• BIST 96.400
  • Altın 144,450
  • Dolar 3,5616
  • Euro 4,0009
  • Samsun 13 °C
  • Ankara 10 °C
  • İstanbul 19 °C
  • SAMSUNSPOR İNANILMAZ BİR İŞ BAŞARDI
  • KENAN KARIŞIK'TAN BÜYÜK FEDAKARLIK
  • GÖKSU MAÇIN STRESİNE DAYANAMADI
  • SAMSUNSPOR İNANILMAZ BİR İŞ BAŞARDI
  • KENAN KARIŞIK'TAN BÜYÜK FEDAKARLIK
  • GÖKSU MAÇIN STRESİNE DAYANAMADI

KADIN CİNÂYETLERİNİN ARKA P(İ)LÂNI/3

M.Halistin Kukul

 

       (Dünden devam)

      Kasıtlı olarak adam öldürenlerin idâm edilmelerini kanunlarınızdan çıkarırsanız, görüldüğü ve görüleceği üzre, onlar size hayat hakkı tanımazlar.  Böylece; müebbetle, ağırlaştırılmış müebbetle veya iyi hâlden cezâî indirim vs. ile oyalanır durursunuz. Biliniz ki, elli-yüz değil, binlerce pankart da taşısanız, bunların hiçbiri, bu câniler için caydırıcı olamamaktadır ve daha nice "Özgecanlar"ın peşinden ağıtlar yakılmaktadır/yakılacaktır. İspatı mı? İşte...

        Özgecan, 11 Şubat 2015 tarihinde öldürüldü. Peki, bu târihten sonra kaç kadın cinâyeti daha işlendi biliyor musunuz? Bâzılarını nakledelim:

          " Türkiye'de 5 yıl içinde bin 134 kadın katledildi: Kadına yönelik şiddet, alınan tüm önlemlere rağmen gittikçe artıyor. 2015'in ilk on ayında 235 kadın çeşitli gerekçelerle öldürüldü. Kasım ayında 24 gün içinde ise 20 kadın canından oldu." (Yeniçağ Gazetesi, 26 Kasım 2015, Sf. 3

         Lütfen, târihlere bakınız. Özgecan, 11 Şubat 2015'de öldürüldü. O'nun öldürüldüğü yıl (2015) 235 kadın daha öldürülmüş ve bu sayı, o yılın kasım ayında 24'müş.

         Aynı yılın aralık ayında, "İki kız kardeş, sokak ortasında katledildi: 2015'te 265 kadın öldürüldü. Gaziantep'te 42 yaşındaki Semra Azgın ile 41 yaşındaki evli kardeşi Elif Kınacı, kaldırımda yürürken bir otomobilden açılan ateşle öldürüldü." (Sözcü Gazetesi, 13 Aralık 2015. Sf. 11)

      Hayat hakkı ellerinden alınan kadınların kaatilleri hâlâ yaşıyorlarsa, bunun önlenmesi mümkün görünmemektedir. Niçin mi? Birkaç haber başlığı daha sunalım ki, anlaşılsın:

        *"Boşanmak isteyen eşini vurdu, cesazı indirildi." (Yeniçağ, 28 Kasım 2015, Sf. 3)

        *"Kadına değer veren nesil yetiştirmeliyiz!.." (Denge Gazetesi, 26 Kasım 2015, Sf. 6)

        * "Bir erkek tarafından uğradığı şiddet sonucu komaya giren ve 7 gün direndikten sonra hayatını kaybeden Türkan Sarıkaya'nın tabutuna kadınlar omuz verdi." (Yeniçağ, 17 Şubat 2016, Sf.3)

       *"Türkan'ın vahşice öldürüldüğü ortaya çıktı." (Yeniçağ, 18 Şubat 2016, Sf. 3)

       *"Aslı Baş'ın ölümünün ardından açılan davanın 22. duruşmasında Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, adliye önünde protesto eylemi yaptı....Aslı Baş'ın babası Mehmet Yavuz, 6 sene geçmesine rağmen hala bir sonuç alamadıklarını belirterek, "Adaletin yerini bulmasını istiyoruz" dedi." (Yeniçağ, 18 Şubat 2016, Sf.3)

       *"Genç memurun evinde boğazı kesildi." (Yeniçağ, 25 Şubat 2016, Sf.3)

       *"Eşini öldürüp intihar etti."(Yeniçağ, 23 Şubat 2016, Sf.3)

       Bu haber başlıklarının, elbette ki hepsi üzücü ve ibret vericidir. Fakat, ne yazık ki, hiçbiri,  çözüm için  çâre olucu değildir. Yâni; bu işin pankartlarla hâlledilemeyeceği de âşikârdır. Peki ne yapılmalıdır?

      Bir defa, iş, en başından ciddî tutulmalıdır. Yukarıdaki bir haberde ifade edildiği gibi,"Kadına değer veren nesiller yetiştirmeliyiz!" Doğru!..Fakat...

      Zâten; bu mes'elenin başlangıcı ve sonu îtibâriyle iki çâresi vardır: Birincisi/başlangıç çâresi: İyi  nesiller yetiştirmek yâni 'maârif'tir. İkincisi/sonuç çâresi ise, caydırıcı cezâî müeyyide kifâyetsizliği'dir. Yâni : Adâlet'tir.

     Cezâî müeyyide noksanlığı veya kifâyetsizliğinden yukarıda kısaca bahsettim.

      Peki; "Kadına değer veren nesiller" niçin "yetiştirilememiştir?

       Demek ki; bu cümle, bir s(ı)logan olmaktan ileri gidememiştir.  Kaldı ki, kadın, bu cemiyetin ayrı bir varlığı  mıdır ki, "sâdece kadına değer veren nesiller yetiştirmek" hedeflensin?

        O hâlde, "önce insan" deyip, kadın-erkek iyi insanın yetiştirilmesi hedef alınmalıdır.

        Alınmamış mıdır? Yapılan istatistiklere ve söylenen sözlere bakılırsa, maalesef, böyle bir hedef ortada yoktur ki, bu hâle gelinmiş/ düşülmüştür.

        Bu mevzûda, onlarca makale yazmış, konferanslar vermiş biri olarak  maârif sistemimizdeki lâçkalığın hangi merhalede bulunduğunu tekrar etmeme gerek yoktur.

        Fakat, soralım: Kadın cinâyetlerinin en zirveye çıktığı zaman dilimi hangisidir? Bakınız, son yapılan istastiklerde de görüleceği üzere, kadın cinâyetleri, son yıllarda yüzde yüzlerin üzerine çıkmıştır ve 2002-2015 yılları arasında öldürülen kadın sayısı da ne yazık ki, beşbin dörtyüzün üzerinde rekor seviyededir.

         Bunun çokluğunu, hapishânelerimizdeki mahkûm sayısının, bundan birkaç yıl evveline kadarki sayının iki-üç misline ulaştığını da esefle söylemek durumundayım.

       Bu da şu emektir ki, Türkiye'mizde, bilhassa son senelerde, yaygın bir asayişsizlik ve buna bağlı olarak, yasa yetersizliklerinde ötürü de yaygın bir adâletsizlik  hüküm sürmektedir.

         Bütün bu sayılar, ne yazık ki, ahlâkî vaziyetlerini hiçbir zaman beğenmediğimiz Avrupalı devletlerin hiçbirinde mevcut değildir.

        Buradan iki netîceye varıyorum ki, yukarıda da söyledim: Maârif sistemimiz  ile,  sâdece kadın cinâyetlerinde değil, bütün suçlardaki ve cinâyetlerdeki cezâî müeyyidelerimiz kifâyetsizdir.

         Maârifi düzgün ve adâleti hakkıyla uygulanan bir ülkede, bunca 'kadın' veya bunca faili mechûl başka cinâyet işlenmesi mümkün olabilir mi?

        Düşününüz ki; "âlemlerin üzerine mümtaz kılınmış olan" ; "üstün bir izzet ve şerefe mazhar olan"  ve  "en güzel biçimde yaratılan İNSAN", nasıl oluyor da, yine aynı ikrâmlar bahşedilen bir aşka insan eliyle ve devlet korumacılığından mahrûm olarak öldürülebiliyor ve diğeri de, canavarlaşıp kaatil olabiliyor?

        Ve nasıl oluyor da, Bakara sûresinin 29. ve 30. âyetlerinde buyurulduğuna göre: "Allah, yerlerde ve göklerde ne varsa hepsini insan için yaratmıştır. İnsan, yeryüzünde, Allah'ın halifesidir" hükmünün sâhipleri olan bir "halife", bir başka "halife"nin acımasızca canına kıymaktadır da, yine Allah'ın hükmüne göre icraat yapılıp uygulanmayan, Bakara sûresinin 178. ve 179. âyetlerindeki: "Kasden öldürülenler için size kısâs yapmak farz  kılındı" emri gözardı ediliyor?

          Tabiî ki, adâlet terâzisinde, "farz"ın da ne mânâya geldiğinin apayrı bir idrâk işi olduğunu söylememe de gerek olmadığını düşünüyorum...

     

      

      

 

 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim