• BIST 106.843
  • Altın 142,630
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Samsun 21 °C
  • Ankara 22 °C
  • İstanbul 24 °C
  • GÖKAY İRAVUL İMZALADI 
  • CANBERK AYDIN KAYSERİSPOR'DA 
  • SAMSUNSPOR KALDIĞI YERDEN
  • GÖKAY İRAVUL İMZALADI 
  • CANBERK AYDIN KAYSERİSPOR'DA 
  • SAMSUNSPOR KALDIĞI YERDEN

“KUR’ÂN” YASAK, “ALLAH” DEMESİ YASAK!..

Ali Kayıkçı

“KUR’ÂN” YASAK, “ALLAH” DEMESİ YASAK!..
*  “Harf devriminin tek amacı ve hatta en önemli amacı, okuma-yazmanın yaygınlaşmasını sağlama değildir. Devrimin temel gayelerinden biri, yeni nesillere geçmişin kapılarını kapamak, Arap-İslâm dünyası ile bağlarını koparmak ve dinin toplum üzerindeki etkisini zayıflatmaktı.
Yeni nesiller, eski yazıyı öğrenemeyecekler, yeni yazı ile çıkan eserleri de biz denetleyecektik.  Din eserleri eski yazıyla yazılmış olduğundan okunmayacak, dinin toplum üzerindeki etkisi azalacaktı.”    (İsmet İnönü-Hatıralar, C. 2, s. 223)
*   “Ataç’a göre; halkımızca benimsenmiş olsa bile kökü bilinmeyen (yani Türkçe olmayıp Arap, Fars dillerinden gelmiş bulunan) bütün ‘sözcükleri’ Türkçeden atmaya çalışmak gerekir. Çünkü kök önemlidir. Sözgelişi Fransa’da okuryazarlar, Latince ve Yunancadan gelmiş olan Fransızca sözlerin kök-anlamlarını bilirler. Çünkü o dilleri liselerde öğrenirler. Bizim okullarımızda artık Arapça ve Farsça okutulmadığı için o dillerden gelmiş olanları atarak yalnız kökü Türkçe olan kelimelerle yazmalıyız. Liselerimize Yunanca ve Latince dersleri koyarsak, o zaman biz de Batılılar gibi Yunan ve Latin köklerinden sözcükler alıp kullanabiliriz.
(Ataç’ın ve onu izleyenlerin Batıdan çığ gibi gelen kelimelere ses çıkarmayıp hattâ onların tanınabilmesi için liselerimize Yunan ve Latin dilleri konmasını teklif edip… Bilhassa tarihimize, kültürümüze karışmış ve halkımızca, bilinen Arap-Fars kaynaklı kelimelere savaş açmaları, halkımız ile dikkate değer bir yabancılaşmayı ifade ediyor.)” (Ahmet Kabaklı-Türk Edebiyatı; İst. 1978, c. 3, s. 433) 
*  “Artık 1935’teyiz. On iki senelik bir müddet zarfında, yeni Türk, kendine yeni bir ruh, yeni bir ahlâk, yeni bir tarih, hattâ, Allah’ı artık Tanrı diye andığı için, diyebilirim ki yeni bir Allah yaratmıştır.”
(Kemalizm-Tekin Alp; Prof. Dr. M. Fuad Köprülü’nün önsözü ile Cumhuriyet Gazete ve Matbaası-İstanbul 1936, s. 171.
*  “Kamalizm, bütün dinlerin üstünde bir yaşamak dinidir.”-CHP Edirne Milletvekili Şeref Aykut
*  “Bu yurda her belâ içinden gelir; 
“Hep”leri, hep, hiçin hiçinden gelir.”
(N. Fâzıl Kısakürek-Çile)

Saygıdeğer Okuyucularımız!..
Bilindiği üzere; birkaç gündür, 1930’lu yıllarda başlatılan “Arı dilcilik”, “ Öz Türkçecilik”, “Dilde arılaştırma” meselesi üzerinde dururken, aslında “İslâm dînine karşı” yürütülen “operasyon”un bir “bölümü”nden söz etmiş olduk.  
“Türkçeden Osmanlıcaya Cep Kılavuzu”  adı verilen ve eski CHP devri/tek parti dönemi’nde, İstanbul Devlet Basımevi’nde 1935 yılında bastırılmış, X+340 sayfalık bir kitapçık var elimizde.  Bu kitapçığın 276. sayfasından birkaç küçük misâl vererek konuya açıklık getirelim. Bakınız;  bu sayfada, uyduruk “Tanrı” kelimesinin karşısında “Huda, Bâri, Allah” yazıyor. Yani, bu üç ilâhî isim yerine bir tek “Tanrı” sözcüğünün kullanılması isteniyor. Diğer bir ifâde ile okul kitaplarındaki “Allah” kelimesi yerine bu “öneri”liyor.  Peki , “Allah” nedir? “Allah”, inançlarımıza göre, “Yaratıcı”nın “özel” ismidir. “Vâcibul’l-vücûd” (varlığı zarurî) olan zâtı, bütün sıfatlarıyla birlikte ifâde eder. Peki ya, “Hudâ” nedir? Hudâ, Cenâb-ı Allah’ın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden) birisidir ve “Varlığı kendinden olup, başkasına muhtaç olmayan”  demektir. 
“Bârî” de yine Allahü teâlânın, Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden) bir diğeri olup “Var eden, ayıpsız ve noksansız bir nizâm üzere yaratan ve yaratılmışları farklı vasıflar ile birbirinden ayrı kılan” mânâsındadır. 
Bu güzel isimler ve mânâları bir kalemde yok sayıldığı gibi “İnşaallah” ve  “Maazallah” dememiz de istenmiyor;  bunlara karşılık “Tanrı dilerse, Tanrı isterse”, “Tanrı esirgesin, Tanrı korusun” uydurukçalarını dilimize yerleştirmemiz ve okul ve yazı hayatımızda kullanmamız isteniyordu.  
Bu “Cep Kılavuzu”nun 312. sayfasında ise, “Peygamber”, “nebi” ve “resul”  kelimeleri yerine “Yalvaç” “sözcüğü” emrediliyordu ki bu da eski Oğuz Türkleri arasında yetişmiş “ermiş” ve “aziz” kimselere verilen bir sıfattan aktarılıyordu. 
Oysaki “İslâm” kaynaklarında “Peygamber”, “nebi” ve “resul”ün farklı mânâları vardır ve bunlar hiçbir zaman sıradan “ermiş” ve “aziz” denilen insanların sıfatları ile bağdaşmaz:
“Peygamber; insanları Allahü teâlânın beğendiği yola kavuşturmak, onlara doğru yolu göstermek için, yine O’nun tarafından gönderilen seçkin zât/haberci”, “Nebi; yeni bir din getirmeyen, daha önce gönderilmiş olan bir Resûlün dînine dâvet eden, çağıran peygamber.”, “Resûl ise, yaratılışı, huyu, ilmi, aklı ve her bakımdan zamanında bulunan bütün insanlardan üstün ve kıymetli olan ve yeni bir din ile gönderilen peygamber” demektir. 
Bütün bunlar bir kalemde siliniyor ve yerlerine malûm uydurukçalar konuyor…  
Diyoruz ve bu his ve düşünceler ile kaleme aldığımız aşağıdaki mısralarımız ile Siz Saygıdeğer Okuyucularımızı başbaşa bırakıyoruz…Kalbî sevgi ve saygılarımızla…

    = = = * = = =  

“Kur’ân” yasak, “Allah” demesi yasak; 
“Peygamber” yok;  “Yalvaç” denecek, emir;
“Agop-Ataç” zehriyle doldu kursak…
“İnönü” sen, “Mohiz Kohen”ce semir; 
“Dil”im kanar, çeneyi nasıl sarsak?!..

“Kur’ân” yasak, “Hüdâ/Bârî’ demek yok; 
Kıça tekmek, kalbe yemek “6 Ok”; 
“Mevlîd” yasak, götür kilerlere sok!..
“İnönü” sen, “Mohiz Kohen”ce semir; 
“Karne”n elde, ekmeğin var, karnın tok(!)…

“Kur’ân” yasak; “nebi”, “resûl” istenmez;
Bir “yalvaç”tır; “ermiş-aziz”e denmez; 
“Din” adına, bunca “halt” hiç yenmez…
“İnönü” sen, “Mohiz Kohen”ce semir; 
“Müseyleme”, “Halife”yi beğenmez…

 “Kur’ân” yasak; “inşâallah” demek yok; 
“Maazallah”, şeklinde söylemek yok; 
“Ahret” için, ne bir gayret/emek yok…
“İnönü” sen, “Mohiz Kohen”ce semir; 
“İttihatçı”; makamı var, mevki çok…

“Kur’ân” yasak; “Osmanlıca” hakeza; 
“Hoca” isen; çık git/yolunca feza; 
“Halkçı” isen, her işine var rızâ…
“İnönü” sen, “Mohiz Kohen”ce semir; 
“Müslüman”san, sana cefa ve eza…

“Kur’ân” yasak; “ezân” yasak, “kâmet” yok; 
“Demokrasi”, “insan hakkı”, zahmet yok; 
“Bereket” yok, bir damlacık “rahmet” yok…
“İnönü” sen, “Mohiz Kohen”ce semir; 
İsim yamuk, “Muhammed” yok, “Ahmed” yok…

KAYIKÇ’Ali, “yalan-yanlış” târih var; 
“Misâl” versem, “köşe-sayfa”lar uzar; 
“Râhmet” desem, “dedem-babam”lar kızar…
“İnönü” sen, “Mohiz Kohen”ce semir; 
Sevinçlidir; yılan-çıyan ve mezar…

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim