması gerekeni yapıyor. Temennimiz iç savaşın bitmesi ve bir an önce bu insanların ülkelerine ve vatanlarına kavuşmasıdır…

Suriyeliler “muhacir”, bizler “ensar” olarak kardeşlik hukukunu sonuna kadar yerine getireceğimize inanıyorum…

 

Prof. Dr. Osman KÖSE

Polis Akademisi / Ankara

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim