DOĞRULARI YAZSAK ELİMİZ Mİ KIRILIR?

Gazetecilik mesleğine başlamamın en önemli nedeni geçmişte yalan yanlış haberler nedeniyle yaşadığım mağduriyetlerdir. Özellikle siyaset yaptığım dönemlerde basının yanlı ve haksız haberleri nedeniyle o kadar mağdur olmuştum ki anlatamam. Bu haberleri yapanların derdi habercilikten öteye bana ve AK Parti’ye düşmanlık yapmaktı. Yaptıkları haberlerin tamamı gerçeğin tam aksine yapılan uydurma haberlerdi. Doğrusunu anlatana kadar göbeğimiz çatlıyordu. Ne zaman ki şu meşhur A takımı operasyonunu yaşadık, bardağı taşıran olay, o olay oldu ve gazete kurmaya karar verdim. Aradan geçen 11 yıllık süreçte o uydurma haberleri yapanların tamamına yakını ya elindeki gazeteyi kaybedip başkalarının yanında maaşla çalışmaya başladılar ya da sektörden çıkıp gittiler. Ama işin garip yanı ne biliyor musunuz? Sektöre yeni girenler de onlardan çok faklı değil. Her ne hükmetse işin doğrusunu değil de alışılagelmiş gazetecilik anlayışını benimsemişler. Bazen kendi kendime diyorum ki arkadaş bu adamlar işin doğrusunu yazsalar acaba elleri mi kırılır? Olayları tersine çevirip yazmakla ellerine ne geçiyor anlamış değilim.

Bugün bu minvalde iki konuyu ele alacağım; birisi Biyokütle enerji Santrali ile ilgili İdare Mahkemesi’nin verdiği kararla ilgili yapılan haberler, bir diğeri ise Milli Eğitim Müdürlüğü’nün İl genelinde yaptığı seviye tespit sınavı ile ilgili yapılan haberler. İnsan bir haberi yaparken veya köşe yazısı yazarken azıcık olayları araştırır da ondan sonra yazar. Sırf düşmanlık olsun diye haber yapmanın veya köşe yazmanın ne anlamı var? Anlamış değilim. Biyokütle santraline karşı olan halka saygı duyarım ama gazetecilere ve STK’lara asla saygı duymam. Çünkü onların bu konudaki asıl amaçlarının ne olduğunu çok iyi bildiğimden onlara saygı duymak bir yana, söylediklerine ve yazıp çizdiklerine güler geçerim. Santralin kurulacağı alanla ilgili ilk yasal mevzuatı yine biz yazmıştık. O alanın 2004 yılında çıkarılan kanun çerçevesinde tarımsal alandan depolama alanına döndüğünü biz belgeleriyle haber yapmıştık. Yani santralin kurulacağı alanla ilgili mahkemenin verdiği bir karar yok. Mahkeme santrale hammadde depolama alanı olarak temin edilen araziyle ilgili yürütmeyi durdurma kararı vermiş. Yani santral inşaatı tam gaz devam ediyor. Depolama alanı ile ilgili İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurmuş. Valilik bu karara Bölge İdare Mahkemesi’nde itiraz etmiş, şimdi Bölge İdare Mahkemesi’nden gelecek olan karar beklenmekte. Diyelim ki Bölge İdare Mahkemesi de depolama alanının tarım alanından çıkarılmasına karşı karar vermiş olsa bile bu santral inşaatının durması için bir gerekçe değildi. Adam depolama alanı için gider başka bir yer bulur, yakıtını orada depolar. Bu olayın aslı astarı bu.

Gelelim Milli Eğitim Müdürlüğü’nün il genelinde yaptığı seviye tespit sınavı ile ilgili çıkartılan tantanaya. Orada da durum çok farklı değil, il bazında yapılan sınavda İlkadım İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü bir, iki okulda kopya ihtimali görmüş. Bunu da bazı dershanelerin yaptığından şüphelenip o okullarda yapılan sınavları iptal etmişler. Yani söylenildiği gibi il bazında yapılan sınavın tamamı değil, sadece şüphelenilen okullardaki sınavlar iptal edilmiş. Olay bu kadar basit olmasına rağmen bazı kendini bilmezlerin abarttığı gibi savcıları, hâkimleri, valiyi, bilmem kimi göreve çağırıp çok büyük bir olay olmuş gibi olayı abartmak sadece ve sadece yaygara çıkarmaktan başka bir şey değil. Yok efendim FETÖ’nün soruları çalmasına benziyormuş. Yok, skandalmış gibi ifadeler kasıtlı olarak çıkarılan yaygaralar ve yukarıda belirttiğim gazetecilik anlayışına yakışan bir habercilik anlayışı. Allah için doğruyu söylemek gerekirse bu şehirde işini en güzel yapan kurumlardan birisi Milli Eğitim Müdürlüğü’dür. Başındaki il müdürü gecesini gündüzüne katıp çalışan bir arkadaş. İlçe Müdürleri öyle, İlkadım’daki arkadaş çalışkan, başarılı bir arkadaş. Canik hakeza öyle, Atakum’dakini sevmememe ve atanmasına karşı çıkmama rağmen şuana kadar en ufak bir şikâyet gelmeyen bir arkadaş. İnsanları sevip sevmemek ayrı bir konu, haklarını teslim etmek ayrı bir konu. 

İşimizi yaparken elimizi vicdanımıza koyup Allah için doğru ne ise onu yazmaz isek Allah da hesabını sorar, kullar da bunu yutmazlar. Kafamızı kuma gömerek kendimizi fildişi kulelerde zannederek olayları abartıp, ortalığı velveleye vermek karakterli insanın işi olamaz. Olsa olsa kendisini tatmin etmeye çalışan zavallıların işi olur. İnsanlar yanlış yapınca kızacağız, bağıracağız ama doğru yaptıklarında da sonuna kadar arkasında durmaktan geri kalmayacağız. Bu onurlu insanların davranış biçimidir. Bu mesleğe ilk başladığımda ‘müftüye keçi çaldırmayacağız’ dediğimi beni tanıyanlar bilirler. O nedenle ilk gün nerede idiysek bugün de orada olduğumuzu hatırlatarak sözlerime son vermek istiyorum. Kalın sağlıcakla.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum
Adnan Bahadır Arşivi
SON YAZILAR