• BIST 83.067
  • Altın 146,538
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Samsun -1 °C
  • Ankara -3 °C
  • İstanbul 4 °C
  • Samsun'un ve Samsunspor'un 28 yıllık acısı
  • 20 OCAK ATKILARI SATIŞA SUNULDU
  • Samsunspor'da gözler, Demirspor maçına çevrildi
  • Samsun'un ve Samsunspor'un 28 yıllık acısı
  • 20 OCAK ATKILARI SATIŞA SUNULDU
  • Samsunspor'da gözler, Demirspor maçına çevrildi

KURBANLA İLGİLİ ANLATILAN YANLIŞLAR

Adnan Bahadır

KURBANLA İLGİLİ ANLATILAN YANLIŞLAR
            İslam Dini o kadar mübarek bir din ki anlatmakla bitmez. Toplumun sosyal yaşantısından aile yaşantısına, ekonomik yaşantısından manevi yaşamına varıncaya dek her şeyi en ince detayları ile düşünerek şekil vermiştir. Sosyal hayatta kimlerin kimlerle birlikte aynı masada yemek yiyebileceğinden tutun da misafirliğe gidilen evde kapıya nasıl varılacağından, kimlerin kimlerle evlenebileceğine varıncaya dek her şey en ince detayı ile Kur’an-ı Kerim’de belirtilmiştir. Sahabe Allah Resulü’nün evine kapıya vurmadan direk girdiklerinde, Hâne-i Saadettekiler bundan rahatsızlık  duymuşlar, misafire göre giyim kuşamda hazırlıklı  olmayınca zor durumla karşılaşmışlar, bunun üzerine Allah Resulü’nün  evine girerken kapıya vurulması emri ilahisi gelmiş, bu emri ilahi neticesinde tüm müminler misafirliğe gittikleri evin kapısına vurma noktasına gelmişlerdir. Aynı biçimde Efendimizin yanında çok sesli konuşan Sahabe-i Kiram’a “ la terfeu savti esvateküm fevka savtinnebiyyi” ayet-i celilesi gelerek, tüm Müminlere şamil olan Allah Resulü’nün yanında sesinizi ondan daha yüksek çıkarmayınız emri ilahisi gelmiştir. Bu emri İlahi bizlere büyüklerimizin yanında onların sesinden daha yüksek sesle konuşulmayacağı düsturunu getirmiştir.
      Yüce Rabbimiz Âdem aleyhisselâmdan itibaren tüm insanlığa yapmakla mükellef oldukları görevleri gönderdiği kitaplarda belirtmiş ve bu kitapları tebliğ edecek nebi ve resuller göndermiştir. Nebiler kendilerinden önceki peygamberlerin kitapları ile amel edip tebliğde bulunmuşlar, resuller ise kendilerine indirilen kitapları yaşayarak toplumlarına tebliğ etmişlerdir. Kur’an-ı Kerim’de Yüce Rabbimiz Âdem aleyhisselâmdan itibaren ahir  zaman Peygamberi’ne kadar olup biten olayları özetlemiş, geçmiş ümmetlerin yaşadıklarını bizlere anlatmak suretiyle  aynı hatalara düşmememiz için bizlere ders vermiştir. Yüce Rabbimiz insanoğlunu yaratırken her türlü yolu göstermek suretiyle ahirette karşılığını bulmak kaydı ile dileyene dilediğini yapma imkânı tanımıştır.
       Tüm kutsal dinlerde bazı emirler ortak emredilmiştir. Bunlardan bazıları namaz, oruç, hac, adam öldürmemek, zina yapmamaktır. Kurban ibadeti de tüm dinlerde farklı olarak uygulanmış, Hazreti İbrahim’in kurbanla ilgili imtihanı da  Rabbinden erkek evladı isterken O’na vereceği evladı O’na Kurban edeceğini vadetmesi üzerine verdiği bir imtihandır. İbrahim Peygamber oğlu İsmail aleyhisselâm doğunca, O’nu Rabbine verdiği sözü yerine getirmek üzere kurban edecekken, Rabbi, imtihanı verdiğini bildirerek O’na koç göndererek O’nu Allah’a kurban ediyor ve böylece kurban ibadetini yerine getirmiş oluyor. Burada üzerinde durmak istediğim bir konu var. Kurban ibadeti bu olay neticesinde tüm insanlığa vacip oldu diyen ulema olsa da o İbrahim Peygamber’e ait bir sınav olup sadece O’nu bağlar, zira biz ümmeti Muhammed’e kurbanın vücubiyeti Kevser suresi ile gelmiştir. Burada eskiden hocaefendilerin anlattıkları gibi İbrahim aleyhisselâmin oğlu İsmail kurban edilip, koç gönerilmeseydi, ondan sonra tüm aileler erkek çocuklarından birisini kurban edeceklerdi, şeklindeki ifade doğru bir ifade değildir. O sınav sadece İbrahim aleyhisselâmın Rabbine verdiği sözü tutup tutmama meselesi  idi. Yoksa ta Âdem Peygamber’den itibaren kurban ifadesi mevcuttur. Zira Habil ile Kabil’in evlenmeleri olayında aralarında yapılan anlaşma gereği her ikisi de kurban kesiyorlar, kurbanı kabul olanın kurbanını Yüce Allah göğe çıkarıyor. Demek ki kurban, ta o zamanlar varmış öyle, değil mi?
     Kurban var olmasına her ümmette varmış, ancak kabul olup olmadığı farklı şekillerde anlaşılıyormuş. Bazen yukarıda söylediğim gibi Allah bir Melek göndererek kurbanı göğe çıkarıyormuş, bazen de kurbanı kabul olanın kurbanını ateş yakıyormuş. Bunları bize müfessirler anlatıyorlar. Demek ki kurban her dönemde var ama bizlere vacip kılınması Kur’an-ı Kerim’deki Kevser  suresi ile emredilmekte olup, ayet-i celilenin inzal  nedeni Efendimizin erkek çocukları yaşamadığı için müşrikler Efendimiz’e “nesli kesik”  anlamına gelen “EBTER” diyorlardı, bunun üzerine Kevser suresi inmiş ve Rabbimiz, İnnâ a'taynâkel kevser..... “ Sana(Resulüm) Kevser’i verdik, şimdi sen Rabbine kulluk et ve kurban kes. Asıl sonu kesik olan şüphesiz sana hınç besleyendir” buyurmuş ve bu Ayet-i Celile neticesinde bizlere de kurban kesmek emredilmiştir. Sözlerime son verirken hepinizin bayramını tebrik eder, bu Bayram’ın tüm insanlığın kurtuluşuna vesile olmasını temenni ederim. Allaha emanet olunuz.

 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim