• BIST 90.383
  • Altın 145,017
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Samsun 11 °C
  • Ankara 17 °C
  • İstanbul 12 °C
  • TRABZON’DA KARADENİZ DERBİSİ
  • HAZIRLIKLAR SÜRÜYOR
  • HASTA YATAĞINDA ÇARŞAMBASPOR AŞKI
  • TRABZON’DA KARADENİZ DERBİSİ
  • HAZIRLIKLAR SÜRÜYOR
  • HASTA YATAĞINDA ÇARŞAMBASPOR AŞKI

Askeri açılımların gerisindekiler

Salih Parlak

Biz din düşünürleri askeri oluşumlarla fazla ilgilenmeyiz. 2000 öncesinde hiç ilgilenmiyorduk; ancak Avrupa Birliği"ne giriş sürecinde: ''Türkiye Avrupa'nın reddedemeyeceği bir toplum olmayı hedefliyor''  yargısını gerçekleştirmeden en küçük lafımız göze batıyordu.
Şimdi yeni bir anayasa için kolları sıvayan iktidar partisinin uyumlu çalışma isteğini, TBMM çatısı altındaki muhalefet partileri şu gerekçeyle geri çevirmişler ve köprüleri atmışlardır:
AB uyum yasası adı altında, önce Ordunun sesini kısacak… TSK, siyasi iktidarın ülke birlik ve bütünlüğüne ters düşen isteklerine engel olamayacaktır.
Ülkenin geleceği ile ilgili, zaman içinde olası yapmayı düşündükleri değişikliklerde, siyasi iktidar tek parti durumuna yükselecektir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bölünmez bütünlüğünün ve Cumhuriyetin değerlerinin ''asli ve gerçek bekçileri'' olan TSK; aktif durumdan pasif duruma getirilecektir. “AB demokrasisi” adıyla TSK zayıflatılarak bir kenara itilecektir.
İşte bu nedenlerle mevcut statükoyu var güçleriyle koruma kararlılığında olan CHP ve birçok temel konuda aynı fikirde olan, ancak halkın yanında olmamaktan da çekinen MHP AKP"nin anayasa taslağı çalışmalarına karşı çıkmaktadır.
Halk kimdir? CHP"ye göre halk, Anayasa Mahkemesi, İşçi Sendikaları, ADD ve ÇYDD gibi sivil toplum örgütleridir. MHP de temelde aynı fikir üzerinden yürümektedir. Ama Türk halkından da çekindiğinden bu kararlığını AKP yanında olur gibi gözükmekle alalamaktadır.
İşte 28 Şubat sürecinde MÜSİAD Başkanı Erol Yarar"ın, sadece Mahkeme-i Kübra sözünü kullanması rejimi koruyan siyasi irade açısından bir tehdit olarak algılanmıştı. Aynı dönemde şimdiki Başbakan ve o süreçte siyasi tutuklu olan Başbakanımız, kendisini mahkum eden Başsavcı Vural Savaş için: Siirt'te yaptığı bir konuşma nedeniyle Diyarbakır 3 Numaralı DGM'de "halkı kin ve düşmanlığa tahrik" suçlamasıyla 10 aylık hapis cezasına çarptırılmıştı. Recep Tayyip Erdoğan, 27 Ekim 1998'de Tuzla'da yaptığı konuşmada, "Vur de vuralım, öl de ölelim" sloganları üzerine, kalabalığı teskin amacıyla , "Sizin isminiz Vural mı da size vurun, alın diyeyim? Sizin soyadınız Savaş mı da size savaşın diyeyim?" demişti. Bu sözler üzerine Vural Savaş, Kartal Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunmuştu.
Bunun üzerine Ağır Ceza mahkemesinde Erdoğan"a “Vural Savaş"ı öldürmeye teşvikten” dava açılmıştı.
İşte bu nedenlerle bizler herkes gibi açıktan eleştiriler ve yorumlar yapmaktan çekinir olmuşuz. Bu nedenle naklen konuşmalar yapmamızda yarar var.
Zaman yazarı E. Dumanlı diyor ki:
“Başbuğ'un konuşmasında 'terör'den sonra en çok zikredilen ikinci kelime 'din'. Tam 61 yerde 'din' demiş Paşa. Demek ki zaman içinde birtakım yanlış uygulamalar, yanlış söylemler, askeri de rahatsız eden bir imaja yol açmış. Paşa'nın, bu imajı düzeltmek için askerliğin peygamber ocağı olarak bilinmesine vurgu yapması boşuna değil. Yeter mi? Hayır. TSK, dindar insanlarla barışık hale gelmeli...
Dindar insanların rencide edilmesi bir yana; 'asker demokratik sisteme ve yargıya müdahale ederek toplum mühendisliği yapıyor' havası oluşmuştu.
44 kez 'demokrasi' ve 23 kez 'laiklik' demiş Sayın Başbuğ. Demokrasiyle barıştırma yolunu seçmiş.
Başbuğ, beş kez 'mütedeyyin kesimler/mütedeyyin kişi' tabirini kullanıp sonra da 'bazı cemaatler' diyerek birtakım suçlamalarda bulunuyor. Genelleme yoluyla yapılan bu ayrımcı dil, esas konuşmadaki inandırıcılığı zedeliyor. Üstelik 'sosyal devlet' kavramının kullanım hatası, 'cemaat lazımsa onu da biz kurarız, sivil toplum gerekiyorsa onu da biz inşa ederiz' tarzında bir çağrışıma yol açıyor.
ABD, farklı sivil toplum kuruluşlarının; hatta dinî cemaatleşmenin en zengin ülkesidir. Müntesipleri 10 milyonu aşmış cemaatler vardır ve Amerika'da cemaatler otel işletmeciliğinden eğitime kadar her türlü faaliyetin içindedir. Hollywood yıldızları arasında da rastlarsınız bu kişilere, spor dünyasında da.
İstatistiklere göre Amerika'da yaklaşık 5 milyon çocuk “Dinî Cemaat Okulları”nda eğitim alıyor. Yine resmî istatistiklere göre bu, yaklaşık 500 bin öğretmen, 28 bin okul, bir o kadar da müdür anlamına geliyor.
ABD"deki temel özgürlükler, Genel Kurmay Başkanımızca yasadışı faaliyetmiş gibi sunuluyor; hatta millet vicdanına mal olmuş sosyal hareketler ima yoluyla bile olsa suçluymuş gibi gösteriliyor.
Haber7 yazarı Prof. Nevzat TARHAN  Başbuğ"un demecini 12 soruda özetlemiş. Birisinde:
"Demokrasi rızaya dayalı bir yöntemdir, Kur"an devlet yönetimi ile ilgili kurallarda ayrıntıya girmemiş; insanların kendisine bırakmıştır. İlahi irade insanın iradesine doğrudan müdahale etmemektedir; son karar insana bırakılmıştır. Toplumun çoğunluğu Kur"an"ı uygulamada yeni ve özgür seçenekler isterse bu onların sorumluluğudur, insanları zorla iyi ve güzel yapmaya çalışmak Kur"ani bir yöntem değildir" görüşü ile demokrasiyi savunmaktadırlar.
Burada Sayın Tarhan dinî bir yanlışlık yapmaktadır:
 “Kur"an devlet yönetimi ile ilgili kurallarda ayrıntıya girmemiş; insanların kendisine bırakmıştır” derken insanların kendisine değil, insanların arasından seçilmiş ve İcmâ"-ı ümmet yetkisini almış; Dinî Ulema Kurulu"na bırakmıştır. Kur"an ayrıntıyı edile-i şer"iyyenin üçüncüsü olan İcmâ"-ı Ümmet"e emanet etmiştir. Burada ilahî iradeyi her yüzyıldaki akademisyen bir ulema kurulu"na emanet etmiştir.
Tarhan, askere din bilimcilerle çalışma önermekte, dine sadece siyasi bir gözlükle bakılmamasını salık vermektedir.
Demokrasi, laiklik ve din uyuşur ve ılımlı Müslüman üretir. Böyle düşünenleri halen düşman olarak görmek, niyet sorgulayarak hareket etmek ordumuzun kimliği olamaz.
İşte dinimiz sağduyulu ve devlet siyasi irade sahipleriyle barışık bir düzen önermektedir. Kur"anda devlet kelimesi geçmemekte ancak:
“Allah'a, dolayısıyla Resûlünün yasalarına saygılı olun, meselelerinizi çekiştirmeyin, çözümleyin; birbirinizin peşine düşersiniz, böylece devlet olma gücünüz elden gider. Sabırlı olun; Allah sabredenlerle beraberdir” Enfal Sûresi: 46
Burada “Resûl” anonim ve siyasi bir kavram olarak İcmâ"-ı Ümmet kurumunun anonim adıdır. Sadece Hz Peygamber değildir. Bugün de “Resûl” ve o Resûle itâat devam etmektedir. Bu kavram üzerinde birkaç yazımızda durduk ve Kur"an-ı Kerim meal-tefsirimizde, gerekçeleriyle açıklamalarda bulunduk.
İşte çağa göre Kur"an yorumunu bu İcmâ"-ı Ümmet kurumu gerçekleştirecektir ve bunun Kur"andaki delili bana göre Resûl olmaktadır.
Yukarıdaki yazılarda ele alınan Sayın Genel Kurmay Başkanımızın Hava Harp Akademilerindeki konuşması ve eleştirisi Kur"an açısından böyle değerlendirilmesi gerekmektedir. Kur"an yorumunu normal insanlar yapamaz. Ancak içlerinden seçilmiş ulema kesimi kurumlaşarak yapabilir ve Kur"andaki adı da “Resûl”dür.
Çağımızdaki yasa koyucular, yasa düzenlemesinde bu İcmâ"-ı Ümmet kurullarıyla birlikte olmaları gerekmektedir.
Bu yazımızda biz de Genel Kıurmay Başkanımızın cemâatlerle ilgili çekincesini azıcık ele almak istedik. “Cum"a Tatil Kültürü” adlı kitabımızda bu konuyu derin ayrıntılarıyla açıklamaya çalıştık. Cemâatler siviliyle ve askeriyle çatışma içinde olmayacak. Sivil toplum örgütü olarak devlet ricali arasında yerini alacaktır. Spor ve müzik çalışmalarını cemâatler olarak yönlendirecek ve gençliği cemâatler ele alacak; milli ve manevi değerleriyle yoğuracaktır. Sivil siyasi irade ve asker, bilimsel çalışan bu sivil toplum örgütü cemâatlerden korkmayacaktır.
İşte ABD"de 5 milyon çocuk cemâat okullarında eğitilmektedir. Obama ve ordu, bu eğitim çalışmalarına kuşkuyla bakmamaktadır. Ancak bizdeki cemâatler, sadece şeyhinin tekelindeki cennete gidebilmek için aracı olmaktadır. Ancak şeyhinin eteğini öpen ve eteğine sarılan kişiler, tesihler çekerek ve Cevşenler okuyarak cenneti hak ettiğine inandırılmaktadır. Cemâatler Allah-kul arasında kalmaktadır. Oysa bizim kaleme aldığımız “Cum"a Tatil Kültürü” adlı kitabımızda cemâatlerin gençlikle ve gençliğin yetişmesi için spor ve müzik etkinliklerini yönlendireceğini vurguladık. Cum"a tatil gününde çeyrek final etkinlikleir, Haram Aylar kapsamında Kupa maçları cemâatlerce düzenlenecek ve Hacc mevsiminde de final karşılaşmaları yine cemâatlerce yönlendirilecektir.
Bizde cemâatler etrafa kafir damgası vurmakta, etraf da cemâatlere en tehlikeli atom bombası gibi bakmaktadır. Taliban gibi silahlı terör örgütleri de cemâat sayılamazlar. İnşallah ub konuyu zamanla daha iyi açıklığa kavuşturacağız.

 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim