• BIST 89.270
  • Altın 146,969
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • Samsun 8 °C
  • Ankara 9 °C
  • İstanbul 13 °C
  • KAVAK DERNEKLER FEDERASYONUNDAN SAMSUNSPOR'A TAM DESTEK
  • HAZIRLIKLAR SÜRÜYOR
  • BİLET FİYATLARI BELLİ OLDU
  • KAVAK DERNEKLER FEDERASYONUNDAN SAMSUNSPOR'A TAM DESTEK
  • HAZIRLIKLAR SÜRÜYOR
  • BİLET FİYATLARI BELLİ OLDU

“DERİN MİTOLOJİ” ÜSTÜNE “MÂNEVÎ DÜŞÜNCELER/1

Ali Kayıkçı

  “DERİN MİTOLOJİ” ÜSTÜNE “MÂNEVÎ DÜŞÜNCELER/1
    “Mitoloji: Putperest eskiçağda veya çeşitli milletlerde tanrıların, yarı tanrıların ve     kahramanların efsanevî tarihi. Mitolojinin özelliği, eski tanrılar hakkında      yorumların doğmasına imkân vermiş olmasıdır… Daha ilk çağlardan itibaren, önce     destanların, sonra tiyatronun, süslemecilerin bol bol yararlandıkları bir kaynak     halini aldı.”            Mit: Masalımsı, gerçek olmayan şey. Onu efsaneden kesin olarak ayırt      etmek zordur. Bununla birlikte mit, genel olarak sembolik bir anlam taşır ve     tanrılardan söz eder. Mitler, tanrıların doğuşunu ve hayatını anlatır. Eflatun zengin     ve derin anlamlı mitler yaratmıştır: Mağara miti, Şölen miti vb.”  
      (Meydan Larousse Büyük Lûgat ve Ansiklopedi; İst. 1972, c. 8. S. 843, 844)
            
 
Saygıdeğer Okuyucularımız!..
“Mit” ve “Mitoloji” hakkında, yukarıya “serlevha” olarak aldığımız cümleleri aktardıktan sonra bizim ilgi alanımızda olmamasına rağmen böyle bir konuya neden girdiğimizi kısaca belirtmek isteriz. Şöyle ki: “Samsunlu Şâirler ve Yazarlar Ansiklopedisi (375 İsim/Üçbinyüz 55 Eser/Binyüz 55 Resim)-Ali Kayıkçı; Samsun 2013, 736 s.” adını taşıyan ansiklopedide kendisinden ve eserlerinden tam 8 sayfa hâlinde bahsettiğimiz  “Eğitimci ve Araştırmacı Yazar, E. Daire Başkanı, Yazı İşleri Müdürü ve Nâşir Sn. Hayrettin İvgin”in, 57. kitâbı olan ve bize de abonesi bulunduğumuz “Kültür Çağlayanı” dergileri ile birlikte hediye olarak gönderilen “Derin Mitoloji (İnançlarda-Söylencelerde-Folklorda-Geleneklerde)” isimli eser buna sebep olmuştur.      Bu eser; kendisinin sahibi bulunduğu “Kültür Ajans Yayınları”nın 224. eseri olarak Ankara'da 2013 yılında neşredilmiş, araştırmaya dayalı bir kitaptır.       “Yazar Hakkında” başlığı altında O'nun hayat hikâyesi/özgeçmiş'i verildikten ve edebî faaliyetleri neticesinde kazandığı başarı ve ödüllerden söz edildikten sonra “Kitap Hakkında” bilgiler sunulmaktadır.             “Türk Mitolojisinde Deniz”, “Anadolu Halk Kültüründe Lokmanhekim İnanışı”, “Anadolu İnançlarında Ateş İyesi”, “Nuh Tufanında Gemiye Binmeyen 'Ucubirlik'lerle İlgili Mitolojik Anlatılar”, “Kur'an'da Geçen Hârût ve Mârût Anlatısının Anadolu Halk Hikâyeleri ve Edebiyatındaki Yeri”, “İnanışlarda, Kutsallıkta 7 Sayısının Sembolik Anlamları”, “Türk Dünyası Kültüründe Bazı Mitolojik Hayvanlar”, “Dâbbetü'l-Arz”, “Mitolojik Çıkışlı Geleneklerde Bahar Bayramları”, “İnanışlarda, Söylencelerde Turna Kuşu ve Göç Yolları”, “Mitolojik Vak Vak Ağacı ve Kültürel Yansımaları”, “Hıdrellez ve Mitolojik Kökleri”, “Ashâb-ı Kehf (Mağara Arkadaşları) Yedi Uyurlar”, “Miraç ve 'Kâb-ı Kavseyn', “Burak”, “Erbain'den Nevruz'a Nevruz'dan Hıdırellez'e” başlıkları altındaki bölümlerde, oldukça zengin “Kaynaklar” kullanılmış ve sayfalar siyah-beyaz “minyatür resimler”le süslenmiştir… Eserin ilk bölümü olan “Türk Mitolojisinde Deniz” başlığı altında (sy: 7-18); Altay Türklerinden derlendiği belirtilen bir efsanede, “Tanrı Ülgen uçuyor uçuyor, yoktu bir yer konacak/Uçuyor, arıyordu, bir katı yer, bir bucak” denmesi, aşağıda metin açıklamasında da “Türklerde; dünyanın (evrenin) yaratılışı ile ilgili bu anlatmalar, kutsal kitaplardan önce de vardı. İncil'den de Kur'an'dan da önce dünyanın ve evrenin nasıl oluştuğunu Türkler düşünmüştü. (…) Ayrıca bir gerçek daha var ki, Tevrat, İncil ve Kur'an'daki 'Adem ile Havva' öyküleri ile dünyanın oluşumuna ait ayetler ve surelerin değişerek bu anlatmalardan geçtiği gerçeğidir. Bu yaratılış efsanesinin kısa bir özetini aşağıda vermek istiyorum. Bu Yaratılış Efsanesi Dr. Wilhelm Radolf tarafından Altay Türkleri arasında 1859 yılında derlenmiştir.” şeklinde söylenilmesi dikkatimizi çekmiş ve sonrasında da “Önceleri yalnız büyük Tanrı Kara Han vardır…  Kara Han yukarda on yedi kat göğü yarattı. On yedinci katta kendisi, on altıncı katta oğlu Ülgen oturdu. Yer altında yarattığı âlemde de öbür oğlu Erlik'i oturttu. (…) Şeytan da bataklıklarla ormanı yarattı”  gibi ifâdeler bizi mânevî yönden oldukça sarsmıştır. İster “Şamanist Altay Türkleri”, ister bir başka “putperest” halka ait “efsâne/mitolojik” hikâye olsun, gayr-i İslâmî bütün tanım, tarif ve anlatımları söyleyenler, nakledenler ve yaygınlaştıranlar; eğer buna dîni yönden bir açıklama, tenkîd getirmiyorlarsa, günâha giriyorlar demektir…      Ne demek “…bu anlatmalar, kutsal kitaplardan önce de vardı. İncil'den de Kur'an'dan da önce…”?..            “Amentü”nün “6 aslından 3.sünün “Allahü teâlânın indirdiği kitâblarına inanmak” olduğu ve bu kitâbların da 100'ü suhuf, 4'ü büyük kitâp olmak üzere 104 kitâp olduğu, bunlardan 10 suhuf'un ilk insan ve ilk Peygamber olan Âdem aleyhisselâm'a, 50 suhuf'un Şis (Şît) aleyhisselâma, 30 suhuf'un İdrîs aleyhisselâma, 10 suhuf'un ise İbrâhim aleyhisselâm'a indirildiği, içinde 1.000 sûre bulunan Tevrat'ın ise Mûsâ aleyhisselâm'a nâzil olduğu nasıl hâtırlanmaz, hâtırlanıp da buraya yazılmaz?!..       Diyoruz ve geçiyoruz. “Tanrı Kara Han… oğlu Ülgen… öbür oğlu Erlik” efsanesi ile şimdiki Hıristiyanların Trinite/Teslis inançlarını çağrıştıran ifâdelerle “ak sayfalar”ın “kara”rtılmasının mânen kâr ve zararı acaba düşünülmüş mü?..
 Diğer taraftan; bu bölümün 14.  sayfasında “Su (deniz), felsefe açısından evrenin özü sayılır ve ilk insanlardan beri kutsallığına inanılır. Tabiattaki sonsuz çeşitliliğin, temel bir özdek (madde=çekirdek)'ten çıktığı, bu özdeğin değişim ve görünümleri olduğu inancı hem ilk inanç denecek kadar eskidir. Bu temel özdek; Sümerlerden Amerika yerlilerine, Antikçağ Yunan felsefesinden İslâm didine kadar bütün inançlarda su (deniz)'dur. Kur'ân'ın bir ayetinde bu varsayım şöyle ifade edilir:” dendikten sonra âyet-i kerîmeye yer verilerek mânâsının yazıldığı ile karşılaşıyoruz. Cenâb-ı Allah'ın Kur'ân-ı Kerîm'i ile bildirdiği bir şeyi “varsayım” diye niteleyip onu bir “tahmin”, “ihtimallerden biri” gibi “şüpheli” şekilde telâkki etmek;  yukarıda belirttiğimiz gibi “Amentü Esasları”na olan inanç bakımından kişiyi zaafa götürür…
 16. sayfanın ilk paragrafındaki, “Deniz, hayat yaratan güçtür” ifâdesi de, yukarıdaki ifâde kadar îtikâdî bakımdan tehlikeli ve Allahü teâlânın “Tekvîn” sıfatına aykırı bir inanıştır…    Diye demekten de maalesef kendimizi alamıyoruz… Bu duygu ve düşünceler ile kaleme alınmış aşağıdaki mısralarımız ile de Siz Saygıdeğer Okuyucularımızı baş başa bırakıyoruz:  Kalbî sevgi ve saygılarımızla…          * - * - * - * - * -           Sokrat, Eflâtun, Aristo; “Teslis”in bir “sacayağı”;      Onların bu “felsefesi”, “efsâneler”e kaynaktır;
 “Mit”ler-“masal”lar-“tanrı”lar, “putperestlik” dayanağı…
  İnsanlara “îmân” lâzım, îmân “ilme” dayanaktır;
  Îmân” yoksa her “bilgi” boş, “boş” uğraşan avanaktır…

 “Baba-Oğul-Rûh'ul Kudüs”, “Eflâtun”un düşüncesi;
 Sözde “temiz”miş bu ahmak(*), “tenasüh-1” derecesi;
 “Uydur-uydur, söyleyip-yaz”, “mit dünyâlar” bilmecesi…
  İnsanlara “îmân” lâzım, îmân “ilme” dayanaktır;
  Îmân” yoksa her “bilgi” boş, “boş” uğraşan avanaktır…

 “Mit-tanrılar-hayâl işler”, “rüy┠kadar hükmü yoktur;
 “Yüz yirmi dört bini aşkın, Peygamber”e doğru oktur;
 “Herodot”tan tâ Roma'ya, Hind-i Çin'e kadar çoktur…
  İnsanlara “îmân” lâzım, îmân “ilme” dayanaktır;
  Îmân” yoksa her “bilgi” boş, “boş” uğraşan avanaktır…

 “Mağ'ra miti-Şölen miti”, “boş'un boş'u” müzelerde;
 Fransa'da, İtalya'da; Louvre, Palermo gibi yerde;
 Persler, Grek, Romalılar; taşıdılar seferlerde…
  İnsanlara “îmân” lâzım, îmân “ilme” dayanaktır;
  Îmân” yoksa her “bilgi” boş, “boş” uğraşan avanaktır…

 Zeus, Athena, Osiris; Budha, Mithra yalanları;
 Doldurdular beyinlere, budur küfür plânları;
 KAYIKÇ'Ali asıl niyet, kandırmak şu civânları…
  İnsanlara “îmân” lâzım, îmân “ilme” dayanaktır;
  Îmân” yoksa her “bilgi” boş, “boş” uğraşan avanaktır…
------------------------------------------------------          (*):Fazla bilgi için bkz: Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye-H. Hilmi Işık; İstanbul 1976, s. 797, 921

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim