• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Samsun 9 °C
  • Ankara 18 °C
  • İstanbul 11 °C
  • "Galibiyetlere alıştık"
  • PEKŞEN AİLESİNİN EN MUTLU GÜNÜ
  • Final Etabı Programı Belli Oldu
  • "Galibiyetlere alıştık"
  • PEKŞEN AİLESİNİN EN MUTLU GÜNÜ
  • Final Etabı Programı Belli Oldu

HİÇBİR ZAMAN, İSLAMCI OLMADIM

Adnan Bahadır

                                 HİÇBİR ZAMAN, İSLAMCI OLMADIM

       Yazı başlığı garip değil mi? nereden çıktı bu başlık diyeceğinizi çok iyi biliyorum ancak bu konuda çok samimiyim. Ömrümün hiç bir döneminde, İslamcı olmadım. Peki ne oldun? Diye soracak olursanız, izin verin bunu biraz detaylı izah edeyim. İnsan yaşamadığı şeyi savunursa o idealin savunucusu olur, yani şucu-bucu olur ama o idealizmi yaşadığında  idealizmin ta kendisi olur. Allahu Teala, Kur'an-ı Kerim'in ilk surelerinden birisi olan 'Elif lam mim' âyeti celilesinde, iman edenleri tarif ederken “Yuminune bilgaybi ve yukimunessalate ve mammam razeknahum yunfikun” buyurmakta, yani o iman edenler gayba inanırlar, nedir gayb? Allah'ın birliği, varlığı, kıyamet, öldükten sonra dirilmek gibi, Amentü'nün esaslarına inanmak. Demek ki Mümin olmanın ilk şartı, iman dairesinin içerisine girebilmenin ilk basamağı gayba inanmak. Peki ondan sonraki basamağı nedir derseniz, o da Namaz kılmaktır. Kur'an-ı Kerim'in anlatımına göre, iman ettikten sonraki ilk aşama namazdır. Zaten bütün semavi Dinlerde Namaz, Oruç, Adam öldürmemek, zina yapmamak farz kılınmıştır. Ancak bunlar İslam Dininde Allah Resulü'ne Risalet tebliğ edildikten sonra tedricen 'Vahiy' yoluyla bildirilmiştir.

           Bu izahtan da anlaşılacağı üzere, bir insanın Mümin olmasının temel şartı, Gayba iman edip, namaz kılmak, Allah yolunda infak etmek, tüm Peygamberlere ve Dinlerine inanmaktan geçiyor. Bunu ben değil, Yüce Kitabımız söylüyor. O halde bir insan, mümin olabilmesi için öncelikli olarak gayba iman edip, Namazını kılmak zorundadır. Bunu yapan insana da Müslüman denir. Yani bir insan İslam'ın gereğini yerine getirirse, o Müslüman olur. Peki İslamcı kimdir derseniz onu da izah edeyim; Namaz kılmaz, oruç tutmaz, zekat vermez, Allah yolunda infak etmez ama ben İslam Dinini savunuyorum derse bir insan, ona Müslüman değil İslamcı denir. İçerisinde yaşadığımız toplumda bu tür insanlar çok fazladır. Konuşurlar, ahkâm keserler ama İslam Dini'nin gereğini yapmazlar. Bu tür şarlatanlar, İslamcı geçinen amelsiz insanlardır. Allah Resulü, bu tür insanlardan uzak durmamızı ve onların söylemlerine itibar etmememizi emrediyor.

       Dilerseniz bu dediklerimi biraz güncelleştirip, içerisinde bulunduğumuz günlerde olup biten olaylarla kıyaslamaya çalışalım. Gerçi bu çok tehlikeli ve manevi sorumluluğu olan bir iş ancak, bir Müslüman olarak bunu yapmak zorundayız. Cemaatle-Hükümet iktidar kavgası verirken bizim tavrımız ne olmalı, bu mücadelenin neresinde olmalıyız diye kendimize sormak zorunda olduğumuzu düşünüyorum. Bir önceki yazımda da Cemaatin en büyük zulmüne uğramış, evi, iş yeri, yazlığı, araçları, hatta en mahrem yatak odası dahi Cemaat operasyonu sonucu aranmış birisi olarak, bu konuda Cemaatin karşısında olması gereken birisi olarak, manevi sorumluluğu düşünerek, Kitabın ortasından konuşmak zorunda olduğumu düşünerek derim ki;

         Cemaat-hükümet kavgasında tarafım; İnancım, yaşam biçimim, siyasi düşüncem, ufkum gereği tavrım açık ve net Hükümet'ten yana olmakla birlikte, ortada çok ciddi bir sorunun olduğunu da kabul etmek zorundayız.  Neden böyle söylediğime gelince; Cemaatin üst düzey yetkililerinin yapmak istediklerinin ne olduğunu çok iyi bilmekle birlikte, tabanda çok samimi Müslümanların olduğunu kabul etmek zorundayız. Yazı başlığını da Bu minvalde verme nedenim budur. Bu insanların ailelerine baktığımızda, başı örtülü, hatta elini dahi 'namahremdir' korkusuyla kapatıp eldiven giyecek kadar, takva sahibi bacılarımızın olduğu bir cemaatten bahsediyorum. Bu insanlara İslamcı diyemezsiniz, bunlar Müslüman insanlardır. Müslüman insanlara da zulmetmek bize yakışmaz. Dün onlar bize zulmetti diye bugün bizim onlara haksız yere zulmetmek hakkımızın olmadığını da buradan açıkça söylemekte yarar görüyorum.  Zira Yüce Efendimiz bir Hadis-i Şerif'lerinde “ Hiç bir ülke zulüm üzere ayakta kalamaz, ama Küfür üzere ayakta kalır” buyurmaktadır.

       Ortada siyasi iradeye karşı bir başkaldırı olduğu ve bu başkaldırının arkasında ABD, İsrail gibi Siyonist güçlerin olduğu ve Ülkenin geldiği noktadaki istikrarını bozmak için uğraş verdikleri bir vakıa. Bununla ilgili yapılması gereken her ne ise yapılsın, sonuna dek arkasında oluruz, ancak tabandaki samimi Müslümanlara zulmedilirse sonuna kadar karşısında olacağımızı da buradan haykırmak isterim! Zira biz; hak ve adaletten yana olacağız, zulme uğradık diye, haketmeyen insanlara zulmetmeyeceğiz.

      Sözlerime son vermeden bir iki konuya daha değinmek istiyorum. Dünkü gazetelerde bazı siyasetçilerin, Paralel yazıyla ilgili beyanatlarını görünce, kendimi gülmekten geriye alamadım. Bu insanlar toplumu geri zekâlı mı zannediyorlar, çok merak ediyorum? Hâlâ daha Avukatları, Cemaatin en önde gelen isimlerinin olduğunu, havada uçan Kargalar dahi bilmesine rağmen, geçmişte Cemaatle olan ilişkileri hava ile suyun birlikteliği kadar zaruri olan bu insanların kalkıp, Cemaat şöyle, Cemaat böyle, demeleri çok gülünç bir durum. Diyeceksiniz ki sadece Cemaat mensupları mı bu tutarsızlığı yapıyor? Elbette ki hayır. Bazı köşe yazarları da, daha düne kadar, Cemaatten üç beş kuruşluk ilanlar alacağım diye, onlara yalakalık yaparken, şimdi sadece ve sadece Konjonktürün gereği, Cemaat karşıtı yayınlar yapmaları, onları çok gülünç duruma düşürdüğünü unutmasınlar. Hiç unutmuyorum. Gazeteyi ilk kurduğumda, yazdığım bir köşe yazısında, 'aklını kiraya verenlerin akıbetleri kötü olur' minvalinde bir yazı yazdığım için bize reklam veren Cemaat Dersaneleri, anında reklamlarını kestiler. Sadece reklamlarını kesmekle kalmadılar, abonemiz olan bir çok insana gidip bizim, Cemaat düşmanı olduğumuzu söyleyip, aboneliklerini iptal ettiler. Çok enteresandır, bu insanlardan bir kısmı beni arayıp, özür dileyerek dediler ki, “Kusura bakma 'abiler' bizzat gelip talimat verdiler, sizin gazetenizi okumayacakmışız, o yüzden aboneliğimizi iptal ediyoruz.” Hatta, bir baharatçı arkadaş, bize verdiği reklamları dahi iptal etmek zorunda kaldı. Bizim Kerestecibaşı ona gidip talimat vermiş, gazeteyle ilişkisini kesmesi yönünde. Ama ne yazık ki, Vezir Hazretleri'nin Cukkacıbaşısı o keresteciyle ortak iş yapmasının yanında, Perşembe sohbetlerinin de müdavimleri arasında.

       Ülkemiz öyle bir hale geldi ki, 'kimin eli kimin cebinde' belli değil. Rabbim hepimizin yar ve yardımcısı olması dileğiyle, kalın sağlıcakla.

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim