• BIST 108.392
  • Altın 142,851
  • Dolar 3,5345
  • Euro 4,1192
  • Samsun 28 °C
  • Ankara 35 °C
  • İstanbul 21 °C
  • KOMBİNELER SATIŞA ÇIKTI 
  • ÇAĞRI ATTI SAMSUNSPOR KAZANDI
  • ÇARŞAMBASPOR TOPBAŞI YAPTI 
  • KOMBİNELER SATIŞA ÇIKTI 
  • ÇAĞRI ATTI SAMSUNSPOR KAZANDI
  • ÇARŞAMBASPOR TOPBAŞI YAPTI 

“İKRA!” (OKU!) DİYE GELEN “EMİR”

Ali Kayıkçı

DEREBAHÇELİ/ALİ KAYIKÇI

  “İKRA!” (OKU!)  DİYE GELEN “EMİR”
 * “(Her şeyi) yaratan Rabbinin adıyla oku!.. Oku, O keremine nihayet olmayan  Rabbindir. Ki, kalemle yazı yazmayı öğreten O'dur… İnsana bilmediği şeyleri O  öğretti.”
                         Kur'ân-ı Kerîm (Tibyân Tefsiri), Alâk Sûresi; âyet 1, 3, 4-5
 * “De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak akıl sâhipleri ibret  alırlar.”
                        Kur'ân-ı Kerîm (Tibyân Tefsiri), Zümer Sûresi; âyet 9
 *  “İlim öğrenmek, her Müslüman üzerine farzdır.” “Bir saat ilim öğrenmek veya     öğretmek, sabaha kadar (nafile) ibâdet etmekten daha sevâbdır.” “Beşikten     mezara kadar ilim öğreniniz ve çalışınız!..” “İlim Çin'de de olsa alınız!..”
    Hazret-i Muhammed (s.a.v.)
    *   “Şânım hakkı için, size öyle bir kitap indirdik ki, bütün şân ve şerefiniz ondadır.    Hâlâ akıllanmayacak mısınız?..” (Kur'ân-ı Kerîm; Enbiyâ Sûresi, âyet 10)
   *  “Öldükten sonra yaşamak isterseniz, ölmez bir eser bırakınız!..”     (Hz. Ali)
    *“Kitap, istikbâle yollanan bir mektuptur.”    (Mevlânâ Celâleddîn Rûmî)  
    *  “Bir şehir için olmazsa olmaz üç şey vardır: Kanalizasyon,  hamam, kütüphâne.         Kanalizasyonla şehrin kirlerini yıkarız, hamamda bedenlerimizi, kütüphânelerde ise      rûhlarımızı…”   (Fâtih S. Mehmet)                               
       *  “Bilgilerin doğru olması kâfi değil. Esas olan yazarıdır. Yazarının rûhâniyyeti     satırların arasında dolaşır. Yazan ihlâslı birisi ise, okuyan istifâde eder. İhlâslı değilse,    fâsıksa, habîs rûhu kitâba aks eder. Okuyan zarar görür de haberi bile olmaz. İşte,     Müslümanlar böyle kitâpları okuyunca kalblerinde bir kararma meydana gelir. Kitâbı    yazan, yazdığından daha mühimdir. Temiz su, temiz borudan geçerse temiz olur.    Temiz su, pis borudan geçerse temiz olur mu?.. Pis borudan akan sudan şifâ olmaz.”                                         Hüseyin Hilmi Işık (Eyüb,1911- Eyüb/İstanbul, 2001) 
   *  “Kitap insanı, insan dünyâyı değiştirir.”   (Hekimoğlu İsmail/Ömer Okçuoğlu)
 *   “Dünyâyı nasıl insansız düşünemezsek, insanı da kitapsız düşünemeyiz.”         (Suut Kemâl Yetkin)                                                                              
 S
aygıdeğer Okuyucularımız!..
15 Eylül Pazartesi günü, milyonlarca öğrenci ve öğretmenin “ders başı” yaptığı bir haftada; dünya üzerindeki önemli olaylar yanında, bizim için bir önemli hadise de “okuma-yazma” meselesidir, diyoruz…
  İlköğretim-ortaokul-lise yıllarımızdan hâtırımızda kaldığı kadarıyla, Türkçe-Edebiyat derslerinde öğretmenlerimiz bizlere (aydın olmanın şartı olarak, ders kitaplarının dışında)  “Günde bir gazete, haftada bir dergi, ayda bir kitap okumak tavsiyesi”nde bulunmuşlar; ancak “iyi gazete ve dergi ile faydalı kitap ve aydın-münevver” ayırımını yapmadıkları ve “millî ve mânevî değerler” konusunda yeterince aydınlatmadıkları/aydınlatamadıkları içindir ki, nice yıllarımız âdeta heba olup gitmiş ve pek çok arkadaşımız onların noksan yönlendirmeleri sonucunda maalesef bulanık sulara karışmaktan kurtulamamışlardır…
 “Okumak” iyi de; “iyi ve güzeli”, “millî ve mânevî kazançlısı” hangisidir; “ebedî saâdet” için gerekli olanlarını yazıp-yayımlayan kişi ve kuruluşların isimleri şunlar şunlardır demezseniz bizler nereden bileceğiz?..
 Bize; “günde bir gazete okuyun” derken Cumhuriyet, Ulus, Akşam ve Hürriyet, Milliyet  gazetelerinde siyaseten yalanları; mânen şerleri, millî kültür yerine bâtıl ve evrenseli; millî tarih yerine yalan söyleyen tarihi yazanları bildirmezseniz biz doğruyu kimlerden öğreneceğiz?.. Bu gazetelerde yazarken “A. Dilaçar”, “M. Tekinalp”, “Emin Oktay”, “N.Ataç” gibi kimi müstear/takma isimler kullanan “Agop Martayan” “Mohiz Kohen” gibi gayrimüslim Ermeni ve Yahudîleri, ateistleri, beynelmilel Siyonistleri; iş ve emekten yana sosyalist görüş sâhibi geçindikleri hâlde hakîkatte Moskof, Çin ve Arnavutluk beslemesi gizli komünistler olduklarını nasıl sezinleyebileceğiz?..
 Bize; “Nobel ödüllü büyük şâir ve yazar” olarak lânse edilen, eserlerinin ders dışı zamanlarda da mutlaka okunması istenilen isimlerin hakîkatte birer Hıristiyan, ateist, Siyonist,   komünist ve Türk-İslâm düşmanı  oldukları veyahut da bu emellere hizmet ettikleri için özellikle seçildikleri  söylenmezse biz bu doğruları hangi kaynaklardan, kimlerden ve nasıl edineceğiz?..
 Bize; “Din Dersi”nde namâz sûreleri ve namâzın nasıl kılınacağına dair bilgiler verilirken bunun tatbikî olarak sınıfta nasıl icra edileceğine veya en yakın bir camide cemaat ile nasıl uygulanacağına dair yasakların sebebini nerelerde arayacağımıza dair malûmatlar niçin verilmez?..  Aynı ders kitabı içinde âyet ve hadîs-i şerîfler arasında K. Atatürk'e ait veciz sözlerin, O'nun bir peygamber yahut da bir mezhep imamı veyahut da bir herhangi bir İslâm âlimi olmamasına rağmen adına burada neden yer verildiğinin izahı yapılmaz?.. 
 Bize; “Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri'ni mutlaka okuyun!..” derken yüce dinîmizin temel kitabı olan “Kur'ân-ı Kerîm”i kendi dili ile bunun açıklaması olan “Kütüb-i Sitte”,nin ve bunun da açıklaması olan muteber bir “İlmihâl”in okunması niçin tavsiye edilmez?..
 Bize; bir asır kadar önce Kırım'da yayımlanan bir “Tercüman Gazetesi” o yıllarda
 Kafkasya'dan-Balkanlar'a, Ortadoğu'dan Türkistan'a kadar onlarca ülkede okunurken 1928 sonrası Türkiye'sinde sâdece kendi “Türkçemiz ile yazıp okuduğumuz”un sebepleri niçin anlatılmaz?..
 Bize; 1923 Türkiye'si toprakları dışında kalan Yunanistan, Yugoslavya, Bulgaristan, Arnavutluk, Romanya, Kırım, Gürcistan, Suriye, Irak,  Mısır, Rusya ve Çin gibi ülkelerde yaşayan; ancak dînen Müslüman, ırken soy ve kan bağımız bulunan devletlerin halklarıyla ilgilenmenin niçin “Turancılık” olduğu, “Turancılar”ın niçin tutuklanıp “Tabutluklar”a tıkıldığı, işkence ile tırnaklarının söküldüğü ve fikirlerinin niçin “suç” teşkil ettiği söylenmez?..
 Bize; 3-5 Müslüman'ın bir araya gelerek herhangi bir evde veya yerde toplanarak Kur'ân-ı Kerîm, Mevlîd-i Şerîf, ilâhiler, kelime-i Tevhîdler veya Nûr Risâlelerini okumasının, mahkemelerce suç olmadığına dair defaatle karar verilmesine rağmen mütedeyyin insanların  polis ve jandarma baskınları ile âdeta canından ve TC'nin vatandaşı olmaktan bezdirildiği niçin anlatılmaz?..   
 Bize; çeşitli vesilelerle “şeriat” âdeta bir “öcü” gibi gösterilirken ve kanunlarca şer'i faaliyetlerin suç sayıldığı ve mahkemelerce ağır cezaların verildiği söylenirken; hakîkatte şeriatın Hz. Mûsâ'nın, Hz. Îsâ'nın, Hz. Muhammed Mustafa “s.a.v.” gibi o peygambere indirilen dine ait ahkâm (uygulamalar) olduğu açıklanmaz?.. Aynı şekilde bir Ramazân gününde Başbakanlık Basın-Yayın Müdevvenat Genel Müdürlüğünden gönderilen bir emir ile “Allah'tan ve ahlâktan bahsetmenin yasaklanması”nın, insanların dînî inanç hürriyetleri ve hakları ile nasıl bağdaştırıldığının izahı niçin yapılmaz?..     
 Bize; Dumlupınar'da, Sakarya'da Yunanistan'a karşı kazandığımız “zaferler” uzun uzun anlatılır da İsmet İnönü'nün imzaladığı  “Lozan Andlaşması”nın “zafer mi, hezimet mi?” olduğuna dair gerçek bilgiler neden verilmez?.. “Gizli yapılan andlaşmalar” ile karşı tarafa nelerin vaat edildiği, aradan geçen bunca zamana rağmen bir türlü niçin söylenmez?.. 
 Bize; bugün bildiğimiz, bilinmesinde hiçbir mahzûr olmayan bilgiler o günlerde niçin verilmemiştir; verilmesinden neden sakınılmıştır hakîkatleri niçin söylenmez?..
 Bu ve benzeri soruları elbette çok daha da uzatmak mümkündür. Özetleyecek olursak: 
 Ömrü hayatta bir defa okunması gereken doğru yayınlar ile daima başucumuzda bulunması gereken (Kur'ân-ı Kerîm ve İlmihâl gibi) kitapların ayırımı yapılmaz, önemi kavratılmaz ve temel alınması istenmezse; tıfıl gençler bu hak ve hakîkatleri nasıl bulacaklar ve doğruyu nereden ve kimlerden nasıl öğrenecekler?..
 Okulların tatilde bulunduğu, aile fertlerinin bayram izin günlerini yaşadığı bir dönemde “kitap okunması”nı tavsiye edenler; acaba bu konularda ne kadar şuurlu bir nitelemede bulunabiliyorlar?..
 Ve de, Kadirli Âşık Abdülvahap Kocaman'ın; “Türk çocuğu benim sana hitâbım/Seni yoktan Yaratan'dan örnek al/İkra diyor. Oku benim kitabım/Oku… Öğren… Sen Kur'ân'dan örnek al!..” şeklinde telkin yapabiliyor ve kendilerini örnek gösterebiliyorlar?..
 Diyoruz ve kalbî sevgi-saygılar sunuyoruz!..
  * - * - * - * - * -
 “(İkra!) diye gelen emir/ “Oku!..”mayı “farz” kılıyor;
 Su hâline gelen demir/ “Oku!..”mayı “farz” kılıyor…

 Sayfalarda duran elim/Nakış-nakış halı, kilim;
 Arz'dan Arş'a, yüce ilim/”Oku!..”mayı “farz” kılıyor…

 Bilmek için hem kendini/Ecnebînin şu fendini;
 Çağlar üstü İslâm dini/”Oku!..”mayı “farz” kılıyor…

 Hakkı teslim et Sezar'a/Sakat kalsan da kazâra;
 Beşikten var'cak mezara/”Oku!..”mayı “farz” kılıyor…

 KAYIKÇI ölçü bu sana/Böylece kavuş ihsâna;
 İlim arayan insana/”Oku!..”mayı “farz” kılıyor…(*)
-------------------------------------------
(*): Türkiye Gazetesi Takvimi, 19 Şubat 2012

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim