• BIST 97.713
  • Altın 143,932
  • Dolar 3,5669
  • Euro 4,0007
  • Samsun 14 °C
  • Ankara 12 °C
  • İstanbul 17 °C
  • 16 FUTBOLCUNUN SÖZLEŞMESİ SONA ERİYOR
  • SAMSUNSPOR'A CEZA KAPIDA
  • BELGESEL ÇEKİMLERİ SÜRÜYOR
  • 16 FUTBOLCUNUN SÖZLEŞMESİ SONA ERİYOR
  • SAMSUNSPOR'A CEZA KAPIDA
  • BELGESEL ÇEKİMLERİ SÜRÜYOR

“ERCİYES”E BİR BAKIŞ/2

Ali Kayıkçı

“ERCİYES”E BİR BAKIŞ/2
(Ocak-Nisan 2015 Sayıları Üzerine Bir İnceleme)    
*  “Her şeyi yaratan Allah’tır. (Kur’ân-ı Kerîm-Zümer Sûresi, âyet 62
* “Sizi de, yaptığınız işleri de yaratan Allah’tır.” (Kur’ân-ı Kerîm-Saffat Sûresi, âyet 96)
*   “Allahü azîm-üş-şân hâlıktır, yaratıcıdır. Her şeyi yoktan var eden, yaratan O’dur. O’ndan başka yaratıcı yoktur. O’ndan başkası için yarattı demek küfür olur. İnsan bir şey yaratamaz.” (Kutbüddîn İznikî) 
* “Sen öğüt verip hatırlat! Çünkü, hatırlatmak müminlere fayda verir.” 
(Kur’ân-ı Kerîm- Zâriyât Sûresi; âyet 55)
*  “Bir zaman gelecek, ümmetimden bazıları, mizmarı (çalgıyı) helâl sayacaktır.” “Şarkıcı kadın ve çalgı aletleriyle eğlenenleri, Allahü teâlâ, yerin dibine batırır.”, “Ben, mizmarları (çalgıları) ve putları yasaklamak için de gönderildim.”, “İblise, senin müezzinin mizmarlar (çalgıcılar) denildi.”, “Nimete kavuşunca çalgıyla eğlenmek, lânetlenmiştir.”
(Hz. Muhammed “sallallahü aleyhi ve sellem”) 
        *    “Resûlallah, çalgı aletleriyle para kazanmayı yasakladı.”                                        (Hüseyin bin Mesûd Begavî-Mesâbih)  
                                *  “Et-tekraru hasen, velevkâne yüzseksen!..”     (Atasözü)

    S
aygıdeğer Okuyucularımız!..
 Kayseri’de çıkan ve ülkemizin dört bir yanı ile yurt dışındaki “Kültür-Sanat Sevdâlıları”na dağıtılan  “Erciyes Dergisi”nin  “Ocak-Nisan 2015” tarihli nüshaları üzerine yaptığımız incelemeyi bu gün de sürdürüyoruz:
               Mânevî Yönden Hatâlı İfâdeler: “Yaratmak”, “Tanrı’dan rahmet dilemek”, “mucize”, “Cennet masalı”, “Tasavvuf geleneği”, “Azrail’le dövüşmek”, “Bedr’in arslanları”, “Kendi kaderini yazmak”, “Çevre taassubu”, “Gözüme Muhammed Ali göründü”, “Tanrı=Allah” ile “din, mezhep ayırımı yapmamak” vb.
              Derginin 445. sayısı 13. sayfasında yayınlanan bir sohbet yazısında ve 446. sayı 19 ve 29. sayfalarında, 447. sayı 1. ve 10. sayfalarında; Cenâb-ı Allah’ın sıfatlarından olan “Tekvîn”/ “Yaratmak” sıfatı, kullar için söylenmekte, aynı şekilde “Cenâb-ı Allah’tan rahmet dilenilecek” yerde, O’nun hasmı olan ve putperestlerin tapındıkları “ilâh”larına verdikleri bir ad olan “Tanrı”dan dilekte bulunulmaktadır ki, bunun her ikisi de çok yanlıştır.  Allahü teâlânın bilinen 99 ismi (Esmâ-i Hüsnâsı) varken, bunlardan hiçbirini kullanmayıp da “Tanrı!.. Tanrı!..” demek, günâhtır. Eğer maksatlı söyleniyorsa (Allah korusun, insanı küfre kadar götürür. Bu konuda “Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye”de “Tanrı ne demektir ve Tanrı ismini söylemek” başlıkları altında geniş bilgi verilmiş olup ayrıca bizim de “İşte İnsan/2”, “Yaş 65 Yolun Yarısı Eder 1/2” ve “Hem Okudum Hem de Yazdım/1” adlı eserlerimiz ile “Tarla Dergisi”nin Şubat 1997 tarihli 97/2 sayılı nüshası 23-24. ve “Erciyes Dergisi”nin Ağustos 1997 tarihli 236. sayısı 8-9. sayfalarında geniş bilgiler vardır.)
               Derginin 445. sayısı 16. sayfasında aynı sohbetin devamındaki bir şiirde geçen “mucize” kelimesi de yerinde kullanılmamıştır. Çünkü, “mûcize”nin gerçek mânâsı; “Allahü teâlânın peygamberlerine, peygamberliklerini ispat etmeleri için ihsân etmiş olduğu harikulâde yani âdet dışı (olağanüstü) hâllerdir.” (Ayrıca bkz: “Tam İlmihâl-H. Hilmi Işık; s. 747 ve “Asırlık iki düşman: ‘Mucizeci ve Yarattıcılar’-Ali Kayıkçı; Hem Okudum Hem de Yazdım/1, s. 110-111) 
              Derginin 446. sayısı 26. sayfasında yer alan C. S. Tarancı’nın şiirindeki “cennet masalı” ifâdesi, gerçi makâleyi hazırlayan F. Şükran Elgeren tarafından üstü kapalı bir şekilde 29. sayfada tenkîd edilmişse de âşikâre bu söz “küfürdür” ve şâirin âhiret; cennet-cehennem inancının olmadığının tezahürüdür. 
               Derginin 447. sayısı 1. sayfasında “Ahmet Yesevî Hazretlerinde Aşk”tan bahsedilirken “Tasavvuf geleneği” gibi bir talihsiz ifâdeyle karşılaştık. Son zamanlarda bâzılarının “İslâmî gelenek” demeleri gibi bu tabir de yeni çıktı. “Gelenek” bilindiği üzere; nesillere bağlı davranış şekli, kültür değerleri ve an’ane demektir. “Din” ise Allahü teâlânın peygamberleri vasıtasıyla (aracılığıyla) insanları dünya ve âhirette rahat, huzur ve saâdete (mutluluğa) kavuşturmak için bildirdiği yoldur ve Hakk nazarında din, yalnız İslâm’dır. Onun an’ane ile, gelenek ile ilgisi olmadığı gibi “tasavvuf” da bir gelenek değil, “Ahlâk ve kalp ilmidir.” Bizler, “Matematik geleneği, Fizik geleneği” vb. demiyoruz da niçin “Tasavvuf geleneği” diyoruz. Bu söz de “İslâm geleneği” demek kadar yanlıştır. 
                   Derginin 447. sayısı 19. sayfasında yer alan “Sakarya Meydan Muharebesi” üzerine yazılan bir şiirde geçen “Azraille bile dövüştüğü yer” ifâdesi de kişinin söylediğini/yazdığını bilmemesi, kulağının duymamasının bir başka misâlidir.  
                    Cenâb-ı Allah’ın Kur’ân-ı Kerîm’i Şuarâ Sûresi 224-227. âyetlerinde beyan buyurduğu; “Şâirler(e gelince)… onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi? Ancak îmân edip iyi ameller işleyenler, Allah’ı çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savununlar müstesna; haksızlık edenler, hangi akıbete döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.” kimselerden olmamak ve Peygamberimiz Efendimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”in haber verdiği,  “Bazı şiirler, elbette apaçık bir hikmettir…”, “Hikmetli söz müminin yitiğidir. Onu nerede bulursa, hemen alır.”,  “Büyüleyici sözler gibi, hikmetli şiirler de vardır...”, “Şâir Hassan’ın sözleri, düşmana ok yarasından daha tesirlidir…”,  “Şiir, bir söz ki, güzeli daha güzel, çirkini daha çirkindir...”  hikmetli sözler söyleyenlerden olmak varken âdeta “çirkini daha da çirkinleştiren” ve “çamlar devirmek” de neyin nesi oluyor? 
    Bir süre önce de adı, “Türkiye Yazarlar Birliği” olan bir kuruluşumuz ile “Polatlı Belediyesi” tarafından müştereken düzenlenen “Sakarya Savaşı’nın 84. Yıldönümü Kutlamaları” kapsamında açılan bir yarışmada “Birincilik Ödülü”yle de “mükâfatlandırılmış”, ismi de “Liseli Şehitler Destanı” olan bir şiirde aynen şöyle denilmekte idi:
    “…………….. 
    Tarihin yeniden yazıldığı yer. 
    Baş eğmemek için, 
    Nice canların, 
Azrail’le bile
Dövüştüğü yer.”
“Baş eğmemek” isteyen de “Müslüman Türk” olduğuna göre, onun “Azrail aleyhisselâm” ile “dövüştüğü”nü düşünmek/yazmak ve “şiirimtrak mısralar”da “ödüle lâyık bulmak” ne demek oluyor?.. 
Dahası, “İlâhiyat Fakültesi Mezûnu” bir kimse  (F. A. B.) tarafından kaleme alınan bu ifadede “dövüştürülen melek: Azrâil”, “Allah’a en yakın olan dört büyük melekten birinin adı. Rûh/can almakla vazifeli. Kur’ân-ı Kerîm’de Melekü’l mevt yani ölüm meleği denilen nûrânî varlık. 
Kaldı ki, Kur’ân-ı Kerîm’in Bakara Sûresi 98. âyetinde Cenâb-ı Allah meâlen, “Kim Allah’a, Allah’ın meleklerine, peygamberlerine, Cibril’e ve Mîkail’e düşman olursa, bilsin ki Allah kâfirlerin düşmanıdır.” buyurmakta; İmâm-ı Masûm Hazretlerinin de konu hakkında belirttikleri gibi; “Canlıları öldüren, ölüleri dirilten, sağlamları hasta yapan, hastaları iyi eden yalnız Allahü teâlâdır. Azrail aleyhisselâm, ölüm husûsunda bir sebeptir, vasıtadır.” (Bkz: Türkiye Gazetesi Dînî Terimler Sözlüğü, c. 1, s. 37)
Kur’ân-ı Kerîm’in haber verdiği bâzı kâfirler gibi, “Azrail’i düşman bilmek” ve göstermek de neyin nesi oluyor? Dahası, bu ifâde âdeta alkışlanırcasına “ödül”lendiriliyor ve dahi “Uluslararası 19. Hazar Şiir Akşamları”  Programına Elazığ’a dâvet edilerek kürsüye çağrılıyor ve bu programın “Güldeste” kitabının 161. sayfasında aynen yer veriliyor?.. Bütün bunlar da yetmezmiş gibi bir de aynı şiir, Sn. Muhsin İlyas Subaşı tarafından Erciyes Dergimizin sayfalarına taşınıyor!..
Efendiler!.. Kendi yazmadığınız bir cümleyi/şiiri/şahsen yapmadığınız yanlış bir işi benimseyip alkışlarsanız, dergi sayfalarıyla yüzlerce binlerce kişiye duyurur, okutturursanız; onu sizler yazmış/yapmış gibi vebâlde kalır/günâha düşersiniz…  (Ayrıca fazla bilgi için bkz: “Şâir İsen Ne Dediğin Kulakların Duymaz mı?-Derebahçeli Ali Kayıkçı; Denge Gazetesi: 24.02.2015, s. 12)
Derginin 448. sayısı 11. sayfasında, Millî Şâirimiz Mehmet Âkif’in çokça bilinen “Çanakkale” şiirine ve burada geç en iki mısraına yer verilmektedir: “Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid’i/Bedr’in Arslanları ancak bu kadar şanlı idi”  Ki, bu ifâde de “313 Sahâbe-î kirâm Efendilerimizi ve onların içinde de 4 Halife ile 14 şehîdin bulunduğu Bedir Ashâbının üzerinde Çanakkale şehîdlerini görmek ve övmek, Ehl-i Sünnet inancı ile asla bağdaşmaz diyoruz ve genç  beyinlerin bu mısra ile yanıltılmasından sakınılmasını diliyoruz. (Fazla bilgi için bkz: “Bedr’in Arslanları Kimler?-Derebahçeli Ali Kayıkçı; Manşet Gazetesi, 26.03.2013, s. 2; Denge Gazetesi, 09.08.2014, s. 8)
Derginin 448. Sayısı 7. ve 22. sayfalarındaki yazı ve şiirde geçen kişinin “Kader çizmesi”  ifâdesi de çok yanlış bir söyleyiştir.  Çünkü kader; “Allahü teâlânın ilm-i ezelisi (başlangıcı olmayan ilim sıfatı) ile, olacak hadiseleri ezelde (başlangıcı olmayan öncelerde) bilip takdir etmesi; alın yazısı “ demektir ve “Allahü teâlânın bir sırrıdır. Tedbir ile sakınmakla değişmez.”  Bizlere düşen, (hadîs-i şerîfle bildirildiği üzere) “Kadere rızâ göstermek”tir. Kendisini Yaratıcı yerine koymak değildir.  (Fazla bilgi için bkz: Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye;  Kadere Îmân bahsi, s.  411 ve 707)
Derginin 448. sayısı 12. sayfasında ki “Köyde bağlama çalınıp söylenmesine karşı bir çevre taassubu”nun olduğu ifâde edilmektedir ki,  böyle bir karşı duruşun “taassup” olarak nitelendirilmesi de çok yanlıştır. Nasıl ki içki içenin ayıplanması bir çevre taassubu değilse “müzikle ve müzik aletleriyle iştigâl edenler”in, “Ehl-i Sünnet mezheplerine göre ayıplanması” da “dinin bir vecîbesi” olduğuna göre bunu bir gericilik sebebi  olarak saymak asla doğru değildir. (“Gınâ/Müzik” ile “Sema gösterileri ve Mevlevî âyinleri” ve de “Tasavvuf müziği” hakkında fazla bilgi için bkz:  Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye, s. 718, 732, 782, 872, 908 ve Türkiye Gazetesi Dînî Terimler Sözlüğü, c. 1, s. 142 ile M. Ali Demirbaş-Türkiye Gazetesi, 02.09.2010, s. 15; Mehmet Oruç-Türkiye Gazetesi, 31.08.2010, 01.09.2010 s. 15; İşte İnsan/2-Ali Kayıkçı, s. 263-277)                                                                                                               (Devamı yarın)

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim