• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Samsun 5 °C
  • Ankara 9 °C
  • İstanbul 9 °C
  • "Galibiyetlere alıştık"
  • PEKŞEN AİLESİNİN EN MUTLU GÜNÜ
  • Final Etabı Programı Belli Oldu
  • "Galibiyetlere alıştık"
  • PEKŞEN AİLESİNİN EN MUTLU GÜNÜ
  • Final Etabı Programı Belli Oldu

“FOSİLCİLER” DEMİŞ, BİR “UYDU KAFA”…

Ali Kayıkçı

    “FOSİLCİLER” DEMİŞ,  BİR “UYDU KAFA”…
*  “Harf devriminin tek amacı ve hatta en önemli amacı, okuma-yazmanın yaygınlaşmasını sağlama değildir. Devrimin temel gayelerinden biri, yeni nesillere geçmişin kapılarını kapamak, Arap-İslâm dünyası ile bağlarını koparmak ve dinin toplum üzerindeki etkisini zayıflatmaktı. Yeni nesiller, eski yazıyı öğrenemeyecekler, yeni yazı ile çıkan eserleri de biz denetleyecektik.  Din eserleri eski yazıyla yazılmış olduğundan okunmayacak, dinin toplum üzerindeki etkisi azalacaktı.”           (İsmet İnönü-Hatıralar, C. 2, s. 223)
*     “Artık 1935’teyiz. On iki senelik bir müddet zarfında, yeni Türk, kendine yeni bir ruh, yeni bir ahlâk, yeni bir tarih, hattâ, Allah’ı artık Tanrı diye andığı için, diyebilirim ki yeni bir Allah yaratmıştır.”    (Kemalizm-Tekin Alp; Prof. Dr. M. Fuad Köprülü’nün önsözü ile Cumhuriyet Gazete ve  Matbaası-İstanbul 1936, s. 171.)    
 *  “Kamalizm, bütün dinlerin üstünde bir yaşamak dinidir.”-CHP Edirne Milletvekili Şeref Aykut    
*    “İngilizceden, Fransızcadan, Latinceden her Allahın günü dilimize bulaşan şunca kelime karşısında sus-pus olup oturanlar, bizim bin yıldan beri konuşup durduğumuz, Türkçeleştirdiğimiz kelimelerle karşı, acaba neden böyle saldırıyorlar? İstanbul’daki beş yüz yıllık, bin yıllık çınarları kesip yerlerine cılız akasya dikenleri katil diye, hain diye lânetleyen diller, acaba neden bin yıllık kelimelerimizi katledenlere alkış tutuyorlar?” (Y. Bülent Bâkiler-Somuncu Baba Dergisi; Temmuz-Ağustos 2004, s. 31)
 *    “İsrail, 1948’de kurulurken 5 bin yıl evvel kullanılan İbraniceyi resmi alfabe olarak kabul etti.  Kaybolup giden bir dil, yeniden hayat buldu. (…) Tek parti zihniyetinin Osmanlı muhalefeti, İslâm düşmanlığından ileri gelmektedir. İslâm’a düşman olanlar; imâna da, ezâna da, namâza da, camiye de, elifbaya da düşmandır.”   (Rahim Er-Türkiye Gazetesi; 11.12.2014, s. 3)
*  “(Sözcük) kelimesi, kelimenin karşılığı ise, bu “Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi-8” kitabında, (İlâ-yi kelimetullah)ı, (Kelime-i tevhîd)i ve (Kelime-i şahâdet)i nasıl diyeceksiniz?”)    (M. Hâlistin Kukul; Denge Gazetesi-22.05.2015, s. 9) 
*   “Ruhsal, parasal, soyut, boyut, yaşam, eğilim/Ya bunlar Türkçe değil yahut ben Türk değilim! Oysa halis Türk benim, bunlar işgâlcilerim/Allah Türk’e acısın, yalnız bunu dilerim…”,   “Bu yurda her belâ içinden gelir/“Hep”leri, hep, hiçin hiçinden gelir.”    (N. Fâzıl Kısakürek-Çile)
*    “Türkiye’nin en mühim dâvâsı, hiç şüphesiz, dil dâvâsıdır.”    (Prof. Dr. Mehmet Kaplan-Nesillerin Rûhu, s. 150) 

S
aygıdeğer Okuyucularımız!..
 Bilindiği üzere; 1930’lu yıllarda bir “Arı dilcilik”, “ Öz Türkçecilik”, “Dilde arılaştırma” gibi bir takım uyduruk gâyelerle; aslında “İslâmiyet’e ve Osmanlıya” karşı “devlet eliyle” bir tasfiyecilik hareketi başlatılmıştır. Bu hareket, hâlen daha da devam etmekte, “Kürtçe ile isimler almak, Kürtçe eğitim ve Kürtçe yayın yapmak” gibi faaliyetler de bunun bir başka şeklidir. 
 Yine malûmları olduğu üzere; yüce dinimiz İslâmiyet, ilk olarak “Araplara” inmiştir ve bunun “Anayasası” diyebileceğimiz  “Kur’ân-ı Kerîm”de “Arapça”dır. Ve yine bunun en güzel açıklaması olan “Hadîs-i şerîfler”in kaynağı olan “Hz. Muhammed” (sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimiz de Arapların arasından çıkmış ve söylediklerini de “Kureyş lisanı” ile söylemiştir.
“Dilde tasfiyecilik” adı altında Arapça kelimeleri yazılı eserlerden çıkarmak isterseniz; Türkçemize “Arapçadan girmiş 6 bin 516 kelime ile işe başlamak durumunda olacaksınız, demektir. 
Meselâ, “A” harflilerden başlayacak olursak; aba, Abbas, abdal, abdest, abdesthane, abes, abıhayat, abıkevser, abide, abraş, abuhava, abus, acaba, acar, acayip, acele, Acem, acemaşiran, acembuselik, acemi, aceze, acil, acilen, aciliyet, âciz, âcizane, acube, acul, acuze, adet, âdet, âdeta, adi, adil, adilane, adli, adliye, af, afak, afaki, afat, afet, afetzede, affetmek, affeylemek, affolmak, affolunmak, afif, afife,  afiyet, afyon, agel, ağda, ahali, ahbap, ahdetmek, ahdî, Ahd-i Atik, Ahd-i Cedit, ahfat, ahi, Ahi, ahir, ahiren, ahiret, ahit, ahitname, ahiz, ahize, ahkâm, ahlat, ahraz, ahşap, ahuvah, ah vah, ahval, ahzükabz, aidat, aidiyet, aile, ailevi, ait, akabe, akait, akamber, akamet, akar, akaret, akdedilmek, akdetmek, akıbet, akıl, akıldane, akide, akil, akil baliğ, akim, akit, âkit, aksetmek, aksiseda, aksülamel, aktar, âlâ, alaka, alakadar, alamet, alametifarika, alelacayip, alelacele, alelade, alelhesap, alelhusus, alelıtlak, alelumum, alelusul, alem, âlem, alemdar, âlemşümul, alenen, aleni, aleniyet, alet, Alevi, aleyh, aleyhtar, aleykümselam, ali, alicenap, alil, alim, âlim, alimallah, âlimane, aliyyülâlâ, Allah, vb…  
 Peki, bunları atacağız ve yerlerine neler koyacağız?.. Sorusuna da şimdilik bir tanesi ile karşılık verelim: “Allah” kelimesi yerine de bakınız ne dememiz isteniyor: Tanrı…                               Hıristiyanı, “Teslis inancı”nın gereği olarak  “Tanrı” diyor, putperesti “Tanrı” diyor; 30’lu yıllardan başlamak suretiyle bu haşarat “Arı dilciler”, bu haşarat “Öz Türkçeciler” vs.ler de ne dememizi istiyorlar görüyorsunuz!.. Bu, “Vatikan-Papalık” kaynaklı “Müslüman ülkelerde Kur’ân-ı Kerîm ve diğer İslâm kaynaklarında yer alan kelimeler, konuşma lisanından silinmelidir.” talimatın gizli niyetidir. Bu, “Lozan”ın henüz açıklanmayan gizli pazarlıklarının arka plânıdır. Bu, “İnönü”nün “Hatıraları”nda kendisini bulan bir gerçeğin tâ kendisidir. Bu, 7 Aralık 2000 tarihinde, DSP’li” Milli Eğitim Bakanı M. Bostancıoğlu” eliyle “okul kitapları”ndan seçilmiş bâzı kelimelerin atılmasını istemesidir. Ve de şimdiki “Kürtçü HDP’liler”in,  “Kürtçe Sözlük” vb. ile yapmak istediklerinin bir başka ifadesidir…
Diyerek, 9 Haziran 2015 günlü “Denge” Gazetemizdeki köşe yazımızda konuyu ele almış, hatta hatırlanacağı üzere bunu bir de aşağıda tekrarladığımız şu mısralarımız ile Siz Saygıdeğer Okuyucularımıza hislerimizin tercümanı olarak dile getirmiştik:
                    = = = * = = = 
Senin elin ile senin dinini, 
Sana yıktırıyor, uyuma-uyan!..
Tatlı gülücükler, senin dilini, 
Sana yıktırıyor, uyuma-uyan!..

Bu el senin elin, ne Ermeni-Rûm;
Sözde “özgürce” hem, yazıp okursun; 
Bir sinsi tuzakta, çorap dokursun; 
Kitaplar ortada, aşikâr-inan!..

Bizi bizden ile yıkmak isterler;
Fitne-fücur işe, sokmak isterler; 
Ülkeyi ateşsiz, yakmak isterler; 
Ne Moskof kâfiri, ne dahi Yunan…

Bizi bizden dille, koparmak için; 
Şuradan burayı, aparmak için; 
İki el uzatsa, on parmak için; 
Dede uzak kaldı, şimdi de anan…

Bizi bize önce, dilimiz bağlar;
Dilimiz söylerse, hâlimiz bağlar;
Buraya KAYIKÇI Ali’miz bağlar; 
Bazen üç-beş dakika, hoşça bir zaman…
                    = = = * = = = 
“Şimdi bu meseleyi niçin ele aldınız?” diye soracak okuyucularımız olacaktır. 
21 Ekim günlü “Yeniçağ Gazetesi”nde, “Dil Bilgici Yahut Sözcük Yobazları” başlıklı köşe yazısında Sn. “Ahmet Sevgi” aynı konuda yazıp okuyucuların dikkatini çekince ve de “ömürlerini uydurmacılıkla mücadele” ile geçirmiş “Faruk Kadri Timurtaş, Necmeddin Hacıeminoğlu, Muharrem Ergin, Nihad Sami Banarlı” gibi “Türkçenin gâzileri”ni sayınca, üstüne üstlük bir de “Ebussuud” gibi bir “âlim kişi”den bahsedince, aynı gazetenin bir başka yazarı olan “C.G.”, 3 gün sonra “Dokuz Koldan” başlıklı köşesinden bu kıymetli edibimize, edebe sığmayacak ve ağza alınmayacak bir tarzda “Osmanlıca fosilcileri vardır bu ülkede, bu fosilciliği bilim adamlığı sanırlar.  Günümüz edebiyatından bihaberdirler bunlar, savurup dururlar eski harmanları.” diyerek başladığı yazısını,  kendisine övgü dolu satırlarda devam ettirdikten sonra sözü “Sarıkamışlı Kurbani Kılıç”ın bir dörtlüğüne getiriyor ve sonrasında da “Atatürk”ün “Dilimizi yabancı diller boyunduruğundan kurtarmak” şeklindeki tavsiyesini kendisine “siper” ediniyor…
Ve tabii ki, Sn. “Ahmet Sevgi”nin şahsında O’nunla aynı düşüncede olan, (bir kısmını, yukarıda “serlevha” olarak sözlerini sunduğumuz diğer) kişilere de saldırmış oluyor… 
Bütün bu gelişmeler üzerine “Âşığımızın dert ortağı olan dört telli sazı”, elbette ki duvarda öylece duramazdı. Söyledi, bakalım neler söyledi:
                    = = = * = = = 
“Fosilciler” demiş, “Ahmet Sevgi”ye; 
Bir “uydu kafa”nın, “marifeti”(!) bu;
“Hazmedemiyorlar”, bildin mi niye?..
Olmamış “Siyon”a, asla bir “uydu”;
“Hasımlık-düşmanlık”, var biteviye…

“Fosilciler” demiş, “bizlere-bana”;
Bağlıyız “maziye”, “ata”dan yana; 
“Osmanlı” sevgisi, değer cihana…
“Hasımlık-düşmanlık”, var biteviye;
“Dil”den saldırırlar, atma yabana!..

“Fosilciler” demiş, “görkemli” şâir;
“Üç kitabı” varmış, “şiir”e dair;
“İki tane yolda”, demiş vesair…
 “Dil”den saldırırlar, atma yabana;
“Agop-Ataç”çıdır, bekleme hayır!..

“Fosilciler” demiş, “sözcük yobazı”;
“Ahmet Sevgi”nin bu, küçük ikazı;
“Ebussuud”u da, iğneler bâzı…
“Dil”den saldırırlar, atma yabana;
“Kurbani Kılıç”tan, çaldırır sazı…

“Fosilciler” demiş, “Ata”ya sinmiş;
“Yabancı diller”e,  bir büyük kinmiş,
Ya bu “İngilizce”, aşkı kiminmiş?...
“Dil”den saldırırlar, atma yabana; 
“Arapça-Farsça”mız, unutma “din”miş…
 
KAYIKÇ’Ali der ki, “maske”ler düştü;
“Osmanlı sevgisi”, gösterdi rüşt’ü; 
“İHL”de “ders” ya, paça tutuştu…
“Dil”den saldırırlar, atma yabana;
Sen “lazut” görürsün, o bir “kumuş”tu…

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim