• BIST 97.760
  • Altın 144,314
  • Dolar 3,5657
  • Euro 3,9985
  • Samsun 21 °C
  • Ankara 22 °C
  • İstanbul 21 °C
  • 16 FUTBOLCUNUN SÖZLEŞMESİ SONA ERİYOR
  • SAMSUNSPOR'A CEZA KAPIDA
  • BELGESEL ÇEKİMLERİ SÜRÜYOR
  • 16 FUTBOLCUNUN SÖZLEŞMESİ SONA ERİYOR
  • SAMSUNSPOR'A CEZA KAPIDA
  • BELGESEL ÇEKİMLERİ SÜRÜYOR

BÖYLE BİR ÜNVAN OLUR MU?

Adnan Bahadır

BÖYLE BİR ÜNVAN OLUR MU?
Konumuza girmeden önce yine bir ayrıntıya yer vermekte yarar görüyorum. Akşamları yaklaşık bir iki saatimi sosyal paylaşım sitelerine ayırmaktayım, bunun nedeni etrafta olup bitenleri daha yakından takip etmek ve kimlerin kimlerle arkadaşlık ettiğini, neler olup bittiğini yakından tespit etmektir... Zira ben şahsen herkesle görüşmediğim gibi her gelen arkadaşlık isteğine de onay vermiyorum. Gelen isteklerle ilgili istek sahibinin sayfasını inceliyorum, içeriklerinde gayri ahlaki paylaşımlar olan veya tasvip etmediğim konuların tartışıldığı sayfalarla ilgili talepleri reddediyorum. Bu inceleme esnasında arada kaçaklar olabilir mi derseniz elbette olur, neticede insanız. Beşer yanılır bizde de yanılma payı olması kadar doğal bir şey olamaz. Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada bir arkadaşımız Akit gazetesinin On Kasım'la ilgili verdiği haberleri eleştirmiş, eleştirmesine saygı duyuyorum, zira arkadaşımızın eleştirilerinin bir kısmına katılmamak mümkün değil. Ancak eleştiri yaparken kullandığı ifadeler biraz ağır olmuş kanaatindeyim. Diyeceksiniz ki, bunu bari sen deme, eleştiri sınırı olmayanlardan birisi de sensin... Ben, bir şeyi söylerken, muhataplarımın ne düşündüğünü de çok iyi bilirim. Ancak ben eleştiri yaparken muhataplarımı çok iyi seçtiğimi ve eleştirilerimi bilerek, kasden ve taammüden yaptığımı, bedellerini de ödeme noktasında şikayetçi olmadığımı belirtmek isterim. Benim eleştirdiğim insanların yaptıklarına bakıldığında söylediklerimin çok az olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Yazımıza konu olan eleştiri, Osmanlı'dan başlayıp Atatürk ile biten bir eleştiri olduğundan çok hassas bir konu olduğunu belirtmekte yarar var. Öncelikli olarak şunu belirmekte yarar görmekteyim. Bizim inancımız ve kültürümüz ölülerimizi hayırla yadetmekle bizleri mükellef kılmaktadır. Bu toprakları bizlere emanet eden ecdadımızın tamamına şükran borcumuz olduğunu unutmamalıyız. 1291 yılında başlayan bir devlet geleneğinin, 1923'de rejim değişikliği ile devam etmesi gerçeğini dikkate aldığımızda, geçmişi reddi miras etmek gibi lüksümüzün olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Zaten biz etsek de dünya bizleri ecdadımızın varisleri kabul ettiğinden sürekli soykırım zırvaları ile karşımıza çıkmıyor mu? O halde gerçekleri görmek hepimizin görevi. Ben şahsen şuna bütün kalbimle inanıyorum. Padişahlar insandı hataları, eleştirilecek tarafları elbette vardır. Örneğin ben eşleri konusunda onları eleştiririm. Bir padişahın cariye, odalık, haseki, peyke, zevce, başkadın gibi tam ondört çeşit eşlerinin olması sürekli kafamda soru işaretleri oluşturmakta. Ama onlar bizim ecdadımızdır, onlara asla saygısızlık edemeyeceğimiz gibi onların ruhlarına her fırsatta dua okumak boynumuzun borcudur. Peki bunu yaparken İmparatorluk yıkılıp yerine Cumhuriyet rejimini kuranlara dua etmeyecek miyiz derseniz, aynı şekilde onların da eleştirilecek yanlarını kabul ederek onlara da dua edeceğiz. Çıkmış bir tanesi konuşuyor benim Atam Adem(a.s.), Musa(a.s.), Nuh( a.s), Hazreti Muhammed diyor... Tamam bunlar zaten bizim önderlerimiz, rehberlerimiz, atalarımız... Orada en ufak bir sorun yok ama bütün bunları derken Atatürk de bu ülkeye hizmet etti, Kurtuluş Savaşı'nda çok büyük emekleri var. Bu ülkenin kuruluşundaki emeklerine saygı duyuyoruz, dese ne olurdu. Atatürk’ün de eleştirilecek yanları vardır, neticede beşerdir ama onu da reddi miras etme gibi bir lüksümüz yoktur. Bana göre bu tür meseleleri seviyeli bir biçimde eleştirebiliriz ama şuna kafir, buna müslüman demek gibi bir yetkimiz yok. O sadece ve sadece Allah'a aittir.
Konumuza girmeden, neredeyse sayfa bitti. Ama konunun önemine binaen bu kadarını yazmak zorundaydım. Konumuza gelince, geçenlerde araştırmacı yazar, gazeteci Sadık Albayrak OMÜ'de konferans verdi. Ben kendisini 1982 yılından beri tanırım. O zaman ben Of'ta imamlık yapıyordum. Babası rahmetli olmuştu, ziyaretine gittik. Bir isteği olup olmadığını sorduğumda, 'var' dedi. Nedir efendim, dediğimde, 'Çaykara Cezaevi'nde Mustafa Genç diye bir dava arkadaşımız İslamcı Genç, Notlar adlı eseri yüzünden ceza aldı, orada yatmakta. O'nu ziyaret edip ihtiyacı olup olmadığını sorarsanız mutlu olurum' dedi. Ben de arkadaşlarımla, Mustafa Genç Hoca'yı, gittim ziyaret ettim. Daha sonra Mustafa Genç'le enteresan dostluklarımız oldu, o detaya girmek istemiyorum. Biz, Sadık Albayrak ismini Milli Gazete'de köşe yazan, kitapları olan, İslamcı gençliğin simgesi bir ağabey olarak tanır, bilirdik.
Aradan geçen otuz küsür yıllık süreçte kendisi ile bir daha görüşme fırsatımız olmadı. Ne zaman ki OMÜ'de konferansa geldi, basından öğrendik ki şehrimize gelmiş. Buraya kadar olan her şey normal ama olayı basının haber yaparken Sadık Albayrak’ı "Cumhurbaşkanının dünürü" olarak takdim etmesi bana göre abesle iştigal. Zira Sadık Albayrak zaten idol bir isim. O'nun başka bir ünvana ihtiyacı olmadığı gibi, hiç bir zaman bir insanın şunun veya bunun dünürü olmakla şanı şerefi artmaz. Şanı şerefi veren Allahtır. Ayrıca Sadık Albayrak gerçekten bu davaya hizmet etmiş sayılı isimlerden birisi olmasına rağmen, o şekilde takdim edilmesi üzücü bir durum. Bir insan kendi şahsiyeti ile vardır, başkasının şahsiyeti ile var olmaktansa ölmek daha hayırlıdır, diyerek sözlerime son veriyorum. Kalın sağlıcakla.

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim