• BIST 105.400
  • Altın 147,246
  • Dolar 3,4963
  • Euro 4,1886
  • Samsun 26 °C
  • Ankara 34 °C
  • İstanbul 28 °C
  • KÖKTAŞ'TAN SAMSUNSPOR'A ZİYARET
  • SAMSUNSPOR'DA DURMAK YOK
  • SAMSUNSPOR'UN RAKİBİ GİRESUNSPOR
  • KÖKTAŞ'TAN SAMSUNSPOR'A ZİYARET
  • SAMSUNSPOR'DA DURMAK YOK
  • SAMSUNSPOR'UN RAKİBİ GİRESUNSPOR

DİLİMİZ-ESTETİĞİMİZ-ŞİİRİMİZ/3

M.Halistin Kukul

    (Dünden devam)
     Şüphesiz ki, Orhun Kitâbeleri'nde geçen ve bugünkü Türkiye / Türk Dünyası Türkçesi'nde kullanılan kelimeler bunlardan ibâret değildir: 
      "Aç, ağrı, ağu, ak, altı, altun, aş, at (hayvan), at (ad, isim), ay, az, baş, beg, ben, beglik, bilge, bil(mek), bilig, biligsiz, bir, bin, biş balık (beş balık), biş yüz, biz, bu, budun, bulıt, buyruk, çöl, egri, eren, ığaç, ırak, iç, içre, iki, ilgerü, ingek, kağan, kalın, kan, kapığ, kar, kara, karı, kaş, katun, kelin (gelin), kentü, kergek, kırk, kış, kız, kızıl, kiçig (küçük), kim, kork, korkma, kök, Kök Türk, köl, köngül, gör (görmek), köz (göz), kum, kün (gün), küntüz, men (ben), ne, oğlan, oğul, Oğuz, ok, on, ordu, ot, otuz, öl (ölmek), öz, sekiz, semiz, sen, siz, taş, temir kapığ (demir kapı), tiz (diz), tok, tokuz (dokuz), töpü (tepe), tört (dört), törü (töre), tut (tutmak), Türk, tüz (düz), uç, uluğ, uzun, üç, yan, yaş, yaşa(yaşamak), yaşıl (yeşil), yıl, yi (yemek), yigirmi (yirmi), yinçü (inci), yir(yer, toprak), yiti (yedi), yitmiş (yetmiş), yoğur (yoğurmak), yokaru (yukarı), yol, yorı (yürümek), yurt, yuyka (yufka, ince), yügerü (yukarı), yüz..." (*) kelimeler,  sekizinci yüzyıldan beri Türk Milleti'nin kullandığı kelimelerdir
     Orhun Kitâbeleri: "Türk adının, Türk milletinin isminin geçtiği ilk Türkçe metin...Taşlar üzerine yazılmış tarih...Türk devlet adamlarının millete hesap vermesi, milletle hesaplaşması...Devlet ve milletin karşılıklı vazifeleri...Türk töresinin, Türk medeniyetinin, yüksek Türk kültürünün büyük vesikası...Türk askeri dehâsının, Türk askerlik san'atının esasları...Türk gururunun ilâhî yüksekliği...Türk feragat ve fazîletinin büyük örneği...Türk içtimâî hayatının ulvî tablosu...Türk edebiyâtının ilk şaheseri...Türk hitâbet san'atıın erişilmez şaheseri... Hükümdarâne edâ ve ihtişamlı hitap tarzı...Yalın ve keskin üslûbun şaşırtıcı numûnesi...Türk milliyetçiliğinin temel kitabı...Bir kavmi bir millet yapabilecek eser...Türk dilinin mübârek kaynağı...Türk yazı dilinin ilk, fakat harikulâde işlek örneği...Türk yazı dilinin başlangıcını milâdın ilk asırlarına çıkartan delil.." (11) dir.
     Servet Somuncuoğlu, "Sibirya'dan Anadolu'ya 16 Bin Yıllık Türk Tarihi"ni anlatırken, Ural, Altay ve Tanrı Dağları'nın dörtbin metreyi bulan yüksekliklerindeki kayalardaki geyik, dağ keçisi, balballar, kurganlar ve damgaların birer 'mitoloji' olmadığını, Türk târihinin yaşanan gerçekleri  olduğunu ifadeyle şunları söylüyor:
       "Biz, Saymalıtaş'ı toplayıp getirdik. 96 bin 600 sayılmış resim var Saymalıtaş'ta...Şunu iyi bilmeliyiz...Orhun Anıtları Türklerin önsözü değil, Türklerin Taşlar üzerindeki sonsözüdür.
       (...) Türkler bir taşı yontup ona tapmayan tek millettir.
       (...) Tarihin tek DNA'sı vardır o da mezar taşıdır. Bunlar inanç, ibadet, ölüm kültürüyle karşımıza çıkar.
        Kayalar üzerindeki şekiller bir süre sonra stilize hâle geliyor. Yâni etli butlu bir geyik yerine çizgi şeklinde çiziyor. Sonra bunlar damga sistemine geliyor, harf oluyor. Soyut düşüncenin başlaması insanlık tarihinin en eski kırılma noktalarından biridir. Bizdeki soyut düşünce bana göre Çin'den falan çok önce başlamıştır. Bir harfin arkasında alfabedeki yüzlerce resim var." (12)
      Orhun Âbideleri'nin arkasında 'büyük bir birikim vardır' dememizin sebebi de budur.
      Ana damar budur. Bu Türkçe, ileriki yıllarda, başta Yûnus Emre Türkçesi olmak üzere, daha da zenginleşerek, mânâ derinliği kazanarak ve mısra içersinde şekil ve âhenk bütünlüğüne bürünerek güzelliğini muhtevâsıyla birleştirmiştir.
      On üç asırdan beri, bu Türkçe'nin inceliği, zarâfeti, âhengi,  gönüllerden sözlere aksetmiş ve  sözlerden de gönüllere nüfûz ederek bugünlere ulaşmıştır.  Hiçbir dilde, hâlâ karşılığı olmayan köngül / gönül kelimesi bile, Türk milletinin gönlünde ve dilinde canlanarak Orhun Âbideleri'nden, bize, bir 'bağ, bir  râbıta' olmuştur.
   A.2. "Dilin sesi"  ve "Dil'in mîmârîsi"   
     "Her dilde mutlakaa millî olması gereken iki temel unsur vardır. Biri, o dilin sesi'dir. Milletler, hem kendi kelimelerini hem başka dillerden aldıklarını, kendi dillerinin mûsıkîsine uydurarak kullanırlar. Böyle millî bir dil mûsıkîsi içinde  kullanılan kelimeler, kökleri ister millî ister yabancı olsun, mutlakaa millî kelimelerdir. 
      Meselâ Türk milleti, Acem dilindeki câme-şûy kelimesini almış, çamaşır demiş; guuşe kelimesini almış, köşe demiş; şüban kelimesini almış, çoban demiş; Çehârşenbih'e çarşamba, penc - şenbih'e perşembe demiş; hattâ, çehâr - şenbih'den, çarşamba karısı, çarşamba pazarı, çarşambanın gelişi, dokuz ayın son çarşambası gibi deyimler yapmıştır.
       Namaz kılmayan için söylenen, Farsca "bî-namâz" yerine, bu millet "beynamaz" demiştir.
   (Devamı yarın)

 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim