• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Samsun 16 °C
  • Ankara 12 °C
  • İstanbul 18 °C
  • SAMSUNSPOR'A 83 BİNLİK REKOR CEZA
  • BASIN TOPLANTISI İPTAL EDİLDİ
  • GÖSKU YAŞADIĞI O ANLARI ANLATTI
  • SAMSUNSPOR'A 83 BİNLİK REKOR CEZA
  • BASIN TOPLANTISI İPTAL EDİLDİ
  • GÖSKU YAŞADIĞI O ANLARI ANLATTI

“AGOP”TAN “ATAÇ”TAN, YAZAN “TÂRİHÇİ”…

Ali Kayıkçı

*   “Bugünden sonra; divanda-dergâhta, bargâhta, mecliste- meydanda Türkçeden başka dil konuşulmaya!..”(Karamanoğlu Mehmet Bey–12 Mayıs 1277) 
*   “Türk eriyiz, silsilemiz kahraman/Müslüman’ız, Hakk’a tapan Müslüman…” (M. Âkif Ersoy; Safahat, İstanbul–1974, s. 533)
*     “Millî dil, sâdece yaşayan nesillerin dili değildir. O, geçmiş ve geleceği ile bir milleti kucaklar.  Onun için, milletler ve devletler, ‘millî dil politikalarını’ sâdece yaşayan nesillere göre değil, geçmiş ve geleceklerini de düşünerek plânlamak zorundadırlar. Halk, ‘yaşayan dille’ konuşur ve yazar, fakat aydınlar, hiç olmazsa kendi sahalarında ‘en geniş mânâsı ile millî dilini’ anlamak mecburiyetindedirler.” (S. Ahmet Arvasî-Size Sesleniyorum)
 *   “Ruhsal, parasal, soyut, boyut, yaşam, eğilim/Ya bunlar Türkçe değil yahut ben Türk değilim! 
Oysa halis Türk benim, bunlar işgâlcilerim/ Allah Türk’e acısın, yalnız bunu dilerim…”  (N. Fâzıl Kısakürek-Çile, s. 344)
*    “Hiçbir Türk cumhuriyetinde: “Özgürlük, koşul, gereksinim, önlem, örneğin, gökçe yazın, yır, dize, doğa, saptamak, neden… gibi kelimeler yoktur. Türk cumhuriyetlerinin Türkçelerinde sel-sal ekleri de kat’iyyen kullanılmamaktadır.” (Y. Bülent Bâkiler)
*     “…Demek ki; “Türk olmak” demek, Türk soyundan gelmektir amma, sâdece Türk doğmak da değildir. Türk olmak; Türk gibi düşünmek, Türk gibi hayâl kurmak, Türk gibi yürümek, Türk gibi inanmak, Türk gibi misafir kabul etmek, Türk gibi heyecanlanmak, Türk gibi mütevazı, hoşgörülü, fedakâr fakat yerine göre de gözü pek olmak, Türk gibi ağlamak, Türk gibi sevmek, Türk gibi celâllenmek, Türk gibi buğzetmek, Türk gibi Türk’ün ruh kökünü kavramak, Türk gibi Türk’ün mukaddesatını mübârek bilmek, Türk gibi Allahü Teâlânın ‘Sen olmasaydın, sen olmasaydın, âlemleri yaratmazdım’ diye buyurduğu Kâinat Efendisi’ne bağlı olmak, Türk gibi ‘Kur’ân’ın kölesi’ olmak, Allah aşkıyla donanmak, Türk gibi Îlâ-yı kelimetu’llah için mücadele etmek, Türk kültüründen ve Türk tarihinden iftihar ederek, bütün bunları şerefli bir hüviyet levhası hâlinde beynine raptetmek ve yanı şuur ile kalbine asmaktır.”  (M. Hâlilstin Kukul-Hem Okudum Hem de Yazdım/3, Samsun-Aralık 2015, s. 26)                                            
        
Saygıdeğer Okuyucularımız!.. 
Bilindiği üzere “uydurukça/arı dil” denilen ucûbenin dilimize sokulması ve milletimizin sözümona “aydın kesim”in ağzında ve kaleminde “ayrılık tohumları” ekmesi, Agop Martayan Dilaçar (1895–1979) ile N. Ataç (1878–1957) isimli, biri; öğretmen-idareci ve Ankara Üniversitesi,  DTCF Öğretim Görevlisi “gayrimüslim” bir vatandaşımız, diğeri ise, iftiharla “ateist” olduğunu söyleyen Ulus Gazetesi yazarı, iki “dil devrimcisi”nin öncülük ve gayretli ile bugünkü noktaya gelmiş; başta TC kimlikli insanlarımız ile Türk cumhuriyetlerindeki soydaşlarımız ve de halkımız ile kalem ehli insanlar arasındaki gönül bağlarının ve kültür zincirlerinin kopmasına zemin hazırlamıştır… 
 Süleyman Nazif merhûmun ifâdesiyle, “Türkçe milletimizin iskeleti” olmasına rağmen, bu akım sebebiyle vücut, âdeta kemik kanserine tutulmuş ve kaslarla sanki bağlarını koparmış bir durumuna düşmüştür…
Zorlama alfabe değişikliklerinin ardından gelen bu “dil devrimi” ile de “uydurukça kelime” virüsüne maruz kalan güzel Türkçemiz; ülkelerimiz ve insanlarımız arasındaki ekonomik ve beşerî bağları güçlendirecek yerde, âdeta ambargo koymakta ve düşmanların keyfine keyif katmaktadır…
Yine malûmları olduğu üzere; “Konuşulduğu gibi yazılan, yazıldığı gibi de okunup konuşulan bir dil olması” ile öğündüğümüz “güzel Türkçemiz”deki bâzı kelimeler,  (^) “inceltme/uzatma işareti” dediğimiz ve gelen harfin uzatılacağını gösteren işaret,  bir dilbilgisi kuralı olduğu gibi, benzer harflerle yazılan, fakat farklı anlam/mânâlar taşıyan kelimelerden de ancak bunlar vasıtasıyla ayrılır. Meselâ; hala ile hâlâ, hal ile hâl, yar ile yâr, kar ile kâr… gibi…
Bunları söylerken bir taraftan da okurken notlar aldığımız; yeni yayın hayatına başlayan “Karar Gazetesi”nin hediye kitaplarından olan “Selçuklu Arslanı” isimli, 236 sayfalık  “târihî roman”a bakıyoruz ve de tam (19) yerde “hâlâ” kelimesi yerine “hala” (sy: 22, 60, 65, 67, 72, 83, 86, 109, 115, 118, 132, 145, 160, 171, 195, 216, 218, 225 ve 230); tam 26 yerde ise “hâl/e/de/i” kelimesi yerine “hal/e/de/i”  (sy: 24, 41, 48, 56, 61, 85, 87, 97, 99, 119, 125, 127, 133, 141, 151, 153, 163, 164, 181, 182, 198, 2 8, 210, 216, 227, 234) ve “kârlı” kelimesi yerine de (karlı” (sy: 227) kelimelerinin (sıfat yerine isim şeklinde) yanlış yazıldığını görüyoruz. Diğer taraftan “selam” (sy: 15, 28, 50, 55, 68, 182, 236), “silah” (sy: 25, 52, 59, 67, 122, 153), “felaket” (sy: 26, 212), “helal” (sy: 29), lazım” (sy: 36, 52, 111, 122, 129, 162, 181, 236), “adet” (45, 93), “mana” (54, 56, 69, 111, 139), “Yadigar” (58, 61), “plan” (sy: 59, 153), “günah” (sy: 68), “İslam” (sy: 69), “günah” (sy: 69), “laf” (sy: 72, 80, 85, 102), “bela” (sy: 79, 197), “evlat” (sy: 153, 197, 198, 212, 235), “ıstıla” (sy: 195), “la” (218), “Yasin” (sy: 226), “Kur’an” (sy: 234) ve “musallat” (sy: 236) kelimelerine de (^) işareti konulmalıdır.         
Eserin 4-236. sayfaları arasında ayrıca, uzatma/inceltme  (^) işareti dediğimiz; “Hecelerin, uzatılarak söylenmesi için kullanılan; a, i ve u sesli harfleri üzerine konulan, (Arapça ve Farsça) dillerinden alınmış kelimelerden geldikleri için de uzatılarak okunmaları, inceltme işaretiyle yazılmaları icap ettiği” (Bkz: Tahir Nejat Gencan-Dilbilgisi; Kanaat Yy. İst. 1991, s. 22-23) hâlde “şapka”sız yazılan, dolayısıyla da “konuşulduğu gibi” yazılmayan, (yukarıdakilerin dışında)az sayıda da olsa, bâzı kelimeler daha vardır.  
Diğer taraftan;  “elit” (sy: 20), ,” oluşmak” (sy: 20, 223), “anı” (sy: 21), “amaç”(sy: 33), (sebep yerine) “neden” (sy: 81, 206), “yaşam” (sy: 135), “koşul” (sy: 136), “onur” (sy: 154, 186), (muhafazakâr yerine) “tutucu” (216), “belirgin” (sy: 223) gibi “uydurukça/Agop-Ataçça/Ecerufça/” zorlama “sözcükler” kullanılması da, “Selçuklu dönemini anlatan târihî bir eser”e, hiç de hiç yakışmamıştır…
“Fıkhî mânâda yapılan yanlışlar”a gelince: Eserin 69’uncu sayfasında,  (henüz Müslüman olmamış bir şahsa “Hazreti” denilerek “saygı” ifadesinde bulunulması, “Roman Kahramanı Selçuklu Arslanı”nın hasmına “canını almıyorum” (sy: 100), “Ben Allah’ın izni ile canını alacak olanım” diyerek kendisini âdeta “Azrâil aleyhisselâm” yerine koyması… çok büyük hatâdır.  
Diğer taraftan, harman yerinde pislemekte olan bir öküzün arkasına  (bir mutfak eşyası ve yemek kabı olan “sini”nin tutulduğunun belirtilmesi; hem millî kültürümüz ve örf ve âdetlerimiz ile bağdaşmadığı gibi aynı zamanda istikrahlı/tiksindirici bir tavır olması bakımından da “mutlaka düzeltilmesi” gereken bir tasvirdir, diyoruz...
Ve de bu his ve düşüncelerle kaleme aldığımız aşağıdaki mısralarımız ile Siz Saygıdeğer Okuyucularımızı başbaşa bırakıyoruz…
Kalbî sevgi ve saygılarımızla…
    = = = * = = =
“Agop”tan “Ataç”tan, yazan “târihçi”;
“Yûnus”un dilinden, utanmaz mısın?..
“Ahmet Yesevî”yi, nasıl görmezsin?!..
“Âşık Paşa” mürşid, bir anmaz mısın?
“Mevlânâ bağına, niçin girmezsin?..

“Agop”tan “Ataç”tan, “sözcük” kaparsın;
“İsimleri” tutar, “sıfat” yaparsın;
“Azrâil (*)” yerine, “adam” koyarsın!..
Sen nasıl “târihçi”, nasıl “edîb”sin?
Bir “kâfir” katili, “Hazret” sayarsın?..

“Konuştuğun gibi”, niçin yazmazsın?
“Agop”un tahtını, niçin bozmazsın?
“Kar” ile “kâr”ların, farkın sezmezsin?..
Sen nasıl “târihçi”, nasıl “edîb”sin?
“Necip Fâzıl” denlü, niçin kızmazsın?..

KAYIKÇ’Ali der ki, “Selçuklu” yazmak;
“Zâlim Moğol” gibi, “destursuz” gezmek;
“Hakk rızâsı” nerde, bunları sezmek…
“Târihçi-Edîb”e, önemli yüktür;
“Atalar” kalemden, daha büyüktür!..
-------------------------------------------
(*): Azrâil aleyhisselâm
 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim