1. YAZARLAR

  2. Ahmet Ufuk Erkan

  3. BU ŞEHİRDE FUAR VARDI
Ahmet Ufuk Erkan

Ahmet Ufuk Erkan

BU ŞEHİRDE FUAR VARDI

A+A-

Şehirlerin ruhu var sözü ne kadar alımlı değil mi? Duyan der ki şehir oturup karar veriyor ve ruhunu koruyor; o öyle değil… Ruhu olan şehirleri, en önce yönetenleri korur, orada yaşayanlardan da önce. Misal Mardin kadim bir kent, kime sorsan bunu duyarsın. Acaba şehrin neyi var neyi yok biri, birileri çıkıp yıksa, şehir etmeyin eylemeyin mi derdi? Demezdi… 

Fakat şehirle ilgili hangi toplantıya gitseniz, insan eliyle bozulmamışlığını, şehrin ruhu var diye dillendirirler. İnsan çünkü kavramlarla konuşur.

Yazıya can çekiştirmeyelim. Yani sözü getireceğim yer şurası: bu şehirde bir zamanlar fuar vardı. Bizim yaşıtlar ve ondan öncekiler Kabotaj Bayramı’nı hatırlar. Çünkü o bayramla aynı gün Samsun Fuarı açılırdı; 1 Temmuz…

Hangi yıldı hatırlamıyorum, hani aya insan gönderilmişti; işte biz bu şehrin çocukları, o temmuz ayında Fuar caddelerinde aya bakıp, orada insanlar görmüştük. Çocukluk işte… 

Tüm komşular “aile çay bahçesi”nde semaverde, biz çocuklar da dönüşüp durup onları gökyüzüne baktırıyoruz. Hiçbiri de bizim gördüğümüzü görmüyor; oysa işte o beyaz yuvarlakta insanlar geziyor. Büyümek gözü bozuyor sanki…

Kaç kapısı vardı? Yıllar sonra İzmir Fuarı’nı gezdiğimizde, bizim fuarın az kapılı olmasına ne çok sevinmiştim. Ve bizim fuar, uluslararası fuar olmaya da adaydı; geçmiş zaman…  Çok geçmişli zaman…

O, kıyısındaki kuğu heykelleriyle  -heykel de denmez belki- süslü havuzun her yerinde çekilmiş fotoğrafları vardır yaşıtlarımın. Ev bu kadar dolu olmasa, arar bulurdum o fotoğraflardan. Fuar zamanı havuzun fıskiyeleri çalan müziğe uygun yükselir dururdu… Yankılanan hoparlör, “Tulga Gerçek Reklam Ajansı” mı derdi? Fakat epey sonra Arzu Reklam Ajansı dediğini hatırlıyorum. Bir de kayıp çocuklar: Beş yaşında adının falan filan olduğunu söyleyen, bej rengi hırkalı bir çocuk bulunmuştur; tanıyanların Fuar Merkezi’ne gelmeleri rica olunur…

Hani bu şehirde hiç üst geçit yok ya…. O zamanlar tren yolu üzerinde üst geçit vardı. Biz haylazların en sevdiği yer… Tren geçerken, beklemeyi sevmiyorsanız, tahta merdivenli demir köprüden geçerdiniz. Bizim bir gündüz vakti yaramazlığımız var o köprüyle… 

Bisikletleri aldık, köprünün girişine park ettik; park ettik elbet bizim tabirimiz… Sonra köprüye çıktık, ilerden tren geliyor…. Elimizde minnacık çakıl taşları, trenin bacasına bıraktık. Ve ödümüz koptu ya trene bir şey olursa; olmadı trene bir şey,. O trene bir şey olmadı. Fakat Fuar’a oldu, bizim yüzümüzden değil tabi….

Fuarımızı yıktılar. Havuz önündeki fotoğraflar siyah-beyaz olarak bile kalmadı. Fuar içi tiyatro üzerimize çöktü. Luna Park’ta izlediğimiz ne varsa, sihirbazlar, kuklalar… Üzerimize çöktü. Engiz Koperatifi ayranları, tereyağları…  Gece kurulan sinema perdeleri, filmler… Makine Kimya’nın hevesle baktığımız silahları… Saman içinde oynaşan beyaz fareler… Üzerimize çöktü. Yetimlik gibi yani.
Şehirlerin elbet ruhu vardır; lakin insanla kaimdir o ruh.  Ve insan şehrinin ruhunu söküp alabilir; maalesef…
 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.