• BIST 109.330
  • Altın 155,894
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • Samsun 21 °C
  • Ankara 3 °C
  • İstanbul 17 °C
  • ZEREN: "Yarın kazanan taraf biz olacağız"
  • GİRESUN’A  BİLENİYORLAR
  • SAMARAS'IN KEYFİ YERİNDE
  • ZEREN: "Yarın kazanan taraf biz olacağız"
  • GİRESUN’A  BİLENİYORLAR
  • SAMARAS'IN KEYFİ YERİNDE

AYAĞA KALK “DİYANET”, UYUDUN BUNCA Z AMAN!..

Ali Kayıkçı

AYAĞA KALK “DİYANET”, UYUDUN BUNCA Z AMAN!..
*  “Diyanet’in kuruluşu masum değildir. Siyasi bir yapının içinde Müslümanları baskı altında tutmak için vardır. Gâyesi; imamlar ve vâizler vasıtası ile İslâmi anlayışı bugünkü yapıya adapte ederek mevcut sistemin meşruluk kazanmasını sağlamaktır. Dinin türevlerinden olan itikat ve ibâdeti öne çıkararak, muamelatı yok saydırmaktır. Kendilerinin olmasını istediği, milli bir din icat ederek Diyanet İşleri Başkanlığı’nca halka onaylatmaktır. TC kuruluşu ile Osmanlı’nın Şeriyye ve Evkaf Vekâleti yerine; muamelatı, nas’a ait hükümleri Büyük Millet Meclisi’nin uhdesine vererek, itikat ve ibadete dair işleri yürütmek için 1924’de Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur.  
Osmanlı Devleti’nin müftülerinden, dine aykırı görüş ve fetvalarından dolayı idama mahkum olan Rifat Börekçi, Diyanet İşleri Başkanlığı’na getirilmiştir. O da vazifesini gerektiğince yapmış, müftülere gönderdiği tamimimde;  “Vaiz ve hatipler, cumhuriyet inkılaplarını benimsemiş aydın kişilerden atanmalıdır” direktifini vermiştir. Dinin maslahatı yerine devletin maslahatını esas almış, icat ettikleri milli dini meşrulaştırma gayretine girmişlerdir.  1932’de ezanı Türkçeleştirmiş, 1933’te salat-ı selamları, 1937’de de ölü haberi olarak getirilen salâları kaldırmıştır. Gâye; dini yaşamak ve yaşatmak değil, sistemi meşrulaştırmak, halkın tepkisini önlemek, Diyanet eliyle halkı baskı altında tutmaktır. Nitekim 1942’de Diyanet İşleri Başkanı olan Prof. Dr. Şerafettin Yaltkaya, müftülere gönderdiği tamimde; “İtikat ve ibadete ait meseleleri ara sıra hatırlatınız. Her vesile ile başkalarına iyilik yapmak, doğru sözlü olmak, yardıma muhtaç olanların yardımına koşmak gibi insanî vazifelerin üzerinde durulması, Hava Kuvvetleri, Kızılay gibi müesseselere yardımcı olunması…” diye emir buyurmuşlardır. 1982’de bir adam daha atarak, Diyanet’in yapısını laikliğe bağladılar. “Laiklik ilkesi doğrultusunda” vazife yapılacağı vurgusunu getirdiler. “Devletin dine müdahalesi serbest, dinin devlete karışması yasak oldu.” Bütün bunlar, sistemi meşrulaştırma, Müslümanları yozlaştırma siyasetidir. 
İsterler ki; din kendilerine uysun, ya da kendilerinin koydukları kalıpta yürüsün. Dinin, sosyal ve siyasi yapısı unutulsun. Dinin, sadece itikat ve ibadet kısmı işlensin. Şeriati içeren hiçbir şey gündeme gelmesin.  Kendilerinin tarif ettiği, olmasını istedikleri milli din revaç bulsun. Kur’ân unutulsun. Hadisler dile gelmesin. Kur’ân, ölüler için ağıt kitabı olarak kalsın, anılmasın. Hükümleri bildirilmesin.” (Vakit Gazetesi-Duran Kömürcü; 13.10.2008, s. 6) 
                
Saygıdeğer Okuyucularımız!..
Bilindiği üzere “Diyanet İşleri Başkanlığı“nın;  yukarıya “serlevha” olarak aldığımız “serüvenleri”nin yanında bir de “Türkçe Kur’an” gibi teşebbüslerin es geç ilmesi, Esmâ-i hüsnâ’dan olan isimler yerine “Tanrı” adının ikame edilmesi, İslâmî kelimeler yerine uydurukça/arı dil” denilen ucûbenin dilimize sokulmasına ses çıkarılmaması ve milletimizin sözümona “aydın kesim”in ağzında ve kaleminde “ayrılık tohumları” ekmesine ve de malûm Pelsilvanyalının başlattığı ve bir kısım ilâhiyatçının önayak olduğu “Dinlerarası Diyalog”a göz yumulması… gibi bir takım menfi geçmişi vardır.  
Bunlardan biri de;  Agop Martayan Dilaçar (1895–1979) ile N. Ataç (1878–1957) isimli, biri; öğretmen-idareci ve Ankara Üniversitesi,  DTCF Öğretim Görevlisi “gayrimüslim” bir vatandaşımız, diğeri ise, iftiharla “ateist” olduğunu söyleyen Ulus Gazetesi yazarı, iki “dil devrimcisi”nin öncülük ve gayretli ile bugünkü noktaya gelmiş bulunan “uydurukça/arı dil” konusunda da herhangi bir karşı tavır almamış olmasıdır.  
Bu konuda, “Denge” Gazetemizin 01 Nisan 2015 günlü nüshası 12. sayfasındaki “Yûnus Emre’nin Görklü Türkçesinden Günümüze/2” başlıklı makâlesinde “E. Öğretim Görevlisi Şâir ve Yazar M. Hâlistin Kukul Hoca”mızın dikkat çektiği birkaç husus var ki, “Diyanet teşkilâtını nasıl da ayağa kaldırmaz?” dedirtecek nevinden önemli şeyler: 
Bunlardan biri; “kelime” yerine uydurukça “sözcük” kullanılmasıdır. Bilindiği üzere, Cenâb-ı Allah; Kur’ân-ı Kerîm’in birkaç yerinde “kelime” diyerek nitelemekte, Peygamberimiz Efendimiz (sallallahü aleyhi vesellem) de “Kelime-i şahâdet” ve “il’a-yı kelimetullah” ifâdelerini kullanmakta, cenâzelerde de “Er kişi niyetine” denilmektedir.  Buralardan “kelime”yi ve “kişi”yi çıkardığımız ve yerlerine uydurukça “sözcük” ile “birey”i koyduğumuz zaman, böyle bir şeyin “dine ve mânevî değerlerimize aşikâr bir tecâvüz/saldırı” olduğu konusudur ki  burada da “Diyanetin susması”nı anlamak mümkün değildir!.. 
Diyoruz ve bu his ve düşünceler ile kaleme aldığımız aşağıdaki mısralarımız ile Siz Saygıdeğer Okuyucularımızı başbaşa bırakıyoruz…
Kalbî sevgi ve saygılarımızla…   
                          
         = = = * = = =
Ayağa kalk “Diyanet”, uyudun bunca zaman; 
“İnanc”ına tecâvüz, “dil”ine saldırı var; 
Nerden ve kimden ise, verme birine aman!..
Herkes kendi yoluna, haddini bilsin herkes; 
Hele bir “Yetti!..” desen, başa geçer dünyâlar…

Ayağa kalk “Diyanet”,80 bin câmi senin; 
“Yeter gayri!..” seslensen, yolu şaşar evrenin; 
“Millet-i İslâm” derken, var mı “ulus” diyenin?..
Herkes kendi yoluna, haddini bilsin herkes; 
Kimi “kara dinli”dir, “ateist” halt yiyenin…

Ayağa kalk “Diyanet”, Rabbim sözü “kelime”;
“Sözcük-mözcük” diyenler, düşe-gele elime; 
Bir “teneşir-musallâ”, “birey” gelmez “dilime”…
Herkes kendi yoluna, haddini bilsin herkes; 
Niyet “Er kişi” için, “Dur!..” de bu “mezâlime!..”

Ayağa kalk “Diyanet”, “Diyalog bir masal” de; 
“Hak din yalnız İslâm’dır”, Kıyâmet ona vâde; 
Müslüman özün özü, Âdem’den (*) beri sâde…
Herkes kendi yoluna, haddini bilsin herkes; 
“Şimşekçe” geçmek varken, neden topal piyâde?..

Ayağa kalk “Diyanet”, “Kelime-i şahâdet”;
“İl’a-y kelimetullah”, söylemek değil âdet; 
Kim îmâna saldırır, ona binlerce lânet!..
Herkes kendi yoluna, haddini bilsin herkes; 
“Dava açacağım!” de, bunu şimden ilân et!..

Ayağa kalk “Diyanet”, KAYIKÇ’Ali peşinde;
“Buzul” olsalar bile, erir “Hakk güneşi”nde; 
“İnsan kılıklı” bunlar, hepsi “şeytân işi”nde…
Herkes kendi yolunda, haddini bilsin herkes; 
Biz “Medine” dedikçe, “Yesrîb” derler başında…
------------------------------------------------- 
(*): Âdem: Hz. Âdem aleyhisselâm

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim