déjà vu…

Geleceğin kısa tarihini yazanlar olmuştur belki… kutsayanlar… ve köşesini törpüleyenler… Truva Atı çalındıkça büyüyen yarınlar…

ışığın rengi denizüstü gibidir. değişkenlik her yerde tabularla süslenmiş… ve sözünden dönmek kadar yapısal, devrimi sevmek kadar duygusal…

yol diye başlayacaktım mektubuma. sahili yanımıza taşıyan kırk aynalı odaları sorgulayan… ve sevgiliye ayrılan…

venedikli tacir karanlıkları satıyordu. akşam olduğunda satacak hiçbir şeyi kalmamıştı. herkesin karanlığı vardı ve aslında gereksindiği şey çünkülü söz öbekleriydi.

düşlerimizdeki kadar özgür olsak satın alır mıydık karanlığı… her akşam başımıza taç eder miydik yastığımızda.

gece koyusu saçlarınla, kuyu karanlık gözlerinde yakalanan kimsesiz bir yolculuğu kentin ayaklarına takıp çıktığın yolculuklar… sustuğun yabancılar…

yüzünde ne kadar biriktim bilmiyorum. ama omuzlarına yüklediğin sağır öfkelerin bu kenti çiğnediğini anlıyorum.

ezberini bozduğun zaman bu kenti seveceğini umuyorum. dik açılarını oval mürekkeplerle sevincin ceplerine doldurduğun zaman kendine sıktığın kurşunu denizin derinliklerinde hecelerine ayıracaksın.

sevgili dostum… büyücü diye bir şey yok. sen gözlerinle ne kadar dağıtırsan sıcak iklimleri o kadar çok üzüm çiçeklenecek gönüllerde… ve susmayacak başaklar…

kusurlu sözcüklerim olduysa vazgeçtim… paşa gönlün benim gibi sürçülisan etmez eminim.

baharın seninle güzel olduğunu unutma…

sesini özleyen boşluğu hiç…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Can Adalı Arşivi

Dil

19 Ekim 2008 Pazar 10:39
SON YAZILAR