• BIST 82.300
  • Altın 148,195
  • Dolar 3,8298
  • Euro 4,0711
  • Samsun 6 °C
  • Ankara 0 °C
  • İstanbul 7 °C
  • İMZAYI ATTILAR TAKIMLA BİRLİKTE ÇALIŞTILAR
  • BU ŞEHRİN ÇOCUKLARI SAMSUNSPORLUDUR !
  • CHİBUİKE TRANSFERİ NEDEN OLMADI ?
  • İMZAYI ATTILAR TAKIMLA BİRLİKTE ÇALIŞTILAR
  • BU ŞEHRİN ÇOCUKLARI SAMSUNSPORLUDUR !
  • CHİBUİKE TRANSFERİ NEDEN OLMADI ?

“AŞK MEDENİYETİNE YOLCULUK” ÜSTÜNE BİR EDEBÎ İNCELEME/3

Ali Kayıkçı

DEREBAHÇELİ/ALİ KAYIKÇI

   “AŞK MEDENİYETİNE YOLCULUK” ÜSTÜNE BİR EDEBÎ İNCELEME/3
   *”Deneme:  Herhangi bir konuda düşüncelerin serbest bir           şekilde ifâde edilip ortaya konduğu yazı türü-Sözlük”
 
 S
aygıdeğer Okuyucularımız!..
 Bugün de sizlere yine, Terme yöresindeki eğitim çevresinin olduğu kadar ilimiz ve ülkemiz kültür-sanat çevrelerinin de yakından tanıdığı bir isim olan “Şâir ve Yazar Ahmet Sezgin” kardeşimizin son eserinden,  “Deneme” türünde yazılmış bulunan “Aşk Medeniyetine Yolculuk”tan bahsetmek ve eserin metninde rastladığımız bâzı kelime hatâları üzerinde durmak istiyoruz.           İnceltme/uzatma (^) işareti konulmamasındaki hatâlar:
 Eserin 8-160. sayfaları arasında kullanılan kelimelerden, uzatma/inceltme  (^) işareti dediğimiz; “Hecelerin, uzatılarak söylenmesi için kullanılan; a, i ve u sesli harfleri üzerine konulan, (Arapça ve Farsça) dillerinden alınmış kelimelerden geldikleri için de uzatılarak okunmaları gerektiğinden, inceltme işaretiyle yazılmaları icap ettiği” (Bkz: Tahir Nejat Gencan-Dilbilgisi; Kanaat Yy. İst. 1991, s. 22-23) hâlde “şapka”sız yazılan, dolayısıyla da “konuşulduğu gibi” yazılmayan onlarca kelime var.  Bunların bir kısmı; Âkif gibi, Mevlânâ gibi, âti, millî  ve mânevî gibi… çok defa doğru yazılmalarına rağmen, aşağıdaki sayfalarda görüldüğü üzere, diğer kelimelerle birlikte, maalesef noksan çıkmışlardır: 
 Evliya (sy: 8, 13); Leyla (sY: 9, 11, 13, 15, 43); Mecnun (sy: 9, 13, 15, 89, 134); İmam-ı (9, 15, 71, 127); Azam (9); dava (10, 19, 21, 47, 52, 121, 123, 124); Karani (11), Mevla (11, 23, 42, 43, 68, 90, 116); selam (11, 18, 22, 23, 27, 32, 34, 76, 79, 123, 130, 149); İslam-iyet (13, 25, 26, 27, 31, 37, 45, 47, 62, 64, 68, 69, 71, 77, 80, 83, 87, 105, 106, 107, 108, 116, 151, 152, 153); istiklal (13, 23, 37, 64, 67, 84, 101, 159); Akif (13, 20, 25, 65, 67, 80, 84, 126, 146, 157); Fazıl (14, 20, 25, 31, 125, 130); Fatih (15, 47, 48, 49, 50, 53, 134); manevi (16, 24, 27, 35, 50, 51, 53, 61, 68, 70, 119, 122, 128, 132, 133, 145, 147);  mana (17, 69, 104, 105); ibadet (17, 157); helal (18, 24, 67, 102); irfan (18, 41, 51, 76, 79, 111, 115, 117, 126, 128, 132, 139, 146, 149); günah (18, 31, 80, 129); Mevlana (19, 90, 152, 153); sadece (19, 67, 69, 75); şair (20, 32, 37, 64, 66, 71, 73, 78, 84, 85, 88, 91, 93, 98, 101, 102, 118, 135, 137, 153, 159); dua (20, 23, 77, 84, 88, 90); yetim, hapis, hasta, kıraat, kütüp-hane (20, 111, 143, 151); iman (20, 26, 60, 75, 107); namus (21, 64, 99, 101, 122, 155); imtihan (22, 23, 136); ruh (24, 25, 26, 51, 53, 55, 59, 61, 67, 68, 76, 88, 91, 94, 99, 102, 119, 120); Rum (24); mücadele (24, 43, 76, 81, 83); milli (24, 141); hal-a-iyle (24, 53, 62, 69, 70, 74, 81, 85, 97, 102, 108, 109, 111, 112, 133, 135, 137, 140, 142, 144, 147, 150, 152, 158); sada (25); ilham (25, 126); fedakar-lık (26, 41); şehadet (26, 107); gaza (26, 50); evvela (30); Arif (31, 46, 88, 146); yar (32); Bakiler (34, 143); ati (35); istikbal (39, 41, 43, 62); ahlak-ı (42, 43, 51, 52, 53, 77, 81, 107, 120, 121, 122, 123, 145, 146, 151, 154, 156); hakikat (45, 113, 115, 127, 128, 129, 130, 138, 157); cihad (45, 52, 107); gaye (49); Teala (49); şehadet (50, 61, 67, 107); gazi (51, 52); ila-yı (52); zalim (52); nizam (52); vasiyet (52); hilafet (53); musikî (54, 85); mübarek (54, 64); meçhul (58); musalla (58); ayet (58); telakki (58, 59); vefat (60); hilal (63, 64, 67, 82, 87); celal (63); resul (63, 130); batıl (64); ebu (66); ezan (67, 72, 134, 150); izmihlal (67); imare (72); cenab-ı (72, 83, 129); cihan (73); Bektaş-i (77); nur-ı (78, 88); davet (79, 153); kemal (79); kelam (80); ilah-i (82, 128); cemal (85); evlat (86); lale-zar (87, 88, 137); sevda (87, 90, 91); itibaren (93); tabi (94); feryad (95, 100); adeta (97, 141, 147); ifade (104, 106, 107, 109, 110, 116, 124, 125, 139, 158); felsefi (105, 107); mesela (105, Kur'an (107, 114, 151, 154); adet (109); maddi (111); işgal (111, 117); felaket (112); sure (114); hafıza (131, 132, 133, 148); efsane (132) ve rahmet (159, 160).
 Görüldüğü üzere; oldukça fazla sayıdaki kelimeye  (^) yani inceltme/uzatma işareti konmamış. Bunları Sayın Sezgin, bilmediğinden değil, “çayı demlemeye bırakmayıp alelacele servis etmesi”nden, bâzıları için de sözlüğe bakmaktan üşenmesinden kaynaklanmıştır ve bize de bu ikramı, ağız tadıyla içmek nasîb olmamıştır, diyoruz…      
 Şimdi de gelelim şu “Uydurukça/Arı Türkçe/Ecerufça Dil meselesine:
 Eğitimci Şâir ve Yazar Ahmet Sezgin kardeşimiz,    “Aşk Medeniyetine Yolculuk” adını verdiği bu kıymetli eserinin  “İkinci Bölümü”nde;  “Türkçenin Feryadı”, “Dalgalan Ses Bayrağımız, Kâmus Namustur”,  “Kelimelerin İsrafı ve Bozulan Dengesi”, “Kavram Kargaşası”,  “Çağdaş Yokuşlarda Entel Takılmak”,  “Kitap Okumayan Nesil”,  “Neyi, Nasıl, Niçin Okumak?”, “Çırpınan Gençliğimiz”, “Erdemli Bir Nesil Yetiştirmek”,  “Eğitim Davamız ve Öğretmen Meselesi”, “Taassup ve Hakikat”, “Mankurtlaşan Aydınlar”, “Farkı Fark Et(me)mek”, “Kimlik ve Kişilik Sahibi Olmak”,  “Nerdesin Ey İnsanlık”,  “Teknolojiyle İnsanlığın Dönüşü”, “Mevlânâ'yı Anla (ma)mak”, “Hoşgör(me)mek” ve “Ağlayabilseydik” adını taşıyan (sayfa:  92-160'daki) makâlelerinde, bu konu üzerinde özellikle durmuş, ancak yine de  râhmetli Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu hocamızın, yaklaşık yarım asır öncesinden haber verdiği yanlışlara, bizzat kendisi düşmekten kurtulamamıştır.  
 Ne diyordu Hacıeminoğlu hocamız? Önce bunu bir hâtırlatalım:
 Üstâd Şâir ve Yazar Yavuz Bülent Bâkiler'in Türkiye  Gazetesi'nin 13 Temmuz 1996 günlü nüshasında yayımlanan, bizim de buradan alarak “İşte İnsan” adlı eserimizin 2. cildi 56–58.
sayfalarında aynen yer verdiğimiz, yıllar sonrasında ise “Yaş 65 Yolun Yarısı Eder/3” adlı eserimizde “40 Yıl Önce Konan Teşhis” başlıklı makâlemizde de okuyucularımıza duyurduğumuz bir röportajında Hacıeminoğlu, “Uydurmacıların Türkçemizi kemirmeye devam ettikleri”nin söylenmesi üzerine şu târihî tespit ve teşhiste bulunmuştur:
 “Bunlar iki büyük gruba ayrılırlar: Hainler grubu, gâfiller grubu. Hainler grubunun mensupları, uydurmacılık akımını neden ve hangi maksatla desteklediklerini gayet iyi bilmektedirler. Bunlar, yaptıklarının şuuruna varmışlardır. Bunların maksatları; Türkiye Türkleri ile Dünya Türklüğü arasındaki yegâne bağ olan ortak ana dilimizi yıkıp, yerine sadece Türkiye'dekilerin anlayabileceği yeni bir dil koymaktır. Bu tam mânâsıyla bir Moskof plânıdır.
 Uydurmacılığın öncülüğünü yapan hainlerin hüviyetleri şöyle: Komünistler, Türklükle alâkası olmayan kozmopolitler, beynelmilel teşkilât ve güçlerin emrinde çalışanlar, mazimize ve kültürümüze düşman aşırı inkılâpçılar.
 Gâfiller ise sayıca hainlerden daha çok ve daha zararlıdırlar. Çünkü robot gibi güdülür, kukla gibi oynatılabilirler. Hepsinde ortak olan vasıf, cehalettir. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
 - Uydurmacılığın, Türkçeyi özleştirip daha kolay anlaşılır bir dil hâline getireceğini sanan saf ve bön insanlar.
 - Ortaya atılan her yeni fikrin ve akımın arkasından şuursuzca koşan, moda meraklısı şahsiyetsizler.
 - Kendilerine 'geri kafalı', 'tutucu', 'gerici' denmesinden korkan ödlekler.
 - Uydurmacılığı, Atatürkçülüğün icabı sanan inkılâp yobazları.
 - Dikkat çekmek için yeni bir dil oluşturmaya kalkışan Donkişotlar.
 - İlimde-fikirde,-sanatta hiçbir varlık gösteremeyen zavallılar
 -Okullarda, uydurmacı öğretmenler tarafından beyinleri yıkandığı için buna samimiyetle inanmış suçsuz gençler.
 - TRT'nin, gazete ve dergilerin telkinine kapılmış masum vatandaşlar.
 - Akıl ve ruh hastaları.
 - Hiçbir değer taşımayan makâle ve kitaplarını kolayca neşretmek imkânını bulmak isteyen şöhret ve para düşkünleri.
 İşte kimine kızdığımız, kimine de acıdığımız bütün bu insanlar, uydurmacılık hastalığına tutulmuş olup, mikrop saçmaktadırlar.
 Bir de Türkçe veya yabancı asıllı kelimelere, Türkçede bulunmayan uydurma ekler getirilmek suretiyle yapılmış, hepsi de Türk dilinin gramer ve bünyesine aykırı kelimeler vardır. Meselâ:
 Sel/sal eki ile teşkil edilen: Kırsal, kentsel, töresel, yöresel, tarihsel, bilimsel, dinsel, tarımsal, ruhsal, kişisel, belgesel, eğitsel, bölgesel… gibi. Türkçede sal/sel şeklinde herhangi bir ek yoktur.
Bu ek Batı dillerinden alınmış, bilmeyenlere Türkçe diye yutturulmak istenmiştir. “Kırsal” yerine “kır bölgesi”, “Tarihsel” yerine “tarih olayı”, “tarımsal gelir” yerine “tarım geliri” ibareleri, hem
doğru, hem de Türkçedir.
 Bir de “al”, “el” ekiyle yapılan kelimeler de vardır ki bunlar da yanlıştır. Çünkü bu ek de Türkçe değildir. Fransızcadan alınmıştır. “Doğal”, “kural”, “özel”, “ulusal”, “tüzel”, “tümel”, “genel”
ve benzerleri uydurmadır, kullanılmamalıdır.
 “Ul” ve “l” ekleriyle yapılan kelimeler de Fransızcadan alınmıştır. Türkçede böyle bir ek yoktur. “Adıl, ardıl, buzul, kumul, çoğul, tekil, okul, koşul, siyasal ve anayasal…” gibi kelimeler uydurmadır. Kullanılamaz.
 “Ay”, “ey” ekleri de Moğolcadan aşırıldı. “Olay, düzey, birey, dikey, yatay, deney…” yanlıştır. Hele “deneysel, bireysel” gibi kelimeler katmerli uydurmalardır. “Tay” eki de Moğolcadır. “Danıştay, Sayıştay, Yargıtay, kurultay…” uydurmadır.
 “Man”, “men” ekinden yapılan kelimelerle “av”, “ev”, “v” ekleri ile yapılan kelimeler var ki bu ekler de Türkçe değildir.
 “Öğretmen, okutman, yazman, danışman, yönetmen, denetmen” yanlıştır. Öğretmen kelimesi çok kullanıldığı için tutunmuş ve yayılmıştır. Bunun gibi, “Görev, ödev, sınav, sorav, söylev” ve
benzerleri de yanlıştır.”
  * - * - * - * - * -          Merhûm Hacıeminoğlu Hocanın “Gâfiller” ve “Hainler Grubu” diye nitelediği gruplardan olmadığını kesinlikle bildiğimiz ve eserlerinden, sözlerinden, diğer yazılarından anladığımız kardeşimiz Ahmet Sezgin Bey, olsa olsa;            -Okullarda, uydurmacı öğretmenler tarafından beyinleri yıkandığı için buna samimiyetle inanmış suçsuz gençler.
 - TRT'nin, gazete ve dergilerin telkinine kapılmış masum vatandaşlar'dandır, diyoruz ve O'nun, yeni bir baskıda bu “uyduruk sözcükler”den, dili ile beraber eserini de kurtulacağına ve gelecekte şöhretinin il sınırlarımızı aşarak memleket bütünlüğüne, hatta millî sınırlarımızın da ilerisinde gönül dostlarımızın bulunduğu her bir yere de ulaşacağına inanıyoruz:
 Evrensel: (sy: 12, 82, 122, 123, 140, 153); oluşum, oluş-tur/mak:  (sy: 12, 96, 104, 125, 138); amaç: (12, 47, 68, 105, 119, 123, 125, 128, 144, 147, 160); örnek: (15, 20, 125); toplum-sal: 17, 115, 121, 141, 155); bilge-ce-lik: (17, 21, 83, 123, 137, 146); tüm: (17, 79); neden-iyle: (20, 26, 83, 119); öykü: (20); sınav; (21, 114, 118, 125); ödül:  (22); esenlik: (22); fiziksel: (22); sorumlu: (23, 68, 120, 121, 123, 151, 155, 158); dize: (33, 34); bilinç: (35, 39, 40, 42, 83, 112, 115, 120, 121, 131, 137, 142); özgür-lük: (41, 62, 125, 127, 138); bütüncül: (69); ilişki: (79, 113, 117, 119, 121, 145); ulusal: (81); uluslar arası: (81, 83); önyargı: (81, 127); erdem: (81, 84, 120, 122, 123, 125, 126, 127, 150, 156, 159); imge: (85); muştu: (86); okul:  (87); atılım: (93); onur: (94, 95, 122, 125, 157); düşünür (95, 124, 125, 141, 148); kültürel (96, 115, 144); özenti: (96); anlam: (99, 102, 105, 113, 115, 122, 153, 158); özdeyiş: (102); siyasal: (104); özgü: (105); ortam: (105, 119, 121, 145); bilim-sel: 106, 132, 147); algı: (105, 106, 108, 111, 117, 121, 129); yargı (108, 114, 145); görsel: (111, 112); içerik: (112; sanal: (113, 119, 121, 136); cinsel: (113); dürtü: (113); düzey: (113); eleştiri: (115, 129); yüzeysel: (117, 121); oran: (117); kaygı: (118, 120); sosyal: (120, 121); duygusal: (120); ruhsal: (121, önem: (121, 124); duygu: (123, 158); ilgi: 124); yoksun: (125, 158, 159); çözüm: (126); araç: (128); kişisel: (129); yitirmek: (131, 132, 133); özgüven: (141); birey: (142);  yapay: (147); çağrı: (150); simge: (159). 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim