• BIST 107.217
  • Altın 140,822
  • Dolar 3,5243
  • Euro 4,0982
  • Samsun 26 °C
  • Ankara 30 °C
  • İstanbul 28 °C
  • GÖKAY İRAVUL İMZALADI 
  • CANBERK AYDIN KAYSERİSPOR'DA 
  • SAMSUNSPOR KALDIĞI YERDEN
  • GÖKAY İRAVUL İMZALADI 
  • CANBERK AYDIN KAYSERİSPOR'DA 
  • SAMSUNSPOR KALDIĞI YERDEN

“BİRİLERİ TUZAK KURDU” KALEMLE/2

Ali Kayıkçı

*    “Sakın hâinlerin savunucusu olma!..” (Kur’ân-ı Kerîm; Nisâ Sûresi, âyet 105’den) 
*  “Harf devriminin tek amacı ve hatta en önemli amacı, okuma-yazmanın yaygınlaşmasını sağlama değildir. Devrimin temel gayelerinden biri, yeni nesillere geçmişin kapılarını kapamak, Arap-İslâm dünyası ile bağlarını koparmak ve dinin toplum üzerindeki etkisini zayıflatmaktı. Yeni nesiller, eski yazıyı öğrenemeyecekler, yeni yazı ile çıkan eserleri de biz denetleyecektik.  Din eserleri eski yazıyla yazılmış olduğundan okunmayacak, dinin toplum üzerindeki etkisi azalacaktı.”           (İsmet İnönü-Hatıralar, C. 2, s. 223)
*     “Artık 1935’teyiz. On iki senelik bir müddet zarfında, yeni Türk, kendine yeni bir ruh, yeni bir ahlâk, yeni bir tarih, hattâ, Allah’ı artık Tanrı diye andığı için, diyebilirim ki yeni bir Allah yaratmıştır.”    (Kemalizm-Tekin Alp; Prof. Dr. M. Fuad Köprülü’nün önsözü ile Cumhuriyet Gazete ve  Matbaası-İstanbul 1936, s. 171.)    
 *  “Kamalizm, bütün dinlerin üstünde bir yaşamak dinidir.”-CHP Edirne Milletvekili Şeref Aykut    
*    “Doktora yapmak için İtalya’ya gitmiştim. Papaz öğrencilerin de bulunduğu bir konferansa katılmıştık. Bir yemek saatinde, biraz yüksek sesle, (Bismillâhirrahmânirrahîm) demiştim. Yanımda oturan Papaz, bana nereli olduğumu sordu. Türkiyeliyim dedim. ‘Ülkenizde, başka böyle söyleyen gençler var mı?’ dedi. Çok insan olduğunu söyledim. Bunun üzerine, ‘Eyvah! Bizim bütün plânlarımız bozuldu. Biz 50 yıl sonra, Türkiye’de (Allah) diyecek kimse kalmasın diye program yapmıştık. Demek ki, her şey altüst oldu’ dedi.” (Dr. Enver Ören’den Hasan Yavaş; Türkiye Gazetesi, 18.11.2015, s. 17)
*    “İngilizceden, Fransızcadan, Latinceden her Allahın günü dilimize bulaşan şunca kelime karşısında sus-pus olup oturanlar, bizim bin yıldan beri konuşup durduğumuz, Türkçeleştirdiğimiz kelimelere karşı, acaba neden böyle saldırıyorlar? İstanbul’daki beş yüz yıllık, bin yıllık çınarları kesip yerlerine cılız akasya dikenleri katil diye, hain diye lânetleyen diller, acaba neden bin yıllık kelimelerimizi katledenlere alkış tutuyorlar?” (Y. Bülent Bâkiler-Somuncu Baba Dergisi; Temmuz-Ağustos 2004, s. 31)
 *    “İsrail, 1948’de kurulurken 5 bin yıl evvel kullanılan İbraniceyi resmi alfabe olarak kabul etti.  Kaybolup giden bir dil, yeniden hayat buldu. (…) Tek parti zihniyetinin Osmanlı muhalefeti, İslâm düşmanlığından ileri gelmektedir. İslâm’a düşman olanlar; imâna da, ezâna da, namâza da, camiye de, elifbaya da düşmandır.”   (Rahim Er-Türkiye Gazetesi; 11.12.2014, s. 3)
*  “(Sözcük) kelimesi, kelimenin karşılığı ise, bu “Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi-8” kitabında, (İlâ-yi kelimetullah)ı, (Kelime-i tevhîd)i ve (Kelime-i şahâdet)i nasıl diyeceksiniz?”, “…dil mes’elesi, hem dînî hem de millî bir mes’eledir; üzerimize yüklenen bir vazifedir. Bu sebeple; her kelimeyi/sözü yerli yerinde, usûlüne göre kullanmamız gerekir.”) (M. Hâlistin Kukul; Denge Gazetesi-22.05.2015, s. 9; 22.11.2015, s. 12)                                                                                                                                                        *   “Ruhsal, parasal, soyut, boyut, yaşam, eğilim/Ya bunlar Türkçe değil yahut ben Türk değilim! Oysa halis Türk benim, bunlar işgâlcilerim/Allah Türk’e acısın, yalnız bunu dilerim…”,   “Bu yurda her belâ içinden gelir/“Hep”leri, hep, hiçin hiçinden gelir.”    (N. Fâzıl Kısakürek-Çile)
*    “Türkiye’nin en mühim dâvâsı, hiç şüphesiz, dil dâvâsıdır.”    (Prof. Dr. Mehmet Kaplan-Nesillerin Rûhu, s. 150) 

S
aygıdeğer Okuyucularımız!..
 Yukarıda “serlevha” olarak sunduğumuz tespitlerden sonra ilâve etmek isteriz ki, başta “TRT”, “Samanyolu ” ve “Kanal 7” gibi televizyon kanallarında “Sunuculuk”, “Bugün Gazetesi”nde “Köşe yazarlığı” yapmanın yanında “İçimden Geldiği Gibi”, “Günaydın Gece”, “Benim Hâlâ Umudum Var”, “Küçük Mutluluklar”, “Aşkın Bir Yüzü”, “İkbal Gürpınar’dan Yemek Tarifleri”, “Ramazan Sofrası” ve “Elbet Bir Gün” gibi çokça okunan eserlere de imza atan Sn. “İkbal Gürpınar”ın bu son eserinden kısaca bahsetmiştik. Bu gün de bu eserin “muhteva” dediğimiz bütününü değerlendirmek istiyoruz.
Temmuz 2013 tarihinde İstanbul’da “100.000 adet” olarak bastırılan ve 6 ayrı kuruluş tarafından dağıtımı yapılan bu eser; Sunucu-Yazar Sn. İkbal Gürpınar Hanımın “Anı-Deneme” tarzında kaleme aldığı bir kitap. 
4 renkli ofset karton kapaklı bu kitap orta boy 168 sayfadan meydana gelmiş. Kapağında İkbal Hanımın oğluna, arka kapağında ise kendisine ait bir resmi ile kısa bir de tanıtım yazısı var. 
3. sayfadaki “Teşekkür” yazısının ardından 4. sayfada “Eserleri”ni “Kitaplar” ve “Albümler” olarak gördükten sonra “Merhaba” başlıklı 4,5 sayfalık bir giriş bölümü dikkat çekiyor.
“Dikkat çekiyor” dedik; çünkü karşı sayfası zaten boş bırakılmış iken 7. sayfadaki bu kısma da sayfanın yarısından başlanması, 11. sayfada bitirirken de metnin yarıda sona ermesi, yayıncının bir “sayfa şişirmesi” ve “kitap yerine defter satma”nın, dolayısıyla da “aldatan bir satıcı olduğu”nun alâmeti kanaati veriyor.  12 ve 13. sayfalarda da aynı durumla karşılaşıyoruz: Bir sayfalık metin, iki sayfaya dağıtılmış. Böylelikle de 14. sayfaya gelene kadar
okuyucu tam 4 sayfa “kazıklanmış” oldu… 
Satırlar pekâlâ “1 ara” ile yazılacak yerde zaten “1,5 arayla” da yazıldığından, “okuyucunun bu kazıklanması, katlanarak gidecek görünüyor. Nitekim, sayfaları çevirdikçe bu durumla daha sık karşılaşıyoruz. Ve sonuçta tam “16 sayfa” yani “bir forma”nın “boş” bırakıldığını,  100 bin adet basıldığını 2. sayfasından okuduğumuz bu eserle toplamda 100 bin forma, diğer bir ifâdeyle 1 milyon 600 bin sayfanın heba edildiğini, “isrâf”a uğratılarak “millî ekonomi”ye zarar verildiğini özellikle belirtmek isteriz…  Kaldı ki Sn. İkbal Hanım, eserin 92. sayfasında, “ekmek isrâfından” bahsetmekte ve bunun “haram” olduğunu vurgulamaktadır. 
Gelelim İmlâ Hatâlarına: 
Sn. İkbal Hanım, 3. Sayfadaki teşekkür yazısında “Edebiyat Öğretmeni Yurdagül Doğanata”dan bahisle, “kitabın redaksiyonunu yaptı” dediğine göre “dil ve imlâ hatâları”nın sıfıra yakın çok az olacağını düşünürken karşımıza bakınız neler çıktı: 
a)- İnceltme/uzatma işareti (^) konulması gereken kelimeler:
Hala (sıfat olarak): (Sy: 5, 11, 23, 59, 70, 76, 160); 
Hikaye: (Sy: 5, 68, 136);
Kah: (Sy: 7, 38); 
Hal/hale/halde/haliyle/halletmek/halsizlik: (Sy: 8, 9, 14, 25, 35, 38, 39, 43, 46, 55, 59, 64, 69, 70, 74, 77, 82, 85, 86, 92, 99, 103, 104, 105, 107, 141, 164);    
Lazım: (Sy: 9, 20, 31, 42, 46, 52, 64, 65, 109, 162); 
Mesela: (Sy: 9, 115); 
Hayal: (Sy: 10, 22, 57, 65, 101, 130, 164);
Reklam: (Sy: 11, 125); 
Adeta: (Sy: 13, 64, 84); 
İhlas: (Sy: 16); 
Felak: (Sy: 16); 
Nas: (Sy: 16); 
Kafirun: (Sy: 16);
Layık: (Sy: 17, 71); 
Kur’an-ı Kerim: (Sy: 17, 51, 64, 113, 115);  
Mevla: (Sy: 18, 57); 
Musa: (Sy: 18); 
İmkan: (Sy: 24); 
Ahlak: (Sy: 24, 62, 64); 
An/anda; (Sy: 24, 28, 39, 59, 75, 77, 130, 163);
Selam: (Sy: 24, 52, 54); 
Mana: (Sy: 25, 61, 63); 
Fazıl: (Sy: 27); 
Dahil: (Sy: 48); 
Mevlana: (Sy: 49, 58); 
Manevi: (Sy: 50, 94, 98, 130); 
Helak: (Sy: 51); 
Velakin: (Sy: 51); 
Laf/lafı: (Sy: 52, 55); 
Misal: (Sy: 54); 
Alaka: (Sy: 59, 67, 122); 
İslam: (Sy: 61, 102, 103, 117); 
Alem: (Sy: 61, 62); 
Teala: (Sy: 64); 
Davet: (Sy: 64);
Plan: (Sy: 78, 164);
Günah: (Sy: 87); 
İlaç: (Sy: 94, 101);  
Helal: (Sy: 96); 
Silah: (Sy: 105); 
Mahlukat: (Sy: 106); 
Bazı: (Sy: 113); 
İlahi: (Sy: 163).
b)- Büyük Harfle Yazılması İcap Edenler: 
İçimden Geldiği gibi: (Sy: 5); 
yemek tarifleri: (Sy: 5);
Simidin İki yarısı: (Sy: 5);
ramazan: (Sy: 9); 
demiyor mu yaradan: (Sy: 16). 
c)- Küçük Harfle Yazılması İcap Edenler:
Hamd ve Şükür: (Sy: 16);
Maşaallah: (Sy: 34).
ç)- Bitişik Yazılması İcap Edenler:
“  Mevla: (Sy: 18; 
Eyler  “: (Sy: 18, 66);
“  KARICIĞIM: (Sy: 20);
İçin  “: (Sy: 22); 
yoksa?  “: (Sy: 63); 
et  “: (Sy: 63); 
olmadı.   “: (Sy: 69).
d)- Ayrı Yazılması İcap Edenler:
arkadaşım(Rahmetli): (Sy: 23).
e)- Harf Noksanlı Kelimeler:
tabi: (Sy: 32, 122)    
f)- İsim Hatâlı Cümleler:
Hz. Mevlana’nın… değil, Yûnus Emre’nin şeklinde olacak (Sy: 49). 
g)- Kelime Noksanlı Cümleler:
Kur’an-ı Kerim’in ilk ayeti… değil, Kur’ân-ı Kerîm’in ilk inen âyeti şeklinde olacak (Sy: 44).
benden söyleme… değil, benden söylemesi. Şeklinde olacak (Sy: 66). 
ğ)- Saygı Noksanlı Cümleler:
Allah’a yalvarır… değil, Cenâb-ı Allah’a yalvarır şeklinde olacak (Sy: 17).
 emredilir Musa’ya… değil, emredilir Mûsâ aleyhisselâma şeklinde olacak (Sy: 17).
beklemektedir Musa… değil, beklemektedir Mûsâ aleyhisselâm şeklinde olacak (Sy: 18).
değerlendirdiler Kur’an’ı… değil, değerlendirdiler Kur’ân-ı Kerîm’i şeklinde olacak (Sy: 113).
Kur’an’da açıkça… değil, Kur’ân-ı Kerîm’de açıkça şeklinde olacak (Sy: 113).
h)- Mânevî Yönden Hatâlı İfâdeler:
müziğin, insan vücudunda yarattığı olumlu etkiler… (Sy: 110) cümlesindeki “yaratma” fiili”, “Tekvîn sıfatı” olarak Cenâb-ı Allah’a aittir. Doğrusu, müziğin insan vücudunda meydana getirdiği etkiler… şeklinde olmasıdır. Hatta burada “olumlu” sözcüğünü de kullanmamak daha uygundur.  
Gelelim Genel Değerlendirmesine: 
Sn. İkbal Hanım; gezip gördüğü, görüp beğendiği yerleri, okuduğu eserlerdeki faydalı tespitleri ve hayatta karşılaştığı hadiselerden edindiği intibalarını TV’lerde anlattığı gibi yazarken de rahat ve anlaşılır bir dil kullanmakta (ancak, daha önceki bir yazımızda da belirttiğimiz gibi), zaman zaman “arı dil” denilen, hatâlı bir şekilde “Öz Türkçe” denilen “Ecerufça”dan, “Agop ve Ataç”tan bâzı “sözcükleri” satırları arasına serpiştirmekten de kendisini alamamaktadır.  Bu O’nun için (maalesef, eserinin sonraki asırlarda, çok daha geniş coğrafyalarda okunma şansını kaybetmesi bakımından) bir dezavantaj olmakta, menfi kazanım sağlamaktadır. 
Diyoruz ve bu his ve düşüncelerle kaleme aldığımız aşağıdaki mısralarımız ile de Siz Saygıdeğer Okuyucularımızı başbaşa bırakıyoruz…
Kalbî sevgi ve saygılarımızla…
    = = = * = = =
“Saâdet-i Ebediyye”, okumadan yazarsan;
“Hatâ” yapar, “günâh” işler; “şaşkaloz”a dönersin; 
“Tenkîd yedim, niçin oldu?” diye boşa kızarsan…
“Şan-şöhret”ten, “riyâ” düşman; dumansızca yanarsın; 
“Nasîhat”tan uzak durur, “balon” gibi sönersin…

“Saâdet-i Ebediyye”, “başucunda” var ise;
“Konu” neyse, “Fihrist”inde; güzelce arar ise;
Günden güne, beş-on sayfa; okumakta karar ise… 
Çok şey bilir, dünyâ-âhiret; ilm-irfâna kanarsın; 
“Bozuk fikir”, “bâtıl yayın”; her daim zarar ise…

Bunu bilir, ev-ocağı, daim bundan korursan;
“Îmân haz’ne”, bekçi olur; kapısında durursan;
Bir “münâfık” lâf edince, “on iki”den vurursan…
KAYIKÇ’Ali yazar-söyler, büyükleri anarsın;
“Ehl-i sünnet” yolu düzdür,  “ihlâs” ile yürürsen…

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim