• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Samsun 27 °C
  • Ankara 31 °C
  • İstanbul 29 °C
  • HELAL OLSUN SANA !
  • DİALİBA MALATYASPOR’A VEDA ETTİ   
  • DAHA ÇOK ÇALIŞMALIYIZ !
  • HELAL OLSUN SANA !
  • DİALİBA MALATYASPOR’A VEDA ETTİ   
  • DAHA ÇOK ÇALIŞMALIYIZ !

* “Her nefs (canlı) ölümü tadacaktır.”

Ali Kayıkçı

*  “Her nefs (canlı) ölümü tadacaktır.”
            (Kur’ân-ı Kerîm; Âl-i İmrân Sûresi, âyet 185)     *   “İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar.”, “İnsanlara vâiz olarak (öğüt ve ibret verici, nasîhat         edici olarak) ölüm yetişir. “, Ölümü çok hâtırlayınızl Onu hâtırlamak, insanı günâh          işlemekten korur ve âhirete zararlı olan şeylerden sakınmağa sebep olur.”, “Beş şeyden         evvel beş şeyin kıymetini bil. İhtiyârlık gelmeden önce gençliğin, hasta olmadan önce        sıhhatin, fakirlik gelmeden önce zenginliğin, meşgûliyetten önce boş vaktin ve ölmeden       önce hayâtın.”         (Hazret-i Muhammed “sallallahü aleyhi ve sellem”)    
 S
aygıdeğer Okuyucularımız!..
Bilindiği üzere önceki günlü köşe yazılarımızda bu başlık altında; “Türkiye Gazetesi Takvimi”nin “Şubat” ayı günlerine ait sayfalarını şöylece bir çevirdiğimizde; 4 Şubat’ta İskilipli Âtıf Hocanın idâmı (1926) ve Prof. Dr. Mahmud Esat Coşan’ın vefâtı (2001),  6 Şubat’ta II. Ahmet Hân’ın (1695), 6 Şubat’ta Ahmet Kabaklı’nın (2001) ve Sultan IV. Murat Hân’ın (1640), 9 Şubat’ta Halife Ömer bin Abdülhaziz’in (720), 10 Şubat’ta Sultan II. Abdülhamîd’in (1918), ), 11 Şubat’ta Kore Kahramanı Gn. Tahsin Yazıcı’nın (1971), 12 Şubat’ta Mahmûd Sâmi Ramâzanoğlu Hocanın (1984), 14 Şubat’ta Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver’in (1986), 17 Şubat’ta Kafkas Kartalı Şeyh Şâmil’in (1871), 20 Şubat’ta Sultan Timur Hân’ın (1405), 22 Şubat’ta Târihçi İbni Haldun’un (1406) ve Enver Ören’in (2013), 24 Şubat’ta İbni Battûta’nın (1369), 25 Şubat’ta Şehzâde Cem Sultan’ın (1495), 27 Şubat’ta Şeyhülislâm Yahya Efendi’nin (1644) ve Oflu Hâcı Dursun Efendi (1977) ile Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın (2011) rahmet-i Rahmân’a yürüdüğüne dair bilgilerle karşılaşıyoruz…
 Hem “ölümü hâtırlatmak” ve hem de “atlara binip o âsûde bahar ülkesine göç eden” bu güzel insanlardan “Enver Ören” ile “Erbakan”ı anmış olmak için “köşe”mizi birkaç gün onlara ayırmak istiyoruz, dedik ve “Enver Ören Abinin” örnek hayat hikâyesini  ve O’nun hakkında söylenenlerden bir kısmını Siz Saygıdeğer Okuyucularımıza sunduk.
 Bugün de yakın dönem Türk siyâsî hayatında en ağır bedelleri ödemiş, milletine hizmet etmeyi makam ve mevkiinin her zaman önünde tutmuş, küresel sistemle anlaşarak dışarıdan icâzetli siyâset anlayışını reddetmiş ve bunların neticesi olarak da 4 defa partisi kapatılmış, Genel Başkanı ve Kurucu Lideri olduğu partisinden siyâsî yasaklar ve mahkemeler sebebiyle uzaklaştırılmış, olmadık iftira ve haksızlıklara uğratılmış, âdeta tırnaklarıyla kazıyarak elde ettiği Başbakanlığı, bilindiği üzere 28 Şubat tiyatrosuyla elinden alınmış, daha sonra iki defa bölünmeye uğramış, ancak herşeye rağmen ayakları üzerinde eğilmeden ve bükülmeden durmasını başarabilmiş, “Kıbrıs Barış Harekâtı”nı başlatmış, ilk defa “Denk Bütçe” yapma başarısını göstermiş, “D-8 İslâm Birliği”ni kurmuş, Türkiye’yi ‘Toplu iğne bile yapamaz’ denilen bir dönemde “Ağır Sanayi Hamlesi” ile tanıştırmış ve hepsinden de önemlisi “Yenilmişlik Psikolojisi”nden kurtarıp “Ayağa” kaldırmış ve ülkeyi âdeta bir romörkör gibi “Târihteki Olması Gereken Yere doğru” çekmeyi başarmış “Millî Görüş Dâvâsı Lideri” ve  “Millî Görüş”ün son partisi olan “Saadet Partisi İlk Genel Başkanı”  rahmetli  “Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamız” ile devam eyliyoruz ve mevcut söylenenlere biz de bir-iki ilâvede bulunmak istiyoruz…
 Kalbî sevgi ve saygılarımızla… 
S
aygıdeğer Okuyucularımız!..
Son yılların dikkat çeken haber ve olaylarından biri de elbette ki “28 Şubat”la ilgili gelişmelerdir.
Bu konu hakkında  hâtırlatmak için  “Türkiye Gazetesi”nin 14 Nisan 2012 günlü nüshası birinci sayfasından kesip sakladığımız  şu yazıyı aynen aktarmak istiyoruz:
“28 Şubat’ın sebebi, İsrail’le yakınlaşma çıktı. Çevik Bir, ABD dergisine yazdığı makâlede, postmodern darbenin sadece ‘irticaya karşı değil, İsrail’le dostluğun sürmesi için de yapıldığını itiraf ediyor.
İsrail-Türk ticaret hacmi, 1990’lar boyunca sürekli arttı. Bu bağlar, 1996 yılında Refah Partisi’nin iktidara gelişiyle yıprandı. Necmettin Erbakan, İsrail’le anlaşmaları dondurma sözü verdi. Laik Cumhuriyet’in mirasını korumakla yükümlü olan Ordu, Erbakan’a açıkça şu mesajı verdi:
‘Koltuklarımızda öylece oturup, ülkenin yüzünü İslâm’a dönmesini, İsrail-Türk askerî ilişkilerinin tehlikeye atılmasını izlemeyeceğiz.’
Bir gün sonra aynı gazetenin yine manşetten duyurduğu haberin konusu da aynı: “28 Şubat” ve 28 Şubat “Vurgunu”:
“Postmodern darbe, ülke savunmasını, başta İsrail olmak üzere yurt dışına bağımlı hâle getirdi. 76 milyar dolarlık vurgun yapıldı.
28 Şubat sürecinin ülke ekonomisine bedeli ağır oldu. Özellikle, TSK’nın ihtiyacı olan silâh ve teçhizatların alımı rant kapısına çevrildi. 1990’lı yıllarda tank, savaş uçağı ve Heron üretmeyi plânlayan Türkiye’nin önüne postmodern darbe ile set çekildi.
Savunma Ekonomisi Uzmanı Emekli Binbaşı Yakup Evirgen, darbeyi anlattı: ‘İsrail’le iş birliği sorgulanmalı. Savaş uçağı ve tankları Türkiye modernize edebilirdi. Kendi silâhımızı üretebilirdik. Modernizasyona giden parayla 2 fabrika kurulurdu.’
Buradan günümüze, Rahmetli Erbakan Hoca’dan O’nun vekili ve dâvâsının vârisi, Saadet Partisi Genel Başkanı  Prof. Dr. Mustafa Kamalak’a geliyoruz ve söylediklerini âdeta “can kulağı” ile dinliyoruz:
* Saadet Partisi; “Îmân  varsa, imkân vardır!..” diyenlerin partisidir…
*  Saadet Partisi; “Hayat, îmân ve cihâddır!..” diyenlerin partisidir.  
* Saadet Partisi; şartlar ne olursa olsun, yolundan dönmeyenlerin partisidir…
* Saadet Partisi; makam ve mevki için değişmeyenlerin, eğilmeyenlerin, bükülmeyenlerin partisidir…
*  Saadet Partisi; “Afganistan, Irak, Mısır, Suriye, Filistin… hatta bütün İslâm âlemi kan ağlarken ben nasıl rahat oturabilirim?..” diyenlerin partisidir…
* Saadet Partisi; Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni Bir Dünya için; sağına, soluna, ardına bakmadan, tek kişi de kalsa “Ben varım!..” diyenlerin partisidir…
 Bugün dünyâda küresel eşen emperyalizmin zulüm ve sömürü düzeni hâkimdir. 1699 Karlofça Anlaşmasından bu yana, yani 300 küsur yıldır dünyâya hâkim olan kapitalist ve materyalist sistemin insanlığa huzur getiremeyeceği artık açıkça anlaşılmıştır. Çünkü bu sistem, ahlâkî temelden, adalet duygusundan ve adil paylaşımdan yoksundur.
 Bugün bütün dünya kaos içindedir. Bu kaos, bu zulüm, ancak ve ancak, gücü değil, hakkı üstün tutan bir anlayışla önlenebilir. Bu da Peygamberî  bir sistemdir; İslâm’dır. İnsanlık, ancak ve ancak İslâm’ın evrensel değerlerinin hayata hâkim kılınmasıyla barış ve huzur bulabilir…
 Küresel sömürücüler bunu çok iyi bildikleri için özellikle Müslümanları ve İslâm dünyâsını hedef almaktadırlar…
 Bugün nereden kesif bir duman yükseliyorsa orası mutlaka bir İslâm ülkesidir. Nereden acı bir feryâd sesi geliyorsa orası da bir İslâm diyarıdır…
 İslâm ülkelerinde akan kan ve gözyaşı, işte bu sömürü düzeninin sonucudur…
 Küresel  emperyalizm; bir kısım gâfil işbirlikçileri kullanarak İslâm ülkelerine fitne tohumları saçıyor, ortalığı karıştırıyor, kardeşi kardeşe kırdırıyor, sonra da kurtarıcı edasıyla, tıpkı Irak’ta,  Libya’da, Mısır’da yaptığı gibi ülkeleri işgal ediyor ve sonra da başlıyor sömürmeye…
 Az da olsa durumu fark eden bir kısım vatan evlâdı; milleti uyarmak, uyandırmak için mücâdeleye girişti ği vakitte küresel emperyalizm yine yerli uşakları veya işbirlikçileri ya da her iki grubu birlikte kullanarak bu kahramanları saf dışı bırakmak istemektedir.  Tıpkı Menderes’i idâm ettirdiği, tıpkı Erbakan’ın yolunu kestiği gibi…
 Yolu kesilen, hiç şüphesiz ki, Aziz Milletimizdir. Hatta bir bütün olarak İslâm Âlemidir…
28 Şubat süreci olmasaydı, Havuz Sistemi devam etse, D-8’ler geliştirilseydi, bugün İslâm Âlemi  böyle mi olurdu?..
 Irak paramparça edilebilir, Libya 40 parçaya bölünebilir, Suriye bu hâle düşürülebilir miydi?..
 Diyoruz ve bu duygu ve düşünceler ile kaleme aldığımız aşağıdaki mısralarımız ile Siz Saygıdeğer Okuyucularımızı baş başa bırakıyoruz…
 Kalbî sevgi ve saygılarımızla…
* - * - * - * - * -  
“Millet için” var olmak, “millet için” yaşamak;
Millî ülkü-ideâl, uğruna nefes almak;
Bu gâye ile koştur, çık basamak-basamak…
  Bilenler bilir elbet, bilen hakkı teslim der;
  Mefkûrelik insanlar; ne eğilir, ne siner…

“Hakk rızâsı” asıldır, “millet hayrı” asıldır;
Bu “iki temel unsur”, sonra fasıl-fasıldır;
Geç gelse de adalet, “mazlum âhı”nı aldır…
  Bilenler bilir elbet, bilen hakkı teslim der;
  Herkese bir oy hakkı, onu da “haklıya” ver…

“Millet için” çalışan, “milletten alkış” alır;
“15 yıl” sussa dahi, “savcıdan kalkış” alır;
“Mürur-u zaman” olmaz, târih devlete kalır…
  Bilenler bilir elbet, bilen hakkı teslim der;
  Şu “gaflet ve ihânet”, nice “meşhûru” da yer…

“Zerre miktarı” hayır, “zerre miktarı” yitmez;
“Yüce dağ” dumanlıdır, “dumanı” bir gün gitmez;
“Bahçede güller” olsun, sanma ki “bülbül” ötmez…
  Bilenler bilir elbet, bilen hakkı teslim der;
  Toprak çok şeyi örter, sanma ki “hakkı” da yer…

“Millet için” terlemek, “millet için” her emek;
“Millet hayrı”na susmak, “millet için” söylemek;
“Vatan” uğruna gayret, varlığım senin demek…
  Bilenler bilir elbet, bilen hakkı teslim der;
  Millet böyle kalkınır, millî gelir ilerler…

KAYIKÇI der târihler, ibret için yazılır;
Nice gizli olay var, günü gelir çözülür;
Şeytan davul çalsa da, bir gün olur üzülür…
  Bilenler bilir elbet, bilen hakkı teslim der;
  Davulcu başı kimdir, sorun söylesin Çiller!..
            (Devamı yarın)

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim