• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Samsun 7 °C
  • Ankara -1 °C
  • İstanbul 6 °C
  • Samsun'un ve Samsunspor'un 28 yıllık acısı
  • 20 OCAK ATKILARI SATIŞA SUNULDU
  • Samsunspor'da gözler, Demirspor maçına çevrildi
  • Samsun'un ve Samsunspor'un 28 yıllık acısı
  • 20 OCAK ATKILARI SATIŞA SUNULDU
  • Samsunspor'da gözler, Demirspor maçına çevrildi

BÜYÜYEN ÇINARLAR ve ÇÜRÜTEN SARAYLAR

Adem Alan

Tarihte; idealist, inançlı, dava adamları samimi oldukları müddetçe daima kazanmışlar, inanç ve ideal fidanlarını diktikleri tarlalar, bağlar, bahçeler hep o fidanların büyüyüp serpilmesiyle yeşermiştir.

O halde bu bağlar, bahçeler neden harap oldu, o güçlü hanedanların antik kudretli hanelerinde neden baykuşlar öter sorusunun cevabı saraylardadır...

Bir kişiyle ve çilelerle başlayan İslam Hak davasında; Şam'da saray hayatına girilmesiyle entrikalar ve kanlı boğuşmalar, hanedanlar başlamıştır...

Şam sarayında; dünün dava adamları, kardeşleri birbirini acımasızca boğazlamadı mı?

Emevi hanedanı kan, göz yaşı, zulüm ve haksızlıklar üzerine bina edilirken aslında kendi geleceğinin de ne olacağını kendi toplumuna ilan etmedi mi?

İşte bu kuruluş şekli ve yaşam tarzı haline gelen zulüm hanedanı bir başka hanedan “Abbasiler”in darbesiyle son bulduğunda sanıldı ki, eski samimi ideallere geri dönülecek…

Hak hukuk diyerek gelen hanedanın da; çok geçmeden devirdiği hanedandan farkı olmadığı görülecek ve yeni yeni hanedanlar “ biz de varız” diyerek türeyecek, bölünmeler, toplanmalar ve tekrar tekrar bölünmeler başlayacaktı…

Kanlı Abbasi darbesinden kurtulan zalim Emevi hanedanının tek erkek üyesi, yıllar süren kovalamacanın ardından, Endülüs’e geçip beklenen kurtarıcı olduğunda gelecekte kendi neslinin de birbirini boğazlayacağını nereden bilebilirdi ki!

Bilse yapar mıydı derseniz, tahminim yapardı yine…

Başka çaresi de yoktu, bir çok şey kendi iradesinde de olmayacaktı.

Kendisinden sonra gelenlerin yaptıklarından ise sınırlı sorumlu olurdu ebedi hesapta…

Ya Abbasileri, kukla ya da tâbii haline getiren Selçuklu?

Saraya girmeden evvel, at sırtında, çadırlarla gezen obalarıyla, sarayları olmadan nasıl da harikalar işler yapmışlardı değil mi!

Ne zaman ki gelip Konya Sarayının dehlizlerine yerleştiler…

Geçmiş hanedanların başına gelen saray entrikaları, ideallerden sapmalar başlayıp o hanedanı da yok etmedi mi?

Yüce ideallerle kurulan koskoca devlet paramparça olmadı mı, sarayı bile olmayan Cengiz’in orduları tarafından…

Ya peşinden gelen Osmanlı!

Söğüt’te çadırda yaşayan, sarayları olmayanlar tarafından dikilmedi mi kurumuş bağlara, bahçelere birer çınar fidesi gibi…

İdealleri var oldukça nasılda büyüdüler…

1302’de küçücük Söğüt yaylalarında kurulan, “kavgamız kuru cihangirlik değil, İ’layı Kelimetullahtır” diyen o saf, samimi, inançlı dava adamları ve neslin diktiği çınar; büyüyüp de; neredeyse iki bin yıllık Romayı 1453’de kuruluşundan 150 yıl sonra bitirmedi mi?

Bazı tarihçiler derler ki;

Osmanlı Devletinin Duraklaması ya da yıkılışının başlangıcı; 1453’de İstanbul’un Fethi ile başlar…

Hemen itiraz etmeyin!

Elbette, 1453’den sonra da fetihler, zaferler oldu…

Ancak ne kadar sürdü diye sorun!

Gerçek son zafer 1526 MOHAÇ değil miydi yoksa, haydi Zigetvar da zafer deyinde olsun 1566…

Yani kuruluştan sonra 264 yıl…

Sonra gerçek manada çürüme ve yıkılış…

264 yıl süren ideallerin sonucu kurulan o parlak medeniyet, elbette hemen yıkılıp, yok olmayacaktı!

Yıkım daha uzun sürdü…

Kuruluşun 1,5  katı…

Gerçek yıkılış, Saltanatın kaldırılıp, Hanedanın sürüldüğü 1922 değil ki!

4 yıl evvel, Payitaht ve saraylar şehri  İstanbul 1918’de işgal edildiğinde, tarih bir Saray hanedanının daha bittiğini gösteryordu aslında !

Daha nice Saraylar ve hanedanlar vardır tarihte….

Hayırla anılanları olduğu gibi, zulmüyle, hatalarıyla anılanları da vardır!

Bilinmesi, ders alınması gereken önemli husus şudur:

Sağlam beyinlerde, salim akıllarda, sağlıklı vücutlarla başlayan; davalar, idealler, inançlar hızla büyüyüp çınara dönüşür. ..

Ancak, o koskoca çınarın üstüne SARAY yaptığınızda, yani çınarı saraya süs bitkisi yaptığınızda; ÇINAR; kahreder, çürümeye başlar ve yıkılır…

Çınarın yıkılışı; yaşına, toprağının verimliliğine veya fırtınaların şiddetine göre az veya çok sürer ama mutlaka çürür ve yıkılır.

Ne olurdu!

Çınarlar; saraylara hapsedilmese, süs yapılmasaydı!

Saraylar, Çınarın üzerinde değil de, gölgesinde kalsaydı bari !

İnsanoğlu,doyumsuz, ihtiraslı işte !

Yıkılacağını ve bir gün harabelerinde baykuşların öteceğini bile bile, illa da saray yapacak ve hanedanını kuracak!

Günümüzde iyi ki, seçimler var da; hanedan oluşmuyor!

Milletimizin seçtikleri oylarımızla gelip gidiyor…

Ya seçme hakkımız olmasaydı?

 

 

 


 

 

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim