• BIST 98.314
  • Altın 144,066
  • Dolar 3,5732
  • Euro 3,9941
  • Samsun 9 °C
  • Ankara 6 °C
  • İstanbul 17 °C
  • PLAY-OFF HAKEMLERİ AÇIKLANDI
  • SAMSUNSPOR'DA OSMAN ÖZKÖYLÜ BİLMECESİ
  • KONGRE TARİHİ BELLİ OLDU
  • PLAY-OFF HAKEMLERİ AÇIKLANDI
  • SAMSUNSPOR'DA OSMAN ÖZKÖYLÜ BİLMECESİ
  • KONGRE TARİHİ BELLİ OLDU

"HAYAT" DEDİN GÜZEL DE, "YARATMAK KUL İŞİ Mİ?!.."

Ali Kayıkçı

*“Artık 1935’teyiz. On iki senelik bir müddet zarfında, yeni Türk, kendine yeni bir ruh, yeni bir ahlâk, yeni bir tarih, hattâ, Allah’ı artık Tanrı diye andığı için, diyebilirim ki yeni bir Allah yaratmıştır.”  (Kemalizm-Tekin Alp; Cumhuriyet Gazete ve Matbaası-İstanbul 1936, s. 171)
*“Ülkemizde 1930-1980 arası 50 yıl, dil ırkçılığı yapıldı. 10 asırdır kullandığımız kelimeler, İslâm kültür paydasına ait olmalarından dolayı hayattan sürüldüler. (…) Müptezel yüzyılda neredeyse her dini ıstılaha, her Kur’ân kaynaklı kelimeye bir rakip ortaya sürülürken… ‘yarattı’ kelimesi her fırsatta yerli yersiz telâffuz edilerek ulûhiyet inancını sarsma divaneliği güdülmekteydi. Ben şunu yarattım, o bunu yarattı!  Yaratmak, yoktan var etmektir; bu kudret ancak ve yalnız Allahü teâlânın paylaşılmaz salâhiyetindedir.  İnsan, deha sahibi bile olsa, yaratamaz; keşfeder, yapar, inşâ eder.” (Rahim Er-Türkiye Gazetesi, 14.03.2011, s. 3)

Saygıdeğer Okuyucularımız!..
“Karadeniz Hayat” adını taşıyan “dergi-gazete” karışımı “haftalık” bir “Samsun mahallî” yayının 6 Haziran 2016 günlü nüshası 11’inci sayfasında “Koray Topgül” imzalı bir köşe yazısında, “Bazıları yaratıcılığın sadece tanrısal bir kavram olduğuna saplanmışlardır. Oysa Kuran-ı Kerim’de ‘sonra onu şekillendirip ruhundan ona üfleyen Allah’tır’ der insan için. Ruhundan üflemişse ve akıl vermişse geleceği yaratmak, şekillendirmek elbette insanoğlunun bir özelliği olmalıdır.” şeklindeki cümlelerini oyunca, gayri ihtiyari birden irkildik. Hani derler ya, ‘âdeta başıma balyoz yemiş gibi oldum.’  İşte biz de öylesine sarsıldık. Bu nasıl bir mevkute/yayın organıdır ki böyle bir “küfre sürükleyici söze/ifadeye” yer verir?.. Ve de bunu yayınlayanlar, böylesine büyük bir vebâl altına nasıl girerler?.. Diye düşünmeden edemedik… Bu mevkuteye/yayına, isim olarak “Hayat” kelimesini kullanmak güzel de, Cenâb-ı Allah’a mahsus olan “Tekvîn”/Yaratmak” sıfatında bu “pusulayı şaşırmak” da neyin nesi? Diyoruz ve buradan yıllar öncesine gidiyoruz… Bir ansiklopedide de böyle bir ifade ile karşılaşmış, bunu köşe yazımıza taşımış, sonra da “Hem Okudum Hem de Yazdım/3 (Dil ve Millî Kültür Konulu Köşe Yazısı-Şiirler) isimli eserimizde de nakletmiştik.  Burada tekrar sunmakta fayda var:

Saygıdeğer Okuyucularımız!..
Evdeki kütüphânemizi düzeltirken elimize , 1 Aralık 1969 tarihinde ilk sayısı, Tercüman Tıme/Lıfe Kitapları’nca haftalık fasikül hâlinde yayımlanan “İnsan Vücudu” adlı eser geldi. Şöylece bir sayfalarını karıştırırken “Kas ve Kemik Takımı” başlığı altında 64. sayfadaki şu cümle gözümüze takılıverdi: “Kalça ve bacak arasındaki eklemden çok şeyler beklenebilir. Ayakta dururken vücudu taşımalı, aynı zamanda ayağı her yöne oynatabilmelidir. Tabiat, bu işleri yapabilmenin çaresini, eklemi yuvarlak ve yuvalı yapmakla bulmuştur. Sanayide de aynı sistem tatbik edilir.” 
Bunu, 74. sayfadaki “Femur” başlığı altında ve kocaman resim karşısında yazılan şu ifâdeler takip etti:
“Femur, vücudun en uzun ve sağlam kemiğidir. Bu kemiğin bir santimetrekaresi 5 ton bir ağırlığa karşı dayanıklıdır. Bundan daha fazla bir basınç karşısında kemik kırılır. Kemik yapısındaki inceliğe rakip olabilecek bir bina henüz yapılamamıştır. Tabiat, teknikten daima üstün olmuştur.”
Batıdan gelen herşeyi iyi(!), doğru(!) ve güzel(!) kabul edip aynen alarak yayınlamakta bir mahzûr görmeyen, hatta bunu bâzen de ilericilik ve çağdaşlık şeklinde niteleyen bir zihniyetin “yayıncılık”ta düştüğü şu gârabete bakınız ki Doç. Dr. Selçuk Aybar tarafından “çevirisi” yapılan ve 6 kişilik bir akademisyen heyet tarafından da sözümona “ilmî tetkîki” gerçekleştirilen  bu ansiklopedik eser ile ülkemizde bir “Ateistlik”(dinsizlik, dehrîlik) propagandası yapılmakta, Kemal Ilıcak’ın Tercüman’ı da buna bir güzel alet olmakta imiş…
“Türkiye Gazetesi Dînî Terimler Sözlüğü”nde bu ateist (dehriler) hakkında şu bilgiler verilmektedir:
“Allahü teâlâya inanmazlar. ‘Her şey tabiat kanunları ile var oluyor. Bir yaratıcı yoktur. Dehr yani zaman ilerledikçe her şey değişmektedir’ derler. Kitaplarında din ile mücâdele eden; ‘Dinleri yok etmek, materyalizmin, Marksizm’in alfabesidir’ propagandasını yapan Lenin, iktidârı  ele geçirdikten sonra Rusya’da ateistler birliğini kurmuştur. Kendilerini akıllı, ilim adamı ve hiç yanılmaz sanan dinsizler üç kısımdır.: Ateistler (dehriyyûn), her şeyi tabiat yapıyor diyen tabîiyyeciler, Yunan filozofları ve bu arada Sokrat ile talebesi Eflâtun ve onun da talebesi Aristo’nun yolunda olanlar.”
“İnsan Vücudu” adlı bu ansiklopediyi yayına hazırlayan 4 kişilik ekip ile buna destek veren 4 kişilik yazarlar grubuna; “Bir otomobilin parçaları, tabiat kuvvetleri ile mi bir araya gelmiştir. Suyun akıntısına kapılan, sağdan soldan çarpan dalgaların tesiri ile bir araya yığılan çöp kümesi gibi bir araya yığılmışlardır? Otomobil tabiat kuvvetlerinin çarpmaları ile mi hareket etmektedir?” diye soracak olsak bize gülerek, “Hiç böyle şey olur mu? Otomobil, akıl ile, hesap ile, plân ile, birçok kimsenin titizlikle çalışarak yaptıkları bir sanat eseridir. Otomobil; dikkat ederek, akıl, fikir yorarak, hem de trafik kurallarına uyarak, şoför tarafından yürütülmektedir” demezler mi?
Tabiattaki her varlık da, böyle bir sanat eseridir. Bir yaprak parçası, muazzam bir fabrikadır. Bir kum tanesi, bir canlı hücresi; fennin bugün ancak biraz anlayabildiği ince sanatların birer sergisidir. Bugün fennin buluşları, başarıları diye öğündüklerimiz, tabiattaki bu güzel sanatlardan bir kaçını görebilmek ve taklit edebilmektir. İslâm’a karşı olanların kendilerine önder olarak gösterdikleri İngiliz bilgini Darvin bile ‘Gözün yapısındaki sanat inceliğini düşündükçe, hayretimden tepem atacak gibi oluyor’ demiştir. Bir otomobilin tabiat kuvvetleri ile, tesadüfen meydana geleceğini kabûl etmeyenler, baştan başa bir sanat eseri olan bu âlemi ve bu âlemdeki en üstün yaratık olan insanı, onun her biri birer harika olan vücut organlarını nasıl “tabiat yaratmış” diyebilir ve cenâb-ı Allah’ı, “Yaratan” olarak nasıl inkâr eyleyebilir?..  
Bu konuda bir başka olay da, Fransız Kaptan Cousteau (Kusto)’nun “Atlas Okyanusu ile Akdeniz sularının Cebelitarık Boğazında birbirine karışmadan nasıl durabildiği”ne hayretler içerisinde şâhit olması ve akabinde de Allahü teâlânın varlığına ve “Tekvîn” (yaratma) sıfatına da inanarak can-ı gönülden Müslüman olmasıdır ki, bu hadise de binlerce, on binlerce bilginin/araştırmacının gözlemlerinin tabiî bir sonucu olarak tarihe geçmiştir… 
Diyoruz ve bu gibi kıytırık “tabiatçı” sözde ilim adamı (ateiste), (rahmetli  Enver Ören Abilerin hitabetiyle) “Korkma, ‘Allah!..’ de be adam!..” diye sesleniyor ve de mısra-mısra şunları diyoruz:
- * - * - * - * - * -   
Korkma, “Allah!..” de, be adam, “tabiat” O’nun eseri; 
Bunca “bilgin” bunu gördü, söyler asırlardan beri…

Tüm  “canlı”ya “rızık” bulup, “zamanı”nda “yollayan” O; 
“Hâlık” O’dur, “var eden” O; “koruyup” hem “kollayan” O…

“Vücûd” O’nun, “Kıdem” O’nun; “Bekâ” O’nun, “Vahdâniyet”;
O, hep “vardır”, tâ “ezel”den; ve “sonsuz”dur,  doğru niyet…

“Şerîk”i yok, “nazîri” yok; hiçbir şeye O “benzemez”:
“Muhalefet’ lil-havâdis”; içmesi yok, hemi yemez…

Hem “Kıyâm-ü bi-nefsîhi”: “Varlığı hep kendinden”dir; 
“Hiçbir şeye muhtaç değil”, O âlemi halk edendir…

“Sıfât-ı zatiyye” altı: “Vücûd”, “Kıdem”,  “Vahdâniyet”;
“Bekâ” O’nun, “Muhâlefet…”; “benzemez”lik var nihayet…

“Kıyâm-ü bi-nefsîhî”si, “varlık için ihtiyaçsız”;
Bunlar “zâti sıfâtları”, kul olarak hep muhtâcız…

Sonra “Sübût sıfatları”: “Hayât”, “İlim”, “Sem’ı”, “Basar”;
“Kudret” O’nun, “Kelâm” O’nun, “İrâde” ve “Tekvîn” de var…

“Hayat” demek, “diri olmak”; “İlim: “Bilmek”, “Sem’:” İşitmek;
“Basar” demek, “hep görmek”tir; “Kudret” ise “gücü yetmek”…

Kelâm” demek, “konuşmak”tır; “İrâde” ise “dilemek”;
“Tekvîn”, “yaratmak” demektir; “Kün!” emriyle “var eylemek”…

“Yaratan” O, “Var eden” O; “Tabiat”  bir deli lâfı;
“104 Kitap” buna şâhit, “akıl”ca da yok hilâfı…

“99 Esmâ” şâhit, her bir ismi buna delil;
“Tabiat” deyip-yazanlar, hepsi sefil-hepsi rezil…

Kâh “tabiat” , kâh “teknik” der; bir “tusunami” yok eyler;
“Allah’a inan Allah’a, gel İslâm ol!..” hanım-beyler!...

KAYIKÇ’Ali bu nasîhat, her bir akıl sâhibine;
Îmân yoksa akıl ne ki, yaban kalmıştır hak dîne…

 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim