• BIST 97.713
  • Altın 144,103
  • Dolar 3,5652
  • Euro 3,9996
  • Samsun 20 °C
  • Ankara 23 °C
  • İstanbul 22 °C
  • 16 FUTBOLCUNUN SÖZLEŞMESİ SONA ERİYOR
  • SAMSUNSPOR'A CEZA KAPIDA
  • BELGESEL ÇEKİMLERİ SÜRÜYOR
  • 16 FUTBOLCUNUN SÖZLEŞMESİ SONA ERİYOR
  • SAMSUNSPOR'A CEZA KAPIDA
  • BELGESEL ÇEKİMLERİ SÜRÜYOR

“HALİME GÜRBÜZ” YAZDI, BEN DE “SAZA”(*) SÖYLEDİM!..

Ali Kayıkçı

“HALİME GÜRBÜZ” YAZDI, BEN DE “SAZA”(*)  SÖYLEDİM!..
(“Kabak Çiçeği” üstüne)
*”Ne ibrettir kızarmak bilmeyen çehren Bırak kardeşim tahsili; git önce edep, hayâ öğren!..”                            (M. Âkif Ersoy)    
    
Saygıdeğer Okuyucularımız!..
“Türkiye Gazetesi” yazarlarından Sayın “Halime Gürbüz” bacı, üç yıl kadar önceki haftalık sohbet köşesinde (22.06.2012, s. 2), “Kabak Çiçeği” başlığı altında aynen şunları yazmıştı: 
“Havalar bir hayli ısındı ve pek tabii tipsiz hatunların dekolteyle hedef şaşırtma mevsimi de açıldııı.. Geçen yaz da böyle olmuştu. Bol bol söylenmiş, “Cık, cık…” diye son bulan sohbetler etmiştim. İşte bu yaz da aynısı. Hatta daha da beteri! Alışveriş için Bakırköy’deyim. Özgürlük Meydanı’nda dikiliyorum, oluk oluk insan akıyor. İnanamıyorum… Dilim tutuldu! Tamam, hava sıcak, bir hayli sıcak. Asfalta yumurta kırsak pişer. Ancak görüyorum ki; yumurtaya hacet yok. Bu insanların beyni resmen cılk cılk, değerleri rafadan, kültürel erozyon ise lop lop!
Genç, yaşlı, anne, teyze, çocuklu, kocalı bir sürü kadın yarı, hatta dörtte üç çıplak dolaşıyor! Ayıp denen bir şey var. Bebelere zıbın diye giydirilen şeyleri, bluz diye giymişler. Tek askılar, transparanlar, vitrinlere kıyafet diye konan el kadar kumaşlar, abartılmış düşük belli etekler, pantolonlar… İnsanın; bir top basma alıp üzerlerine atası, pazardan bir deste lastik alıp “Al kardeş, şu lastiği geçir de düşmesin” diyesi geliyor. Nasıl yani mi? Neden mi? Aaaa! Sıcak hava bir tek onlara mı dokunacak? Beynim bir gitti geldi.
Meydanın tam ortasına “Edeb ya hu” pankartı açacağım, alıp beni götürecekler… “Yiğidin malı meydanda olur” atasözünün gerçek anlamı üzerine bir kompozisyon yazıp dağıtacağım, yine beni götürecekler… Yalpalayarak yürüyen teyzeye “Ben Tüketiciyi Bilinçlendirme Merkezi’nden geliyorum. Üzerinizdeki elbise değil gecelik. Sizi kandırmışlar!” diyeceğim kızacaklar… Elinde çocuğu, kolunda hanımı (ama içi dışı bir hanım) keyifle bakınan adama yaklaşıp “Beyefendi, siz olmuşsunuz. Üstüne üstlük bir de uçmuşsunuz. Bu engin kayıtsızlık felsefenizin ışığında, paylaşma anlayışınızı bizimle paylaşır mısınız?” diye soracağım, celallenecekler… Mini bluzlu kızcağızı durdurup, sabit gözlerle bakıııp bakıııp, usulca; “Karın Deşen Jack aramızda dolanıyor. Bana seni sordu!” deyip yürüyeceğim, olmayacak… Elime bir megafon alıp “Hanımlar, sakin olun. Teşhir Nevrozu yaşıyor olabilirsiniz. Lütfen panik yapmayalım. İlgili tedavi merkezlerinin telefonlarını veriyorum” diye bağıracağım, beni tedavi etmeye kalkacaklar…
Modacılar, tekstilciler, reklâmcılar, yayıncılar, onlar, bunlar ve tabii ki bunlardan bu kadar pervasızca etkilenenler… Halkı inceden inceden işleyerek bu hâle getirip, eserlerini gazetelerin üçüncü sayfasında üzücü haberlere malzeme yapanlar… Her kim ise bunlar çok ayıp ediyorlar! Herkes istediğini giymekte özgür. Ama kimse, hiç kimse benim anne modelimi, teyze modelimi, nine modelimi böyle sarsamaz. Bunu yapmaya hakkınız yok!!!”
                * - * - * - * - * - 
Aynı gazetenin usta kalemlerinden; kıymetli ağabeyim, aziz üstâdım M. Ali Demirbaş ise bir gün sonra, aynı konunun fıkhî yönüne âdeta dikkat çekercesine “İnkâr Eden Mahrum Kalır” diyerek şunları hâtırlattı:
“Büyükler buna şöyle bir örnek veriyorlar: Başörtülü ihtiyar bir nine ve yanında da açık gezen torunu var. Biri torununa, (Sen bu hâlinle Allahü teâlânın emirlerine isyân ediyorsun. Bu yaptığının günâh olduğuna inanıyor musun?) diye sorsa, o da, (Evet, yanlış yapıyorum. Allah beni affetsin! İnşallah bir gün ben de Rabbimin emirlerine uygun yaşarım) derse, bu sözü onun imânlı olduğunu gösterir.
Aynı kişi, nineye de, (Nine, bu ne vaziyet? Bak sen ne güzel tesettürlüsün, senin torunun açık geziyor) dese, nine de, (Ah evlât, biz gençliğin kıymetini bilemedik, hayatımızı yaşayamadık, torunum yaşasın, bu zamanda böyle yapması gerekir) dese imânı gider! Açık gezen torun günahkâr olur, kapalı nine kâfir olur!
İnsan büyük günâh işlemekle küfre girmez. Ama küçük bir günâhı, bir sünneti, hattâ müstehabı bile inkâr etse, (Bu zamanda böyle şey olmaz) dese kâfir olur. İslâmiyet bir bütündür parçalanmaz. Netice şudur ki, suçunu kabûl etmemek küfre düşürür. Bu iş kıldan incedir, çok tehlikelidir. Onun için, her zaman, her yerde, her ne olursa olsun insan kendini suçlu bilmeli ki, kurtulabilsin! Ama suçunu kabûl etmezse, kendi hastalığını itiraf etmezse, ilâç da almazsa tedavi olamaz.”
Onlar böyle-böyle dediler ya, onlardan ilhâm alarak ve de cadde ve sokaklarda gördüklerinden etkilenerek “âşığımız” bakalım ne söyledi?

* - * - * - * - * - 

“Turist” desem “yerli”ye, “yabancı”dan az değil; 
Tarlada “kabak” desem, “çiçeği” biraz değil; 
Aylar “Mayıs-Haziran”, “Yemen”deki yaz değil…
“Halime Gürbüz” yazdı, ben de “saz”(*)a söyledim; 
“Gelin”e sözüm geçmez, “bizim kız”a söyledim…

“Halime” “Cık, cık…” diyor, bence “Çuş, çuş!..” demeli; 
“Yarı çıplak kadınlar”, sanırsın “çok memeli”;
“Cılk cılk olmuş beyinler”, “erozyondan temeli”…
“Halime Gürbüz” yazdı, ben de “saz”(*)a söyledim; 
“Gelin”e sözüm geçmez, “bizim kız”a söyledim…

“Bebelere zıbın”ı, “bluz diye giymişler”;
“Transparan giysi”ler, “tek askı”yı eğmişler; 
“El kadar kumaş” ile, “manav türü yemişler”…
“Halime Gürbüz” yazdı, ben de “saz”(*)a söyledim; 
“Gelin”e sözüm geçmez, “bizim kız”a söyledim…

“Düşük belli etekler, rengârenk pantolonlar; 
“Sutyen bağı askı”lar, ince-sırma kolonlar; 
“Uçuk-kaçık lâf”lar çok, kahkahadan balonlar…
“Halime Gürbüz” yazdı, ben de “saz”(*)a söyledim; 
“Gelin”e sözüm geçmez, “bizim kız”a söyledim…

“Edeb yâ hû!” diyeni, “alıp-götürme”ler var; 
“Yiğit malı meydanda”, bu lâf “keçi”ye uyar; 
“Gecelik”li genç kızlar”, sorsan “moda-son ayar”…
“Halime Gürbüz” yazdı, ben de “saz”(*)a söyledim; 
“Gelin”e sözüm geçmez, “bizim kız”a söyledim…

“Kolunda hanımlı”ya, “Siz ….. olmuşsunuz”;
Desen “suçlu” çıkarsın, “Biraz da uçmuşsunuz!”
“Mini bluzlu kıza”, “Nevrozu bulmuşsunuz!”…
“Halime Gürbüz” yazdı, ben de “saz”(*)a söyledim; 
“Gelin”e sözüm geçmez, “bizim kız”a söyledim…

“Teşhir Nevrozu” sarmış, genci-orta yaşlıyı; 
“Yarı tesettürlü”ler, bulmuş “ağır başlı”yı;  
Manzara “mânen” bozmuş, hem “bekârı-eşli”yi…
“Halime Gürbüz” yazdı, ben de “saz”(*)a söyledim; 
“Gelin”e sözüm geçmez, “bizim kız”a söyledim…

“Üstâdım” dikkat çekti, “küfür” ile “günâh”a; 
“Her daim tevbe gerek, senet yoktur sabaha;
İmân temel taşıdır, ona biçilmez paha!..”
“Demirbaş Abi” yazdı, ben de “saz”(*)a söyledim; 
“Gelin”e sözüm geçmez, “bizim kız”a söyledim…

KAYIKÇI der “Tablo bu ve dahi âhîr zaman; 
Gâye imân kurtarmak, fitnelerden elâman; 
İki yazar sohbeti, ben de yazdım bitamam…
Onlar gasteye yazdı, ben de “saz”(*)a söyledim; 
‘Gelin’e sözüm geçmez, ‘bizim kız’a söyledim...”
--------------------------------------------------------- 
(*): Bizim “saz”ımız, “gönül teli”mizdir.     

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim