• BIST 97.926
  • Altın 144,080
  • Dolar 3,5648
  • Euro 3,9975
  • Samsun 21 °C
  • Ankara 24 °C
  • İstanbul 22 °C
  • 16 FUTBOLCUNUN SÖZLEŞMESİ SONA ERİYOR
  • SAMSUNSPOR'A CEZA KAPIDA
  • BELGESEL ÇEKİMLERİ SÜRÜYOR
  • 16 FUTBOLCUNUN SÖZLEŞMESİ SONA ERİYOR
  • SAMSUNSPOR'A CEZA KAPIDA
  • BELGESEL ÇEKİMLERİ SÜRÜYOR

İLAHİ ADALET

Adnan Bahadır

      Fıkıhta bir kural vardır nedir o kural derseniz “Eşyada aslolan ibahadır” der, bu ne demektir? derseniz her şeyin doğal olanı mubahtır. Yazıyı okuyanlarınız içlerinden kardeşim öyle bir açıklama yaptın ki o da açıklamaya muhtaç dediklerini duyar gibiyim, merak etmeyin sizin anlayacağınız detaya ininceye dek konuyu açıklamaya çalışacağım. İslam Fıkhında  Kitap, Sünnet İcma ve Kıyas yoluyla hükümler verilir, bu hükümler ya Kitabımız olan Kuran'da vardır, onda bulmaz isek Efendiler Efendisi Peygamberimizin yaşam biçiminde veya söylediklerinde buluruz. Onda da bulamaz isek Sahabe-i Kiram'ın anlattıkları ve Ümmetin genelinin kabul gördüğü İslami yaşantı ve törelerde bulmaya çalışırız, onda da bulamaz isek İslam Alimlerinizin bu üç sayılan arasından yaptıkları kıyas sonucunda buluruz. İsla Uleması eşyadaki doğallığın her yönüyle cazip olduğunu, doğallığın bozulması halinde verilen cevabın da bozulacağına hükmederler. Kuran-ı Kerim doğallığın bozulmasına müsaade etmek hayvanların, insanların ve bitkilerin genleri ile oynamak bizim İnancımızda yasaklanmıştır. İşte bu nedenledir ki insanların doğallığına müdahale etmemek gerekmektedir.

İslam Hukukunun emrettiği doğallık sadece fıkıh kuralları için değil beşeri münasebetlerin hepsi için geçerlidir, bir insan doğal halinden çıkıp yapmacık hareketlerde bulunursa ona riyakâr, iki yüzlü, hatta çok yüzlü deriz. Toplum olarak bu dediklerimizi hep söyleriz ancak söylediklerimizi ne kadar yaparız? derseniz ona ben değil siz karar verin. Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar sözü boşuna söylenmiş bir söz değildir, doğruyu söylediğiniz zaman kimse kabul etmek istemiyor, hatta siz oluyorsunuz yalancı veya  iftiracı ama olayların içyüzü ortaya çıkıp haklı olduğunuz görülünce haklısınız denmesi halinde atı alan Üsküdar'ı geçmiş oluyor ve yapılması gereken bir çok şey yapılamayınca da haklı olmanız hiç bir işe yaramıyor. Toplumsal olaylarda insanlarla ilgili karar verirken çok hassas davranmaz isek o insanların görev yaptıkları süre içersinde verdikleri zararı telafi etme imkânı bulamıyorsunuz. Örneğin bir insanın gerçek yüzünü bilmeden kamuda çok önemli bir göreve getiriyorsunuz, görev yaptığı süre zarfında Devlete çok ciddi anlamda zarar veriyor ama daha sonra siz onu tanıdığınızda o görevden alıyorsanız onun görevde bulunduğu süre içersinde kamuya verdiği zararı telafi etme imkânı bulamıyorsunuz ve bedelimi tüm toplum ödüyor.

Aynı şekilde bir işletme ile ilgili topluma düzgün işletme olduğu yönünde imaj veriyorsunuz yüzlerce iş adamı o işletmeye kredi açıyor, mal satıyor, imalatçılar açık mal veriyorlar ama işletme zamanı geldiğinde aldığı malların parasını ödemeyip iş yerini kapatıyorsa bunun da bedelini toplum ödüyor. Bu tür insanları veya işletmeleri topluma tanıttığınızda ise size şantajcı gazeteci veya reklam alamadığı için bu haberleri yaptı deniliyorsa haklı çıktığınızda ne yapılacak çok merak ediyorum.  Dilerseniz bu dediklerimi bir kaç örnekle açıklamaya çalışayım, bundan iki yıl önce İl Özel idaresinde tüyü başında bitmemiş yetimin hakkını bir kaç basın yayın kuruluşuna çeken yöneticileri  bangır, bangır bağırarak yazmış olmamıza rağmen kimse bunun gereğini yapmadığı  gibi bizlere operasyonlar yaparak bizi şantajcı gazeteci ilan etmek suretiyle evimizi  iş yerimizi, yazlığımızı, araçlarımızı aratıp bize operasyon yaptılar. Aradan iki yıl geçince bu işlerin içersinde olan bürokratlar teker, teker görevden alındıkları gibi başlarında olanlar da paralelci diye saf dışı edildiler.

                Aynı şekilde bundan bir kaç ay önce bir iş yerinin batmakta olduğunu, o iş yerine mal verenlerin dikkatli davranmaları gerektiğini, insanların daha sonra ciddi mağduriyetler yaşamaması için tedbir alınması gerektiğini yazmıştık. O gün bize kızıp yaptığımız haberlere ateş püskürenler bir kaç gün önce bir gece yarısı işyerlerini kapatıp piyasadan çekilince yüzlerce hatta binlerce kişi mağdur oldu. Peki biz o haberleri o zaman yaparken o insanlardan en ufak bir talebimiz mi oldu derseniz Allah şahit en ufak bir talebimiz olmadığı gibi görüşmemiz dahi olmamıştı.

Aynı şekilde  bundan bir kaç yıl önce bir kaç inşaat firması ile ilgili yaptığımız haberlerde işin içersinden çıkamayacaklarını yazmıştık o haberler nedeniyle bizi mahkemeye veren o firmaların tamamının iflas ettiğini öğrenmek bizleri sevindirmedi aksine üzdü.

Sözlerimin başında söylemiş olduğum eşyada asıl olan ibahadır sözüme gelecek olursak her  şey dönüp dolaşıp aslına döndüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz. Daha düne kadar kendilerini Melik sanıp insanlara zulmeden siyasetçiler şimdi piyasaya çıkamayıp özel bürolarında oturmaktalar. Aynı şekilde oturdukları makamın tüm imkânlarını bağlı oldukları cemaate mensup özel işletmelere aktaran bürokratlar şimdi asıllarına dönerek gerçeklerle yüzleşiyor iseler işte buna İLAHİ ADALET denmez de ne denir siz takdir edin. Hani derler ya “çalarsan kapıyı çalarlar kapını”, iste o misal daha önce başkalarının kapılarını çalanların şimdi kapıları çalınmaya başlamış ise geçmişlerine dönüp bakmaktan başka yapacak bir şeyleri yoktur. Sözlerime son verirken herkese tavsiyem ne oldum demeyip ne olacağım demeleridir.

 Kalın sağlıcakla

                                                                                             

                 

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim