• BIST 108.434
  • Altın 151,237
  • Dolar 3,6580
  • Euro 4,3278
  • Samsun 8 °C
  • Ankara 3 °C
  • İstanbul 14 °C
  • 'SORUN KALMADI KENDİMİ İYİ HİSSEDİYORUM'
  • 4 FUTBOLCU TAKIMDAN AYRI ÇALIŞTI
  • Hedef 3 Puan
  • 'SORUN KALMADI KENDİMİ İYİ HİSSEDİYORUM'
  • 4 FUTBOLCU TAKIMDAN AYRI ÇALIŞTI
  • Hedef 3 Puan

“Emîn” olan “Yemîn” Bilmez

Ali Kayıkçı

Saygıdeğer Okuyucularımız!..

Cenâb-ı Allah"ın Kur"ân-ı Kerîm"in Mâide Sûresi 89. âyetinde bahis konusu ettiği “yemîn” hakkında Peygamberimiz Efendimiz Hazret-i Muhammed “sallallahü aleyhi ve selem” de, “Alış-verişinde "vallahi böyledir, vallahi öyle değildir" diye yemîn edenlere yazıklar olsun” diye buyurmuşlar. Bir başka hâdis-i şeriflerinde de “Kim yalan yere yemin ederse, Allahü teâlâ onu Cehennem"e koyar” şeklinde haber vermişlerdir…

            Büyük İslâm Âlimlerinden İbn-i Âbidîn (1784–1836) Hazretleri de yapmış oldukları bir açıklamada, “Doğru olsa bile çok yemîn etmek, son nefeste îmânsız gitmeğe sebep olur. Doğru olarak çok yemîn etmek, Allahü teâlânın ism-i şerîfine ve yemîne kıymet vermemek olur. Bunlara kıymet vermeyerek yemîn etmek çok çirkin olur. Şarkılarda, temsillerde, eğlencelerde yemîn etmek böyledir.” (Türkiye Gazetesi Dînî Terimler Sözlüğü, C. 2, s. 300) diyerek işin mânevî boyutlarına dikkat çekmişlerdir…

            “Emîn” kelimesi sözlüklerde “kendisine güvenilen” kimse mânâsında açıklandığı gibi Peygamberimiz Efendimizin ifâdelerinde de “Şerrinden ve zararından emîn olunmayan kimsenin, dîni, namazları, zekâtları kendisine fayda vermez” ve “Emîn olmayan kimsede îmân yoktur. Ahdini bozan kimsede din yoktur” diyerek dinî açıdan olduğu kadar sosyal bakımdan da kendisine “güvenilir insan”ın ne kadar ehemmiyetli, diğer bir söyleyiş ile kıymetli olduğunu dile getirmişlerdir…

            Azerbaycan"ın son dönem fikir adamlarından Hacı Ferhat Mirza da söze “yemîn” ile başlayanların aslında birer “yalancı” olduğuna dikkat çekmekte ve şöyle demektedir: “Yalan söyleyen, daha bir şey anlatmaya başlamadan önce yemîn eden kimsedir.” Ve, yine O"nun sözü ile “En büyük cinâyet, mâneviyata ihânet…”tir. (Kelâmlar-Özdeyişler; Ankara 2009, s. 242, 250) Bu da, “mânevî değerler”e kıymet vermemektir…

            Sözün özü; emîn olan, kendisine güvenilen insan, öyle ikide bir “yemîn”e başvurmaz, sözlerini inandırıcı hâle sokmak için “yemîn garantisi”ni kullanmaz; bir başka ifâde ile “Emîn olan, yemîn bilmez” diyoruz ve Sizleri, öyle sık sık yemîn eden, aldığı ve sattığı mal için yemîn garantisini diline dolayan kimselerden; tüccardan, sanayiciden, pazarlamacıdan ve dahi siyasetçilerden uzak durmaya dâvet eyliyoruz…

             Kalbî sevgi ve saygılarımızla…

             * * * * * * * * * * * * *       

            "Emîn" olan,  "yemîn" bilmez; sözü gerçek senet onun;

            Az konuşur, öz konuşur; tane tane,  söz konuşur;

            Böylesini bulur isen, inan "hüsran" olmaz sonun;

                        Kalbi-dili bir bütündür, ilâveten göz konuşur;

                        “Muhammed-ül-Emîn” idi, kurucusu bu dînin…

 

            "Emîn" olan,  "yemîn" bilmez; yemînden o kuvvet almaz;

            Birileri görsün diye, safa durup namaz kılmaz;

            Seçmenler oy versin diye, cenazede öne gelmez;

                        Kalbi-dili bir bütündür, ilâveten göz konuşur;

                        “Muhammed-ül-Emîn” idi, kurucusu bu dînin…

 

            "Emîn" olan "yemîn" bilmez; yemîn ona son çâredir;

            Nicesine dünyâ için, devâsı yok bir yâredir;

            KAYIKÇI bil sözün özü, Hak yolunda usaredir;

                        Kalbi-dili bir bütündür, ilâveten göz konuşur;

                        “Muhammed-ül-Emîn” idi, kurucusu bu dînin…

 

------------------------------------------

Not: Siz Saygıdeğer Okuyucularımızın mübârek Mirâc Kandillerini can-ı gönülden kutlar, bu

        gece hürmetine Rabbimizin biz günâhkâr kullarını af ve mağfiret etmesini, hayırlara

        vesile kılacak sâlih âmellere kavuşturmasını ve milletçe huzur içerisinde yaşamamızı

        nasip etmesini niyâz eyliyoruz…

 

* * * * * * * * * * * **********************************************

D E R E B A H Ç E L İ

            A L İ    K A Y I K Ç I

 

            Olmadı “Hoca” Olmuyor, “Onlar”ın Yeri Dolmuyor!...

 

Saygıdeğer Okuyucularımız!..

            Denge Gazetemiz köşe yazarlarından bir tanesi, bilindiği üzere, bir süreden beridir lâfı döndürüp dolaştırıyor ve “Ehl-i Sünnet Âlimleri”ne getiriyor ve “Onlar”ın yolunda gidenleri, Hıristiyan Batı kökenli bir kelime olan “Skolastizm” yanlısı olmakla itham ediyor; itham eylemenin de ötesinde suçluyor…

            O"nun ifâdesiyle neymiş bu “Skolastizm”?: İnanç ve bilgiyi kiliseyle, özellikle Aristo düşüncesiyle birleştirmeye çalışmak, ortaçağ Avrupa"sının felsefe anlayışı; sorgulama yapmadan körü körüne bağlanmak…

            Ve, yine O"nun ifâdesiyle; dinî skolastizmin baş koruyucusu da Diyânet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu imiş ve köşe yazarımız bu bay Hoca, bu kurula karşı bayrak açıyormuş… Çünkü bu kurulumuz; 1000 yıl, 1300 yıl önceki din büyüklerinin çömezi olmayı sürdürmekte imiş… Böyle yapmak yerine kendi yüzyıllarının çağdaş düşünceli Muhyiddîn-i Arabî"leri, Ahmed Serhendî"leri olmalıymışlar… Mezhepler yeni ulema ile kendini yenilemek suretiyle yoluna devam etmeli imiş… Bunu sağlamak için de Hoca, yeni bir meâl hazırlamışlar;  ancak başta skolâstik Ehl-i Sünnetçiler, Müftülük makamını dolduran bâzı kişiler ve İmam-Hatip Liselerindeki bir kısım eğitimci kadro mensupları ile mezhep taassubunda bulunanlar, kapılarını ona kapatmakta imişler… Çünkü kendisi, onlardan farklı olarak “Mirâc"ın gönül gözü ve rüya boyutunda bir vahiy olayı” olduğuna, bid"at ve hurafenin de bilimsel görüşler olduğuna inanmakta imiş…(Fazla bilgi için bkz: Samsun Denge Gazetesi; 9, 12 ve 15 Temmuz 2009 günlü nüshalar)

            Bu  “Hoca” unvanlı talihsiz yazarımızın bir türlü beğenemediği, beğeniyorsa da kendisini bazen onlardan üstün gördüğü “Ehl-i Sünnet Âlimleri”nin ne olduğuna ve hangi yolun mensubu bulunduklarına şöylece bir bakalım:

            Ehl-i Sünnet: Kur"ân-ı Kerîm"in ve hadîs-i şerîflerin gösterdiği yol demektir. Ehl-i Sünnet Âlimleri de bu yolu Eshâb-ı Kirâmdan öğrendiler, kendi anladıklarına değil, onlardan öğrendiklerine sarıldılar, kitaplarında yazdılar ve 4 hak mezhepte toplandılar. İmâm-ı Rabbânî Hazretlerinin ifâdesiyle hep, “Ehl-i Sünnete uymadan kurtuluş imkânsızdır” gerçeğinden hareket ettiler… Diğer bir söyleyiş ile dinde reformcu olmadılar;  mezhepsizlerden, Mirâc inkârcısı Cebriyye, Mutezile ve Behaiye gibi bozuk yol mensuplarından, Peygamberimiz Efendimizin ve 4 halifesinin zamanında bulunmayıp da dinde sonradan meydana çıkarılan, uydurulan söz, yazı, usûl ve işlerden de hep uzak durdular… Fen işleri ile din işlerini birbirinden ayırmasını bildiler… Bizlerin yapmakla mükellef olduğu yüzlerce, binlerce meseledeki araştırmayı, incelemeyi; (Cenâb-ı Allah, onların her birinden ayrı ayrı râzı olsun) onlar, bizler adına nice zorluklara katlanarak yaptılar ve bizlere âdeta hazır lokma hâline getirdiler…  (Bkz: Tam İlmihâl-Seâdet-i Ebediye)   

            Onların cümlesine ve yolunda gidenlerin hepsine kalbî sevgi ve saygılarımızla…

            * * * * * * * * * * *

            Anlaması bir yana, okumaktan aciziz;

            Böylesi insanlara, saygıda kusur etmek;

            Onlar nerede idi, oysa neredeyiz biz;

                        Peşinden yelken açıp, onlara doğru gitmek…

                        Olmadı “Hoca” Olmuyor, “Onlar”ın Yeri Dolmuyor!...

 

            “Onlar” kaynağa yakın, bizler küfrle iç içe;

            “Onlar” Hakk"ın âşığı, bizlerin ki çariçe;

            “Onlar” kalbe bakardı, bizler ise harice;

                        Her gün duâlar ile, sevgimizi berkitmek…

                        Olmadı “Hoca” Olmuyor, “Onlar”ın Yeri Dolmuyor!...

 

            “Onlar” övülen oldu, yerilmek bize hastır;

            “Onlar” sözün senedi, senetlere de nas"dır;

            “Onlar”daki  "mutmain", bizimkisi vesvas"dır;

                        Vesvas"ın istediği, nar-ı carime itmek…

                        Olmadı “Hoca” Olmuyor, “Onlar”ın Yeri Dolmuyor!...

 

            “Onlar” bir menzil taşı, hedef Firdevs-i âlâ;

            KAYIKÇI sözü yalın, istemez asla cilâ;

            Yorma başka manaya, arama sakın belâ;

                        Kandırıp okurları, yok Cehennem"e atmak…

                        Abduh ve İbni Teymiyye, bir kere olsun gülmüyor?!..

 

--------------------------------------------

Not: Allahü teâlânın Muhammed aleyhisselâma olan ihsânlarının en şereflilerinden biri de, O"na "Mîrâc Mûcizesi"ni vermesidir. Bu mûcizeyi O"ndan başka hiçbir Peygambere vermemiştir. Resûlullah"ın Mekke"den Mescid-i Aksâ"ya götürüldüğü, Kur"ân-ı Kerîm"de İsrâ Sûresinin birinci âyet-i kerîmesinde açıkça bildiriliyor (Mîracın bu kısmına "İsrâ" denir). Buna inanmayan kâfir olur. Mescid-i Aksâ"dan göğe çıkarıldığını meşhûr hadîsler haber veriyor. Bana inanmayan ise, bid"at ehli sapık ve fâsık olur. Mîrâcın uyanık iken ve “beden” ile olduğunu, Eshâb-ı kirâmın ve Tâbiînin ve hadîs âlimlerinin ve fıkıh âlimlerinin ve kelâm âlimlerinin çoğunluğu haber vermişlerdir. Böyle olduğunu sahih hadîsler de açıklamaktadır. Mîrâc çok defa olmuştu. Bunlardan biri uyanık iken ve “beden” ile idi. Ötekiler yalnız rûh ile idi.  Âişe (r. Anhâ) rüyâda rûh ile olan mîrâclardan birini haber vermektedir-Abdülhak Dehlevî, İsmâil Hakkı Bursevî, Muhammed Behâüddîn (Türkiye Gzt Dînî Terimler Sözlüğü, C. 2, s. 23)

 

 

 * * * * * * * * * * * **********************************************

D E R E B A H Ç E L İ

            A L İ    K A Y I K Ç I

 

            Olmadı “Hoca” Olmuyor, “Onlar”ın Yeri Dolmuyor!...

                                                 (2)

           

            "Bayrak açmak" Diyânet"e; bu konuda iş mi Hoca;

            "Müctehîd"lik için akıl, sana da vermiş mi Hoca;

             "Miracı rüyâ" demişsin, sana göstermiş mi Hoca;

                        “Onlar” cevapsız koymamış, bil böyle ilim olmuyor;

                        Olmadı “Hoca” Olmuyor, “Onlar”ın Yeri Dolmuyor!...

 

            "Ehl-i Sünnet"e düşmanlık, akıl işi değil Hoca;

            "Mezhepsizlik fitnesi"ne, senaryo yazmışsın bolca;

            "Dinde reform" davuluyla, gitmeyesin sakın Hacca;

                        “Onlar” bu dine hamal, yükü yerde hiç kalmıyor;

                        Olmadı “Hoca” Olmuyor, “Onlar”ın Yeri Dolmuyor!...

 

            Binlerce tefsîr ve meâl, beğenmemişsin birini;

            "Ben de yazdım" diyerekten, akıtmışsın irinini;

            "Köşe"leri karaladın, kim temizler bu kirini;

                        “Onlar” birer kuyumcudur, "bakır para" almıyor;

                        Olmadı “Hoca” Olmuyor, “Onlar”ın Yeri Dolmuyor!...

 

            Mevlânâ Halîd Bağdâdî, yüce İmâm-ı Rabbânî;

            Ol Bâyezîd-i Bistâmî ve Ebül-Hasen Harkânî;

            Ve Yûsuf-i Hemedânî, Abdülhâk Goncdüvânî;

                                   Silsile-i Aliyye"den, cümlesi akla gelmiyor;

                                   Olmadı “Hoca” Olmuyor, “Onlar”ın Yeri Dolmuyor!...

 

            Seyyid Tâhâyı Hakkârî, Seyyid Muhammed Sâlih;

            "Yüce ve yüksek silsile",  cismi ve ismiyle sâlih;

            Seyyid Fehim ve Arvâsî, bir teveccüh-bir talih;

                                   "Ehl-i Sünnet" ekspresi, her istasyonda kalmıyor;

                                   Olmadı “Hoca” Olmuyor, “Onlar”ın Yeri Dolmuyor!...

 

            “Onlar” varsa değerlenir, hem söylenen hem yazılan;

            “Onlar” yoksa ne ki vardır, gayrisi boş ve de yalan;

            “Onlar” sözün incisidir, inciyi çok olur alan…

                                   KAYIKÇI der nice sağır, dâvete hiç elvermiyor;

                                    Olmadı “Hoca” Olmuyor, “Onlar”ın Yeri Dolmuyor!...

 

 

           

           

 

 

           

 

 

 

 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim