• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Samsun 9 °C
  • Ankara 19 °C
  • İstanbul 11 °C
  • "Galibiyetlere alıştık"
  • PEKŞEN AİLESİNİN EN MUTLU GÜNÜ
  • Final Etabı Programı Belli Oldu
  • "Galibiyetlere alıştık"
  • PEKŞEN AİLESİNİN EN MUTLU GÜNÜ
  • Final Etabı Programı Belli Oldu

CEMAAT KİM TARAFSIZ GÖRSÜN

Adnan Bahadır

 Bugün ki köşe yazımda, Ak Parti İlçe Belediye Başkanları ile ilgili aldığım son bilgileri sizlerle paylaşacaktım, zira Milletvekilleri ve İl Başkanı, İlçe Belediye Başkanları ile ilgili görüşlerini beyan etmişler. Orneğin, Atakum için İl Başkanı ve Vekillerden üç tanesi İshak Taşçı ile Cukkacı başının ismini vermişler, iki Demir ile Ahmet Yeni(Bu vekiller iş işten geçtikten sonra artık birlikte hareket ediyorlar) Adem Bektaş'ın ismini vermişler, İlkadım da ise yine üç vekille İl Başkanı Erdoğan Tok'un ismini verirken diğer üç müttefik vekil İhsan Kurnaz'ın ismini vermişler. Diğer ilçelerde ne olmuş bir sonraki yazımda kaleme alacağım. Bugün bir önceki yazıda gelen bir yorumun noktasına virgülüne dokunmaksızın sizlerle paylaşmak istedim. Her ne kadar Cemaat beni düşman ilan etse de biz her zaman olduğu gibi yine Hak ve doğrudan yana tavır alacağımızdan gelen yorumun noktasına virgülüne dokunmaksızın sizlerle paylaşma gereği duydum. Belki Cemaati Müslimin kimin taraflı kimin tarafsız olduğunu görür de geçmişte bize yaptıkları haksızlıklardan pişman olup bizden helallik alırlar. İşte mektup;

Ak Parti Camia Gerilimi ve Camiayı bölme planı

Adnan Bey,
Aşağıdaki Yazı Mahmut Akpınar tarafından kaleme alındı. Şuan ki sorunlara birde bu pencereden bakabilirseniz, objektif gazetecilik adına sağlıklı olur kanaatindeyim. Eğer bu yazılanlar doğru ise birileri için gerçekten mesele Gayretullaha dokunur. Vesselam.
Camia Gerilimi ve Camiayı bölme planı
Türkiye son günlerde dershane tartışması üzerinden hararetlenen Camia-AK Parti (Erdoğan) arasında bir türlü ateşi düşmeyen gerilime şahit oluyor. Bu aslında bardağın taşması. Zira problemin kökleri oldukça eski. Kamuoyuna aksetmemişti, ancak uzunca süredir bir kesime yönelik “mühendislik” ve “ayar” çalışmaları vardı. Dershane meselesi bu gerilimin açığa çıkmasına neden oldu. Camiaya müdahale zülfüyâra dokunur, cana kasteder hale geldi. Uzunca süre dost darbelerinden inlemeyen, mukabelede bulunmayan Camia dershane konusunda güçlü ve etkili bir ses verdi. İktidar cenahı böylesi sert bir çıkış, etkili bir müdafaa görünce epeyce sarsıldı ve şaşırdı. Zira daha önce de Camiaya yönelik operasyon yapılmış ama görünür ortamlarda gülümseyen pozlar verilmeye devam edilmişti. Maalesef kamuoyu, özellikle de AK Partili kitle bir inleme, ağlama olmadığı için Camiaya yapılanların farkında değildi. Aksine “ne istediniz de vermedik!” modun da temenna, minnet beklentisi içindeydiler. Hükümetin bütün Müslümanlara yardım eden, her cemaat ve kesimi koruyan bir iktidar olduğundan şüphe duymuyorlardı. Benzer yaklaşım Camia tabanında da vardı; ama Erdoğan Camianın tabanının kafasının netleşmesine büyük katkı verdi. Dershane kapatma gibi savunulamayacak bir noktadan vurarak, “kasıt” olduğu noktasın da Camianın uyanmasına neden oldu.

Camia uzunca süredir iktidardan veya “muktedir”den dayak yemekteydi. Ama son dayak ses vermemenin çözüm olmadığı kanaati oluşturdu. AK Partilileri, Erdoğan'ı abondane edecek şekilde güçlü ve organize bir tepki verildi. Erdoğan'ı rahatsız eden Camia ile yaşanan problemden öte beklemediği tepkiydi. Nitekim gayet haklı ve demokratik bu tepkiden, PKK'nın silahlı saldırılarından daha fazla rahatsız oldular. Normal bir hak savunmasına akla ziyan kulplar takarak, otoriterleşme, baskılama ve dönüştürme eğilimlerini açık ettiler.

2006-2007'lere kadar giden bu gerilimin sebebi neydi?

Daha Ergenekon, Balyoz gibi davalar yokken, askeri vesayet, yargı vesayeti devam ederken cemaatlerin de dizayn edilmesi gündeme alınmıştı. Bu çerçevede Süleymancılar olarak bilinen eski ve etkili cemaat iktidar müdahalesiyle ortadan ikiye bölündü ve birbirine düşürülerek bir taraf iktidarın yanına çekildi. AK Partiye yakın Hak-Yol cemaatine de bir operasyon çekildi; iktidar elindeki enstrümanlarla müdahale edildi. Nitekim her iki hareket bu müdahalelere karşı sert tepki verdiler ve yapılanları kısmen deşifre edip kamuoyu ile paylaştılar. Camiaya karşı da başlangıcı 2006'lara kadar giden bir müdahale, bölme, parçalama projesinin varlığı biliniyor. O yıllarda Camia içinde etkili, ailesi açısından önemli avantajlara sahip, networku güçlü bir Zata kanca takıldı ve bir misyon yüklendi. Proje birileri açısından o kadar ümit verici hale geldi ki, bazıları: “cemaat yakında bölünecek, az bekleyin!” demeye başladılar. O kişiye ciddi yatırım yapıldı; lehine PR, kulisler yapıldı, altyapı oluşturuldu. Projeyi yürütenler “adam”larından gayet emindiler. Bu sayede engel görülen ve dönüştürülmesi zor bir kesim parçalanacak ve etkisizleştirilecekti. Ama bu proje Camia tarafından erken fark edildi, gerekli tedbirler alındı. “Proje Adam” çevrelendi ve etkisiz hale getirildi. Çok büyük umutlar bağlanan, iddialı bir proje olan Zat Camiadan yelin kayadan kopardığından daha öte bir şey koparamadı. Ama bu kişi o tarihten itibaren Camianın zaaflarını, sinir uçlarını ve mahremini bilen bir “danışman” haline getirildi. Önceleri örtülü danışmanlık yapan zat, yakın zamanda pervasızca ve Camiaya küfreder gibi önemli noktalara taşındı. Yakınlarına kamu ihaleleri verilmeye, imtiyazlar tanınmaya başlandı. Proje Adam Camiayı bölme işini kotaramadı, ama Camiaya zarar verecek bir dizi plan yaptı ve bunları iktidar destek ve lojistiğiyle, kamu imkânlarıyla icraya koydular. Yaklaşık 6-7 yıldır kullandıkları bu dönüştürülmüş (birilerinin dönüştürme hevesi yeni değil) Proje Adamı 3-4 yıldır açıktan ve doğrudan kullanıyor; onunla Camianın röntgenini çekip nereye vururlarsa hasarın büyük olacağı noktasında danışmanlık hizmeti alıyorlar. Dershane stratejisinin de bu zatın kafasından çıktığı düşünülüyor. İktidarın yıllardır bu adama itibar edip yanında tutması, Camiaya karşı taşıdığı niyet konusunda önemli bir ipucudur.

Camiayı ortadan çatlatma ve bölme işi tutmayınca taktik değiştirildi. Bu defa Camiayı “vebalı” hale getirme, kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırıp “bitirme”; devlet eliyle “terbiye etme” arzusu gütmeye başladılar. Gülen karargâhtaki kadronun bu niyetini çok iyi bilmesine rağmen “şerrinden emin olmak istediğin kimseye ihsanda-iyilikte bulun” kaidesi gereğince yadırganacak şekilde Erdoğan'a-AK Partiye destek verdi. Bizzat Ak Partililer referandumda ve son seçimde Camianın kendilerinden daha çok çalıştığını ikrar etmek durumunda kaldılar. Ama açıktan verilen destek dahi karargâh heyetinin “Camiaya zarar verme” duygusunu bertaraf etmeye yetmedi.

“Bölme” tutmayınca itibarsızlaştırma, atfı cürümde bulunma ve “tasfiye” safhasına geçildi. Kamuoyuna “cüretkâr bir başkaldırı”, “Erdoğan'ı hedefleme” “kırılma”, olarak sunulan MİT krizi, pek çok Camia mensubunun dahi ayıkamadığı profesyonel ve USTACA yürütülen bir operasyondu. PKK-KCK ile MİT iç içeliğini ve kastı aşan işbirliğini sorgulamak için MİT Müsteşarının bilgisine başvurmak isteyen savcının tutumu “beni de alacaklar” söylemiyle gündemin ön sıralarına taşındı. Bir Psikolojik harekât unsuru haline getirildi. Oysa bırakın başbakanı almayı, bir savcının bir milletvekiline dokunması hukuken mümkün değildi. Ama burada maksat kamuoyunun dikkatini “haddini aşan”, “ne yapacağı belli olmayan”, “paralel yapılanan”, “seçilmiş iktidarı hedefleyen” bir kesime odaklamak ve bu iddiaların altını dolduracak malzemeler oluşturmaktı. Nitekim bundan sonra Karargâh stratejisini hep bu tez etrafında örgütledi. Bölme işi tutmayınca Camiayı “gayrı meşru”, “haddi bildirilmesi gereken” bir konuma sokma noktasında bütün araç ve argümanlar alana sürüldü. Ergenekon davaları, şike davaları dâhil Liderin söylemleri analiz edildiğinde her olay ve fırsatın Camianın kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırılmasına matuf olduğu görülecektir. Yetkili/sorumlu bir iktidar pek çok vakada akla ziyan olumsuzlukları, kendi hartalarını bazen açık bazen örtülü Camiaya yıkmaya çalışmıştır. Medyayı ve hükümet gücünü kullanarak Camiayı toplumun önüne “mücrim” olarak çıkarma gayretine girişmiştir. Camia ise bu süreçte sıkıntının kamuoyu önünde tartışılmasını istememiş; masanın altından tekme yerken, üstünde el sıkışmaya ve gülümsemeye devam etmiştir.

Kamuoyunda “pervasız”, “had tanımaz” kanaati oluşturulduktan sonra Camia pek çok alanda biçilmeye başlanmıştır. Eğitime önem veren, yıllardır öğrenci yetiştiren Camianın tabii olarak her alanda eğitimli pek çok elemanı vardı. Hükümet Emniyetteki Camia personeline çok yaygın ve ölçüsüz bir tasfiye uyguladı. Camia “hükümetin tercihidir” dedi ve ses çıkarmadı. Yargıda benzer tasfiye yapıldı Camia ses çıkarmadı. 3-4 yıldır kamu kurumlarına almada en önemli ölçü, sorgulama sebebi “cemaatten olup olmama” oldu; Camia yine ses vermedi. Bürokrat havuzları oluşturuldu ve bu havuzlara Camiadan kimsenin girmemesi için elekler kondu; Camia yine ses çıkarmadı. Bir emirle Camiaya ait bir sendika için “tiz kapatıla!” dendi. Camia problem olmasın diye bunu ikiletmedi ve sendikasını kapattı. “Kapatıla!” emrinin gerekçesi “siyasallaşmaya müsait olması” ve “cemaatin partileşmesinden duyulan kaygı” olarak izah edildi. İhtimal Camia bu kaygıyı giderebilmek için gözünü kırpmadan anayasal-yasal bir hakkı olan kurumu kapattı. Ama bunların hiçbirisi güce hükmedenleri kesmedi, onları sükûnete erdiremedi. Resmi gayrı resmi ağızlardan: “yurt dışı okullarınızı kapatırız!”, sizi “El Kaide'ci”, “terörist” olarak ihbar ederiz ve dünyada hareket alanı bırakmayız!” tehditleri gelmeye başladı. Türkiye'nin ihracatına çok büyük katkısı olan resmi-meşru işadamları derneği TUSKON da tehdit olarak dillendirilir oldu. İktidara yakın bir derneğin çatısı altına girmesi mevzu edildi.

Yaklaşık 7 yıldır yapılanlar ve yapılmak istenenler Sayın Gülen ve çevresindeki yakın dostları tarafından elbette biliniyordu. Ak Parti tabanı, hatta Camia tabanı haberdar olmasa da, taraflar nelerin olduğunu gayet iyi biliyor, ama kamuoyu önünde birlikte poz veriyorlardı. İhtimal Camia iktidarla çatışan olmak istemedi; hükümet eliyle güzel-yararlı işler yapılırken kamuoyunu böylesi bir tartışmayla meşgul etmek istemedi. Ama iktidara hükmedenler her fırsatta Camiayı dövmek için gerekçe oluşturmaktan vazgeçmediler. İşte dershane meselesi birikmiş bu kadar problemin taşmasından ibarettir. Verilen sert direniş, “haktan vazgeçmeme” stratejisi 7 yıldır yapılanlara bir nevi cevaptır. Camianın direnişi dershane konusunda haklılıktan öte, taleplerin ve tasfiyenin son bulmayacağı inancından kaynaklanmaktadır.

Dershane merkezli muhalefet demokratik bir hak mücadelesi olmasına rağmen iktidar merkezini panikletmiş ve saldırgan, karalamacı bir tutum takınmalarına neden olmuştur. Dershane mevzuunda yapılanları savunma imkânı olmadığı için Karargâh (Erdoğan etrafındaki teknokratlar) konuyu minder dışına çekmeyi tercih etmiştir. Camiayı dövmeye malzeme olacak söylemlere, saldırılara, ithamlara sarılmışlar ve hükümet destekli medya marifetiyle büyük bir cephe açmışlardır. Son dönemde yandaş yazarlarca “örgüt”, paralel devlet” iddiaları öne çıkarılmaktadır. “Cemaat haddi aştı” gibi söylemlerle vurulmak istenen “bitirici darbeye” kamuoyunu, ama özellikle adalet duygusu bütünüyle iflas etmemiş tabanlarını ikna etmek istemektedirler. Medyadaki ve sosyal medyadaki bindirme kıtalar üretilmiş argümanlar üzerinden bir cemaati-sivil yapıyı “şeytanlaştırmaya ve linç etmeye odaklanmışlardır.

Çözüm ne? İşler nereye gidiyor, bu sürecin sonunda ne olur?

AK Parti Camia çatışması gerilimi asla ülke yararına olmaz. AK Parti ve cemaat yararına hiç olmaz. Her iki tarafta buradan yara alarak çıkar. Ak Partizanlar ve Erdoğan cenahı: “cemaatin oy oranı ne ki, %1 ancak” diyerek etkilenmeyeceğini söylese de, tablonun öyle olmadığı çok açıktır. Cemaatin gazetesi 1 milyonu aşkın eve giriyor. İnsanlar bu gazeteye para veriyor ve evine-adresine alıyor. Cemaatin oy potansiyelini ölçmek için bunu en az 3-5 ile çarpmak gerekir. Ayrıca cemaatin geniş bir sempatizan kitlesi, etki alanı var. Cemaat böylesi bir gerilimden siyasal bir tercih çıkarmayı düşünmüyor olabilir. Ama cemaatin eğitimli, yetişmiş, iş dünyasında, entelektüel kesimde dünyaya yaygın, geniş çevresi var. İsterlerse hükümete zarar verebilirler. Fakat hükümete asıl zararı veren toplumun bir kesimi ile mücadele eden, medya üzerinde baskı kuran, istemediği kesimlere diz çöktürmeye çalışan, antidemokratik tavırlar içine giren ve giderek otoriterleşen bir hükümet algısı olacaktır. AK Partiye oy veren büyük bir kesimin böylesi tavırlara onay vermediği ve artan oranda bu politikaları sorguladığı bilinmektedir. Bu tavrın sürdürülmesi durumunda Erdoğan'ın liderliğine ve AK Parti hükümetine yönelik iç ve dış sorgulamalar artacaktır. Zira mücadeleyi başlatan, gereksiz, lüzumsuz ve hukuksuz dershane konusunu açan hükümettir.

Bu mücadele nedeniyle bürokratik vesayet toparlanıp yeniden ülke üzerinde etkin olabilecektir. Mesele bir ..dik yarışı haline getirilmemeli, vurmak-vuruşmak yerine aklı selimle hareket edilip bir süre sükunetin sakin koylarına çekilmelidir. Medya savaşlarına, kastı aşan eleştirilere ara verilmelidir. Maalesef toplum önderleri, cemaat liderleri ve bazı aydınlar da konunun tarafı haline gelerek kısır tartışmaya girdiler. Oysa onlardan taraf olmak değil, hakem olmak, hakkı tutmak beklenirdi. Ama maalesef koca koca adamlar bir linç girişiminde güç-devlet yanında yer alarak konumlarını sorgulattılar.

Ak Parti ve Cemaat birbirinin alternatifi, ikamesi değil. Her birinin rolü, misyonu ve yapacakları farklı. Birbirine muhtaç bu kesimlerin anlaşmayıp vuruşması ülke adına bir enerji-güç kaybı, geleceğimiz adına karamsarlık sebebidir.

Erdoğan'a Parti liderinden öte şeyler yükleyen, itaat edilmesi gereken “İslam lideri” misyonu biçen AK Partizanlar yazdıklarımıza asla katılmayacak, pek çoğu edep sınırlarını aşan, insafa sığmayan itham ve iftiralarda bulunacaklardır. Ama bu badireyi aşabilmek için herkes kendi doğrularını biraz sorgulamalı, kendi liderini başkalarına dayatmaktan, biata zorlamaktan vazgeçmelidir. Hem dini, hem siyasi lider olan Halifeler bile İslami cemaatlere, tarikatlara dokunmadığı gibi, Yezidi'den, Zerdüşt'e, Dürzî'ye, ateiste kadar pek çok kesime yaşama imkânı vermiş, hareket alanı bırakmıştır. Hiçbir kesimi zorla dönüştürmeye, mutlak tabi olmaya zorlamamışlardır.

Ak Parti güçlü bir parti. Cemaatleri, grupları kendine alternatif, rakip, hasım görmek yerine, onlara imkân hazırlamalı, ülke adına onlardan yararlanmasını bilmelidir. Hükümetler cemaat değildir; cemaatlerin, STK'ların farklı kesimlerinin üstünde birleştirici, koruyucu adaletli bir çatı olmalıdır. Eğer bir iktidar partisi bazı kesimleri kendisine rakip görüyor ve onlarla uğraşıyor; dahası kendine cemaat kurmaya çalışıyorsa altını oyuyor, kısır çekişmelere giriyor demektir.

Birlikte çok iş yapmış, bundan sonra da yapabilecek iki değerli kesimin vuruşmasından sevinecekler bellidir. Yüz yüze bakacak, en azından ahrette aynı çatı altında buluşacak kişiler mesnetsiz itham ve iftiralara, kara çalmalara girmemelidir…

 

  • Yorumlar 17
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim